İletişim | Hakkımızda
ANHA

Astana’dan Cenevre’ye Kadar

ANALİZ

HASAN KARASUNGUR

Ortadoğu siyaseti çok dinamik. Her siyasi olay ve gelişme için kriz masası gibi bir yaklaşım içerisine girmek gerek. Derin bir yaratıcılık ve yoğunlaşma olmadan istenilen sonucun alınabilmesi mümkün değil. Ortadoğu’da aktif ve dinamik olmayanların, gelişmelerin hızına ayak uyduramayanların kaybedeceği, Ortadoğu’nun ispatlanmış gerçekleridir.

Şüphesiz, doğru bir stratejide siyaset yapmak her şeyden önce gelir. Ancak şu da bir gerçektir ki, Ortadoğu’da halk desteğine ve askeri güce dayanmayan bir siyasetin sonuç alması mümkün değil. Böyle olduğu kanıtlanmış olan bu iki olgu Özgürlük Hareketi’nde ve Rojava Devrimi’nde görülüyor. Kürt Halkı’nın direniş diyalektiği bu açıdan çok zengindir ve bir o kadar da öğreticidir. Kürtler niçin kazanıyor? Bir, çünkü örgütlü bir halk desteğine sahipler. İki, kararlı bir askeri güce sahipler. Üç, fedai bir ruha ve hamlesel bir yaratıcılığa sahipler. Dört, çünkü doğru bir askeri stratejiye; ve bu askeri stratejiye göre politik-taktik, planlı, sonuç alıcı ve etkili bir kapasiteye sahipler. Beş, çünkü örgütlü olmalarının yanında mücadelelerinde inançlı ve ısrarlılar; ayrıca her şeyden önce Önder Apo’nun insanlığı aydınlatan felsefe ve teorisine sahipler. Rojava Devrimi’nin ve Özgürlük Hareketi’nin 40 yılı aşkın yürüttüğü mücadelenin gelişme diyalektiğine baktığımızda bu gerçeği rahatlıkla görebiliriz.

Bilindiği üzere, DAIŞ ve El-Nusra gibi faşist çete grupları bundan sonra yenilgiye doğru yol alacaklar. Bu faşist çete gruplarının, Suriye toplumlarının geleceği ve kaderi üzerinde hiçbir rolleri olmayacak. Bu faşist çete grupları, tehlikeli ve barbar rollerini zaten yeterince oynadılar. YPG/YPJ, QSD ve Kürt Halkı’nın, DAIŞ’in kırılmasında oynadığı onurlu rolün hakkını muhakkak vermek ve hiçbir zaman bu rolü unutmamak gerekir.

Türk devletinin tüm hesabı ve hedefi Rojava Devrimi’ne dönüktür

Halep’in son durumundan sonra bir değişikliğin ortaya çıktığı da doğrudur. İşgalci Türk Devleti kendi güdümündeki çetelere ihanet etti. Bunun üzerine Rusya da işgalci devlete Bab’a kadar gidebilmesinin  yolunu açtı. Kuşkusuz işgalci Türk devletinin tüm hesabı ve hedefi Rojava Devrimi ve Demokratik Kuzey Suriye Federasyonu’na dönüktür. Tabi işgalci Türk devletinin Bab ve Kuzey Suriye bölgesinde ne zamana kadar ve niçin kalacağı da önemli bir meseledir. Konjonktürel olarak Efrîn ve Minbic’in birleşmesinin önüne geçmiş olabilir; ancak sonuç olarak işgalci Türk devleti nasıl ki Bab’ta kalıcı değilse, kantonların birleşmesi de hep gündemde olacaktır. Bu konuda Rusya’nın ve Suriye rejiminin tutumunda ne gibi değişiklik olacağı da önemlidir. Rojava Devrimi’nin tutumu kuşkusuz ortada. İşgalci Türk devleti güçlerini Kuzey Suriye’ye öyle rahatça ve sorunsuz bir şekilde yerleştiremez ve kalıcı olamaz.

