İletişim | Hakkımızda
ANHA

6 yıllık dolaylı aktörler savaşı, artık gerçek aktörler savaşına dönüştü; Suriye Krizi – 1

DOSYA

HABER MERKEZİ – Uluslararası güçlerin Suriye’de yürüttüğü jeopolitik savaş, devrimin 6’ncı yılında, dolaylı aktörlerin elinden çıkar(ılar)ak artık gerçek aktörlerin eline geçmesine doğru evrildi ve böylece kriz tüm incelikleriyle netleşmiş oldu. Türkiye, Katar, İran, Rusya ve Amerika var güçleriyle Suriye’deki varlıklarını kalıcılaştırmak istiyor. Birbirine karşıt güçlerin karşıtlığı, azalıp artıyor. 6 yıl aradan sonra Suriye’deki düşmanlar birbirleriyle dost, dost olanlarsa düşman oluyor. Bu Suriye paradoksu, bu şekilde devam ediyor.

6 yılda Suriye krizini çözmeye dönük Cenevre 1, 2, 3, 4 ve Astana 1, 2 görüşmeleri gerçekleştirildi. Bu gelişmeler Suriye krizinin çözümüne dair hiçbir gelişme sağlayamadı, hiçbir sonuç elde edemedi. Tam tersine mevcut sorunları derinleştirdi. Suriye krizinin çözümünde gerçek temsilciler olan Demokratik Kuzey Suriye Federasyonu temsilcileri görüşmelerden uzak tutuldu. Bu da var olan savaşı yeni bir boyuta taşıdı. Vekalet yoluyla yürütülen savaş, artık savaşın esas sahipleri olan ve sahada kendi sembolleri ile hareket eden Türkiye, Katar, İran, Rusya ve Amerika gibi güçlerin arasındaki savaşa dönüşüverdi. Suriye savaşının başlangıcındaki savaş destekçileri 6 yıldan sonra değişim içerisine girdi ve artık eski dostlar düşman; eski düşmanlar da dost oluverdi.

Suriye krizine jeopolitik bakış

Suriye krizi, 15 Mart’ta 7. yılına giriyor; Suriye rejimi ile rejim karşıtı muhalif güçlerin herhangi bir çözüm projesi ufukta görünmüyor. Hal böyleyken Rojava-Kuzey Suriye’de federasyon modeli çözüm için kendisini örgütlüyor. Ve öte yandan vekalet verilerek yürütülen savaş 6 yılda geldiği noktada artık vekalet verenlerin, yani savaşın esas aktörleri arasında yapılan savaşa dönüştü. Üstelik krizin gerçek sahipleri olan uluslararası taraflar açısından Suriye, Ortadoğu’da stratejik, ekonomik ve jeopolitik öneme sahiptir. Şu an Şehba bölgesinde devam eden çatışmalar ve İdlib üzerindeki pazarlıklar, bu stratejik ve jeopolitik önemin somut göstergeleridir. Şu an Kuzey Suriye toprakları içerisinde yer alan küçük bir bölge üzerinde; yani Fırat Nehri’nden Akdeniz’e kadar uzanan bölgede uluslararası ve bölgesel 5 ülkenin güçleri savaşıyor.

Suriye rejim güçlerinin elinde yer alan Akdeniz kıyıları, jeopolitik haritada Asya Kıtası’na açılan kapı olarak duruyor. Bu nedenle deniz gücü olan Amerika ve Rusya için; yani Amerika’nın öncülük ettiği Atlantik güçleri ve Rusya’nın öncülük ettiği Avrasya güçleri için stratejik öneme sahip. Amerika’nın öncülüğündeki Atlantik Güçler; karşıtlarını kuşatmak, onları Akdeniz’den uzak tutmak; ayrıca Avrasya’ya açılabilmek ve zenginliklerini elde edebilmek amacıyla jeopolitik öneminden dolayı Suriye’yi hakimiyeti altına almak istiyor. Diğer taraftan ise Rusya’nın öncülük ettiği Avrasya Güçleri; kendisine dayatılan kuşatmayı kırmayı ve Akdeniz’e ulaşmayı hedefliyor.

