İletişim | Hakkımızda
ANHA

Abdullah: Tasfiye planı bölgeseldir

HABER MERKEZİ- Mıhemed Abdullah: “Kerkük ve Şengal’de yaşananlar Kürtlere karşı bölgesel bir tasfiye konseptidir. Bu konsept ancak ulusal birlikle boşa çıkarılabilir.”

Tevgera Azadi (Kürdistan Özgür Toplum Hareketi) Eş Başkanı Mıhemed Abdullah, son kaç gündür Kerkük, Germiyan ve Şengal’de yaşananların bir utanç kaynağı olduğunu belirterek, yaşananların Aş Betal’den, Halepçe katliamından farksız olduğunu, söyledi.

ANHA’ya konuşan Abdullah, Kerkük, Şengal, Germiyan’da yaşananları ahlaksızlık olarak değerlendirerek, bu planların işgalci güçler tarafından kurulan plan sonucunda gerçekleştiğini ve bunun içinde bazı güneyli güçlerin de yer aldığını, kaydetti.

Kürtler yeni bir Syks-Picot’la yüz yüze

Kerkük’te yaşanan teslimiyetin Kürt kazanımlarını tasfiye amaçlı bölgesel güçler tarafından kurulan bir plan dahilinde geliştiğine dikkat çeken Abdullah, “Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan üzerindeki tehlike, Türk devletinin saldırıları, Kerkük, Şengal olayları bölgesel bir konseptin sonucudur. Bu plan Kürtleri yeni bir Syks-Picot’a mahkum etmek için geliştirilmektedir” dedi.

Kürt halkının kaderi üzerinden kendi menfaati için kirli planlar kuranların büyük bir ahlaksızlık yaptıklarını, bu planlarla parti ve aile iktidarlarının hedeflendiğini belirten Abdullah, planların Kürdistan işgalcileriyle, sömürgecileriyle ortaklaşa kurulmuş olmasının da trajik bir durum olduğunu söyledi.

Yapılanlar Halepçe katliamı kadar ağırdır

Son günlerde Güney Kürdistan’da yaşananları Halepçe katliamı ve 2014 Şengal Êzidi fermanıyla kıyaslayan Abdullah, şöyle konuştu: “Bugünlerde halkımızın geleceği üzerine kurulan bu kirli planların Halepçe katliamından, Şengal’de yaşatılan fermandan aşağı kalır hiçbir yönü yoktur. Bugün halkımız üzerinden farz kılınan tasfiyenin bir tarafında Araplar ve Türkler, diğer tarafında da iç iktidar güçleri vardır. Şengal’in bugün terk edilmesi 3 Ağustos 2014’te katliama terk edilmesiyle aynıdır. Ne acıdır ki bunun içinde güneyli bazı güçler de yer almaktadır.”

Kürtlere dönük komplolarda Kürtlerin yer alması kabul edilemez

“Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’a dönük komplodan tutalım, Kürdistan’a yönelik geliştirilen bugünkü komplolara kadar Kürdistan’ı işgal eden güçler ile Güney Kürdistanlı bazı güçler ortak hareket ediyorlar” diyen Mıhemed Abdullah, işgalci güçlerin bu işbirlikçi kesimlere dayanarak komploları geliştirdiğine ve bu durumun da Kürdistan’da son derece tehlikeli gelişmelere neden olduğuna vurgu yaptı.

Referandum planın bir parçasıydı

KDP’nin kendi zoruyla gerçekleştirdiği sözde bağımsızlık referandumunun da tasfiye konseptinin bir parçası olduğuna işaret eden Abdullah, Güneyli güçlerin de kurulan bu plana aracı olduğunu ifade etti.