Şu bir gerçektir ki, Rusya ve Suriye Rejimi, Türk devletine bağlı çetelerin Halep’te tasfiye olmasından sonuç aldı ve bundan memnunlar. Fakat unutulmamalıdır ki DAIŞ, Halep çevresinde özellikle Suriye topraklarında halen önemli bir güç. Dêrazor, Palmira, İdlib, Humus ve Şam çevresinde Cephet El-Nusra varlık gösteriyor. Halep’te sonuç alan sadece Rusya ve Suriye Rejimi değil, aynı zamanda Kürt Halkı da, Halep’in Şêx Meqsûd ve Eşrefiyê mahallelerinde sergilediği destansı direnişle tarihi ve başarılı bir sonuç aldı. Rusya, bu temelde Suriye krizi konusunda inisiyatifi elinde bulundurmak istiyor. Amerika, Minbic’ten sonra Bab ve Halep’i Rusların inisiyatifine bıraktı, Ruslar da bundan iyi istifade ederek bu gerçekliğe göre politika üretti. Astana’da yapılan toplantı bu gelişmelerin bir sonucudur.

Astana’dan çok güçlü bir sonuç çıkması beklenemezdi

Astana Toplantısı’na katılan güçleri ve kesimleri göz önüne aldığımızda, toplantının özü daha iyi anlaşılıyor. Dikkat edilirse Amerika çok düşük bir seviyede toplantıya iştirak etti. Yani uluslararası koalisyonun toplantıya katılmadığını söyleyebiliriz. Zaten toplantının başını çekenler Rusya, İran ve Türkiye idi. Toplantıda başka kim vardı ki? Muhalefet adına onlarca çete grubu katılmıştı ve bu çete gruplarının nerdeyse tamamı Türkiye güdümündeki gruplardı. Bazıları da Suudi Arabistan ve Katar’ın etkisinde olan gruplardı. Şüphesiz Astana’nın çerçevesini oluşturan bu yapılardan çok güçlü bir sonuç çıkması beklenemezdi, nitekim öyle de oldu. Bu noktada Kürt halkının rolü önemlidir. Açıktır,Türk devletinin ısrarından dolayı Kürtler Astana’ya davet edilmedi. Peki Kürt Halkı gibi örgütlü, proje sahibi ve önde gelen bir güç ve uluslararası koalisyonun Astana’ya katılmamasıyla Suriye krizini çözme adına toplantıdan böyle bir sonuç çıkmayacaktı da nasıl bir sonuç çıkacaktı? Toplantıya katılan ve aralarında çelişki bulunan İran ve Türkiye’nin Suriye krizinin çözümüne ilişkin ne kadar istekli oldukları; ayrıca Suriye Rejimi’nin ve muhalefetinin tutumu da ortadadır. Rusya psikolojik açıdan sonuç aldığını söyleyebilir; ancak siyasi açıdan Astana’dan bir sonuç alamadı ve bu hep böyle sürüp gitti. Askeri anlamda ateşkes kararı alındı; fakat bu karar aslında önceden vardı.

Astana görüşmelerine katılanlar; Rusya, Suriye, Türkiye ve İran’dı. Diğer katılanlar ise birer paravan olan faşist çete gruplarıydı. Onlar da zaten işgalci Türk devletinin siyaset perspektifiyle oradaydı.

Kürt halkı, MSD ve Federasyon yönetimi tavrında haklıdır

Kürt halk yönetimi ve örgütleri, yine Demokratik Kuzey Suriye Federasyonu ve MSD (Demokratik Suriye Meclisi tekrar tekrar bir gerçeği dillendirdiler. “Suriye krizini çözme adına düzenlenen toplantılarda bizler de yer almazsak, o toplantıların bir anlamı olmaz ve yapılan görüşmelerden kayda değer kararlar çıkmaz” dediler. Yine, “Katılmadığımız (davet edilmediğimiz) toplantılardan çıkan kararlar bizi bağlamaz” denildi. Şüphesiz bu noktada Kürt halkı, MSD ve Demokratik Kuzey Suriye Federasyon Yönetimi haklıdır ve bu konuda ne kadar ısrar etseler haklıdırlar.