Rus Jeopolitik Uzmanı Alexander Dosvrski: “Bu bölge 3 kıtayı; Afrika, Avrupa ve Asya kıtalarını birleştiriyor. Avrupa ve Afrika kıtalarının hava savunma sahasıdır” diyor.

Yazar Alexander Dugin’in, ‘Jeopolitika İlkeleri, Rusya’nın Jeopolitik Geleceği’ adlı kitabında yer alan bir yazıda, “Rusya, Suriye’de eğer Esad rejimine destek vermekten vazgeçerse bu jeopolitik intihar anlamına gelir” der.

Yine Suriye’nin jeopolitik konumu; körfez ülkelerinin petrol boru hattı için, Tahran-Bağdat Petrol Boru Hattı ve İsrail’in savunması için önemlidir.

O yüzden bu bölgenin jeopolitik önemi, bölge halklarının tutuşturduğu devrim kıvılcımlarını cılızlaştırdı, buna karşılık da uluslararası güçlerin bölgede iktidarlarını genişletme hayallerini güçlendirdi.

Devrimin gerçekliğine dönersek, toplumsal, kültürel, ekonomik ve politik gelişmelerin önünü alan iktidar rejimlerini yıkmak için direnen ve farklı mozaiklere sahip olan bölgenin orijinal halklarıyla karşılaşacağız. Yani jeopolitik önem bakımından bu bölge, uygarlıksal halklar mozaiğine sahiptir.

Devrim içerisinde halklar mozaiği

Akdeniz kıyı şeridi de dahil olmak üzere üç kıta arasında bulunan bu coğrafyada farklı etnik kökene sahip 8 millet yaşıyor. Bunlar; Arap, Kürt, Ermeni, Süryani, Asuri, Türkmen, Çeçen ve Dürziler. İnançlar ise ağırlıklı olarak Müslümanlık, Alevilik, Hristiyanlık, Êzîdîlik ve Dürzilik. Üstelik tüm bu halklar ve inançlar Suriye coğrafyasında iç içe geçmiş ve dağınık halde yaşıyor; fakat Kürtler daha çok Kuzey Suriye’de, Dürziler ise Güney Suriye’de meskendirler.

Bu halkların çoğu devrim içerisinde aktif yer alarak değişimden yana tavır koydu. Ancak Suriye rejiminin baskıları, mevcut hareketlenmeyi örgütleyemeyen muhaliflerin tutumu ve yukarda bahsettiğimiz jeopolitik savaş, devrimin gidişatına engel çıkardı. Krizin 7. yılında Suriye muhalif güçleri arasından şimdiye kadar (Kuzey Suriye Statüsü dışında) çözüm sunabilecek herhangi etkili bir güç ortalıkta kalmamış görünüyor. Krizin son yılında ise muhalif güçlere bağlı çeteler Türk ordusu çatısı altına girip Şehba’yı nefessiz bıraktı ve buna bağlı olarak da muhalif güçlerin politik gücü Riyad ile İstanbul arasında eriyip gitti.

Hakimiyet bölgeleri

2016 ve 2017 yıllarında Suriye’nin askeri bölgeler haritası altüst oldu. Şu an Suriye’nin 14 bölgesinin durumu şöyle:

İdlib SUK çetelerinin elinde.

Reqqa ve Hesekê eyaletinde yer alan bölgelerin büyük bir kısmı YPG ve YPG’nin öncülüğünü oluşturduğu QSD’nin elinde. Her iki bölgenin çok küçük bir kısmı halen DAIŞ’in elinde.

Halep Eyaleti; rejimin, QSD’nin ve Türk devleti çetelerinin hakimiyetinde

Şam, Humus, Hama ve Siwêda bölgelerinin büyük bir bölümü rejimin elinde, geriye kalan küçük bir bölüm ise SUK, DAIŞ ve El-Nusra’nın elinde.

Tartus ve Lazkiye bölgesi tamamen rejimin elinde.

Dera ve Şam’ın çevresi; rejim, SUK ve El-Nusra arasında paylaşılmış durumda.