Abdullah konu hakkında şu değerlendirmelerde bulundu: “Oyunu asıl kurgulayanlar dış güçlerdi. İsrail’in bir oyunuydu. Türkiye ve İran bu oyundan çıkar sağlamaya çalıştılar. Şimdi dikkat edin Türk sömürgeci güçleri Kuzey Kürdistan sınırından Güney Kürdistan’a saldırıyorlar. İran devleti dün Haci Ümran mıntıkasına top atışını yaptı. Haci ümran sınır kapısı da Haşdi Şabi’ye verildi. Çünkü Haşdi Şabi büyük oranda İran’a bağlı güçlerdir. Ve tam da bu dönemde Türkiye ile İran arasında çok yoğun bir askeri diplomasi ve işbirliği var. Ama maalesef Güney Kürdistanlı güçler bu tehlikeye karşı adım atmak bir yana aracı oluyorlar.”

KDP baş sorumludur 

Kendilerinin referandum tartışmaları başladığından beri sürekli olarak tehlikelere dikkat çekerek karşı durduklarını, ancak KDP’nin kendi zoruyla böyle bir süreci hazırladığını, ifade eden Abdullah, yaşanan durumdan baş sorumlu olarak KDP’yi gösterdi.

Abdullah devamla, “Bu durumun baş sorumlusu KDP ve Barzani ailesidir. Fakat Güney Kürdistan’da referanduma hayır diyen cephe dışında diğer güçler de bu referandum kararına destek verdiler ve dolayısıyla bugün ortaya çıkan tabloda onların da sorumluluğu vardır. Biz halkların ortak yaşamını esas almaya çalıştık, bunun için de mücadele ettik. Ama maalesef kirli planları kuran dış güçler ve Güneyli bazı güçler bu tabloyu bilerek yarattılar. Bu durumu ortaya çıkaran Güneyli güçler ve sorumlular kesinlikle yargılanmalı ve hak ettikleri cezayı almalıdırlar” dedi.

Ulusal duruş Rojava gibi olur

Rojava’nın tüm saldırılara rağmen geliştirdiği direniş ve kurduğu sisteme dikkat çeken Abdullah, yurtseverlikten söz edenlerin dönüp Rojava’ya bakmaları gerektiğini söyledi.

“Bakın bugün Efrin’de Türk sömürgeciliğine karşı direnen güç var. Çünkü gerçek yurtsever ve devrimci bir güçtür” diyen Abdullah, bağımsızlıktan söz eden KDP’ye de madem yurtseverseniz neden Efrin gibi direnmediniz, sorusunu yöneltti.

Abdullah, “Direnmezler, çünkü bunların yurtseverlik duyguları değil, çıkar kaygıları var” diyerek şöyle devam etti: “ Kendi paralarını, bankalarını sağlama almak istiyorlar. Çünkü saldırılar geliştiğinde peşmergeye çatışmayın talimatı veriliyor. Peki madem bağımsızlık diyorsun, devlet diyorsun ve karşında senin varlığını kabul etmeyen, sana saldıran bir güç var, o zaman neden kendi savunmanı gerçekleştirmiyorsun? Neden bu güçlerle ortaklık yapıp kendi halkına dönük böylesi kirli ittifaklara giriyorsun?” diye sordu.

Tek yol ulusal birlik

Kürtlerin ulusal birlik dışında hiçbir çıkar yollarının olmadığının altını çizen Abdullah konu hakkında şu değerlendirmeyi yaptı: “Kürtler için ulusal birlikten, ortak savunma güçlerinden başka tek bir çıkar yolu yoktur. Şimdi Güney Kürdistan’da ortak bir siyaset yok, ortak bir ekonomi yok, ortak bir gelecek tasavvuru yok. Bu çok ciddi bir tehlikedir. Şimdi bu parçalı ve ailevi, partisel çıkar eksenli siyasetleri yeni bir Sykes-Picot’a neden oluyor.

DAİŞ’in başkenti olarak ilan ettiği yer Kürtlerin öncülüğünde halkların ortak savunma güçleriyle özgürleştirilirken, Güney Kürdistan güçleri de yürüttükleri yanlış siyasetlerinden bir an önce vazgeçmeli, halklarla ortak yaşamı esas alan demokratik bir siyaset ve sistemi geliştirmelidir.”

ANHA