Bu tarzda son bulan Astana Toplantısı sonrası Rusya, ABD başkanlık değişiminden doğan boşluktan da istifade ederek yeni bir hamle geliştirmek istedi. Rusya’nın bu hamledeki amacı, Astana’ya katılmayan örgüt ve grupları tamamen süreç dışındaymış gibi ele almamak ve esas siyasi konuları bu kesimlerle tartışmak. Rusya, çıkarları doğrultusunda Kürtlerin 2. görüşmelere katılması gerektiği kanaatine vardı. Bilindiği üzere 14 örgüt ve grup, 2. Moskova Toplantısı’na katıldı. Bu grupların çoğunluğu ya Rusya’nın etkisinde ya da ona yakın. En dikkat çekici olansa PYD’nin katılımı. ‘Sorunlar Rusya ve PYD arasında çözülmek isteniyor’ gibi bir izlenimle mevcut sorunların çözümü için toplantıda tartışmalar yürütüldü.

Tartışma ve müzakere yürütmek anlamlıdır

Yine bilindiği üzere toplantıda Rusya, hazırladığı Suriye Anayasa Taslağı’nı katılımcılara sundu. Yaklaşım ve tarz bağlamında, yürütülen siyasi tartışmaların ve mevcut müzakerelerin bir değeri, bir anlamı vardır. Ancak anayasa çerçevesinde ya da içerik olarak taslağa baktığımızda; makul bazı konular içerse de mevcut sorunlara cevap olamayacağı açıktır, eksik ve yetersizdir. Toplantıya katılan PYD temsilcisi de Demokratik Kuzey Suriye Federasyon Projesi’ni toplantı gündemine koyarak alternatifini sundu. Bu toplantıdan da kuşkusuz bir sonuç çıkmadı, çıkmayacaktı. Sadece bir toplantıda anayasa çerçevesinde çözüm bulmak zordur, hatta mümkün değildir. Fakat gündemi belirlemek, tartışma ve müzakere yürütmek anlamlıdır.

Kürt halkı ve Kuzey Suriye’de yaşayan Arap, Asuri, Süryani, Türkmen, Çeçen, Çerkez.. vb halklar için en uygun proje şüphesiz federasyondur. Kuzey Suriye Federasyonu, aynı zamanda Suriye’deki tüm sorunların çözümü için bir perspektiftir. Yani nasıl ki Kuzey Suriye halk bileşenleri örgütlendiler ve federasyon ilan ettiler; Suriye genelinde de buna benzer, bölgesel gerçeklere göre 3-5 federasyon kurulur ve bu temelde demokratik ve federal yeni bir Suriye inşa edilir. Rusya’nın sunduğu taslak da ayrı bir konudur, Demokratik Kuzey Suriye Federasyonu Projesi de ayrı bir konudur. Gelecekte bu konuların tartışılacağı ve bu konularda müzakereler yürütüleceği açıktır. Fakat şunu söyleyebiliriz; geldiğimiz aşamada ulus-devlet zihniyetiyle Suriye’nin tek sorunu bile çözülemez. Arada yamamakla da olmaz.

Özgür ve kardeşçe yaşamın anlamı Kuzey Suriye Federasyosyonudur

Doğru ve yerinde olan proje; tüm toplumların, kültürlerin ve inançların kendisini içerisinde bulabileceği projedir. Bu projeyle, yani federasyon şeklinde örgütlenmiş, demokratik ve federal olacak olan yeni Suriye’yle; demokratik ulus perspektifinde özgür ve demokratik toplum temelinde kardeşçe yaşanılır. Bunun anlamı, Demokratik Kuzey Suriye Federasyonu’dur.