Dêrazor’un nerdeyse tamamı DAIŞ’in hakimiyetinde, rejimin hakimiyeti ise sadece küçük bir bölgeyi kapsıyor.

Suriye savaşının genel savaş bilançosu

Suriye İnsan Hakları Gözlemevi’nin bir raporuna göre 6 yılın savaş bilançosu şöyle:

321 bin 358 kişi yaşamını yitirdi.

Bunların 17 bin 411’i çocuk, 10 bin 847’si ise kadın olmak üzere 96 bin 73 sivil.

57 bin 296 kişi de yabancı çetelerden ve Hizbullah üyelerinden oluşuyor.

Ayrıca hayatını kaybeden bu sivillerden 113’ü çocuk, 56’sı kadın olmak üzere 14 bin 661 sivil Baas rejimi zindanlarında öldürüldü. 46’sı çocuk 25’i kadın olmak üzere toplamda 242 sivil ise Türkiye-Suriye sınırı üzerinde işgalci Türk ordusu tarafından katledildi.

Şu ana dek DAIŞ, rejim ve SUK tarafından kaçırılan 11 bin 900 sivilin akıbeti halen bilinmiyor.

Yaşanan savaşlarda şimdiye kadar 2 milyon Suriye vatandaşı yaralandı ve birçoğu sakat kaldı.

BM Mülteciler Yüksek Komiserliği’nin yayınladığı 9 Mart tarihli raporda 4.9 milyondan fazla Suriye vatandaşı dışarıya göç etti. 6.3 milyon vatandaş ise Suriye içerisinde, yani kendi topraklarında göçmen oldu. 3 milyon Suriyeli bebek, gözlerini savaşın içinde açtı. Bunun yanında şu an 2.8 milyon insan halen savaş alanlarında ölüm tehlikesiyle yaşıyor. 280 bin sivil ise ağırlaşmış savaş koşullarında çevrelenmiş halde yaşam mücadelesi veriyor.

Dr. Emar Yusuf adındaki ekonomi uzmanının yaptığı bir araştırmaya göre Suriye savaşının ekonomik zararı bin 170 milyar dolara (yani 1 trilyon 170 milyar dolara) ulaştı. 2 milyon 400 bin bina yerle bir edildi. Sanayinin %67’si çöküşü yaşıyor. Suriye lirası büyük değer kaybına uğradı ve halen değer kaybetmeye devam ediyor. Bunlarında yanında; tarım ve hayvancılık, turizm, sağlık, ekoloji, petrol, elektrik şebekeleri, su ve kanalizasyon gibi altyapı hatları büyük oranda zarar gördü. Eğitim binalarının ancak  %30’unda eğitim verilebiliyor. Bu da eğitimin ne durumda olduğunu gösteriyor. Aynı raporda sağlık merkezlerinin %45’inin yıkıldığı ve sağlık kadrolarının %37’sinin kaybedildiği belirtiliyor. Suriye genelinde halkın %89’u yoksulluk sınırının altında yaşıyor.

Gerçek aktörlerin savaşı

Suriye krizinin son yılında rejim ve muhalefet içerisinde halkın rolü ortadan kaldırıldı. Üstelik şu an Suriye konusunda kararlar alan ve krizi sürdürenler, artık uluslararası güçlerin kendisidir.

Bu arada muhalif grupları da ellerindeki bölgelerde yeni ve örnek olabilecek bir devrim statüsü ortaya çıkaramadılar; çıkaramadıkları gibi politik tıkanmaya da sebep oldular. Bu nedenle muhalif grupların elinde bulunan bölgelerin nerdeyse tamamı ‘Virane Bölgeler’ haline geldi. Tabi öte yandan Baas rejimi de diktatörlüğünü sürdürüyor. Fakat mevcut kriz içerisinde, sadece Kuzey Suriye’de yer alan bölgeler çözüm yolunda devrime örnek olacak yeni bir statü örneğini gösterebildiler.

YARIN: Savaşı artık gerçek aktörler olan Rusya ve Amerika yürütüyor

(ge/cj)

ANHA