Kuşkusuz süreç işlemeye devam ediyor. Bir taraftan Suriye topraklarında devam eden bir savaş var, diğer taraftan da krizin çözümüne dönük yürütülen siyaset ve müzakere çabaları var. ABD’deki başkanlık değişimi nedeniyle Amerika’nın bu konularda nasıl bir tutum içerisine gireceği daha tam net değil. Trump’ın güvenli bölge oluşturmak istediği belirtiliyor. Suriye’de oluşturulması planlanan bu güvenli bölgelerin nerelerde ve kaç tane olacağı; buna karşın Rusya’nın ve Suriye Rejimi’nin tavrının ne olacağı da önemlidir.

Rojava Devrimi kuşkusuz bugüne kadar özgür iradesiyle kendini üçüncü çizgi olarak ilan etti ve bundan sonra da öyle olacaktır. Fakat her çelişki ve siyaset nasıl ki belirli bir etkide bulunuyorsa, Kürt Halkı ve Rojava Devrimi de etki yaratacaktır. En önemli nokta ise, özgür iradenin kendisini her türlü şartlarda koruyabilmesidir; ancak Suriye gerçeği ve tablosu da göz önünde bulundurulmalıdır ki Rojava, projesini kabul ettirebilsin.

4’üncü Cenevre toplantısı da gündemde

Astana ve Moskova toplantılarından sonra 4’üncü Cenevre toplantısı da gündemde. Toplantının Şubat ayı sonunda yapılacağı söyleniyor. Şu an herkes hesaplarını ve hazırlıklarını biraz da 4’üncü Cenevre Toplantısı üzerinde örgütlüyor. 1. 2. ve 3. Cenevre toplantısının hikayesi biliniyor. Hepsi de sonuçsuz ve başarısız sona erdi. Şüphesiz bunun farklı farklı nedenleri var. Ancak sonuçsuz kalmasının ve başarısız olmasının en önemli nedenini, Rojava Devrimi’nin ve Kürt Halkı’nın katılmaması (davet edilmemesi) tartışma götürmez bir gerçektir. Eğer bu Cenevre toplantısı da diğerleri gibi aynı yaklaşım ve perspektiflerle düzenlenirse sonuç yine 1. 2. ve 3. toplantılar gibi olur. Amerika ve Rusya daha şimdiden bu Cenevre Toplantısı’nda Kürtlerin de olacağını belirtti. Amerika ve Rusya bu kararlarında ne kadar ısrarlı olacak ve ne kadar tutarlı hareket edecek bunu bilmiyoruz. Ancak bildiğimiz şey, herkesten daha çok toplantıya katılmayı hak edenin Kürtler olduğudur.

Kürtler kendilerini dışlayan güçlere kaderini teslim etmeyecektir

Neden denirse; Kürtler hepsinden daha örgütlüdür, güçlüdür ve etkilidirler, yine projeleri vardır. Bu nedenlerle toplantıya katılmayı herkesten daha çok Kürtler hak ediyor. Eğer bir kez daha Kürtler Cenevre’ye davet davet edilmezse, bu her şeyden önce Kürtlere yapılmış büyük bir haksızlık olur ve katılmazlarsa toplantı yine anlamsız kalır ve sonuç alamaz. Ayrıca Kürtler,toplantıyı düzenleyen ve kendilerini davet etmeyen, dışlayan güçlere kaderini teslim etmeyecektir. Kürt Halkı; Demokratik Kuzey Suriye Federasyonu’nda yaşayan Arap, Asurî, Süryanî Türkmen, Çerkez, Çeçen, Alevi Êzidî Sunnî, Hristiyan, vb… halk bileşenleriyle beraber mücadelesine devam edecektir. İradesini ve idaresini daha örgütlü, savunmasını daha güçlü hale getirecektir. Bu temelde daha da güçlü siyasi ve diplomatik bir mücadele geliştirecektir. Yani bu, Kürtler için dünyanın sonu anlamına gelmeyecek. Kürt halkı, mücadelesiyle şimdiye dek elde ettiği kazanımlarını sadece kendi kaderi için değil, Suriye’deki tüm toplumların ortak kaderi için rol sahibi olacak ve rolünü layıkıyla yerine getirecektir.

(ge/u)