İletişim | Hakkımızda
ANHA

DAIŞ çetelerinden itiraflar-4

DOSYA

Çetelerin geçiş hattı: İstanbul-Antep

HABER MERKEZİ – Dünyanın farklı yerlerinden gelen çetelerin Suriye’ye geçiş güzergahı olarak Türkiye hep gündemde oldu. DAIŞ çetelerinin anlatımlarından da ortaya Türkiye’de iki kent öne çıkıyor: İstanbul-Antep.

Dosyamızın son bölümünde Makedonyalı, Azerbaycanlı ve Almanyalı DAIŞ çeteleri ile görüşmelerimizi paylaşıyoruz.

Çeteler DAIŞ’e nasıl katıldıklarını, Suriye’ye Türkiye üzerinden geçiş hatlarını ve YPG’ye teslim oluşlarını anlatıyor.

Adı Soyadı: Orhan Juppani. DAIŞ çetesi olarak kod adı: Ebu Anzala ve Ebu İsa.ORHAN COBANI

Orhan Juppani 1997 yılında Makedonya’ın Gostival şehrinde orta halli bir ailenin çocuğu olarak dünyaya gelir. 2013’ün 10. Ayında DAIŞ’e katılır.

Juppani’nin DAIŞ ile tanışması kendi anlatımlarına göre; biri DAIŞ diğeri El Nusra içinde yer alan iki arkadaşı vasıtasıyla olur. Bu tanışma aynı zamanda Juppani’nin hayatını tümden değiştirecek bir tanışmadır.

Çetelerin Geçiş Hattı: İstanbul-Antep

Dünyanın değişik yerlerinden binlerce kişinin gelerek DAIŞ çetelerine katıldığı sır değil. Peki bunlar kendi ülkelerinden ellerini kollarını sallayarak gelip DAIŞ’e katılırken geçiş hattı olarak nereyi kullandılar?

Çetelerin anlatımlarından ulaştığımız ortak yol hattı olarak İSTANBUL-ANTEP ortaya çıkıyor. İstanbul-Antep’in çeteler için bir güzergah olduğunu şimdiye kadar defalarca duyduk. Asıl soru bu hat tercih edilirken neler yaşadıkları.

Orhan Juppani bu yol hattına nasıl ulaştığını ve kullandığını şöyle anlatıyor;

“Arkadaşlarım aracılığıyla Suriye’deki çetelerle bağlantıya geçtim ve cihat etmek istediğimi söyledim. Almanya’dan, Kosova’dan, Moldova’dan gelenler Tıl Rıfat taraflarında bir yerde toplanıyorlarmış. Oradaki biriyle konuştum. Nasıl gelebileceğimi sordum. O da İstanbul üzerinden dedi. Çeçenistan ve Rusya’dan gelen çok sayıda kişi buradan geliyordu. Onlardan birinin telefon numarasını verdi. Bu kişiyle konuşarak İstanbul’a geçtim.

Çevremizde benim tanıdığım ve böyle arayışları olanlar çok değildi. Ama başkent Üsküp’te çok sayıda insan bu şekilde örgütlendiriliyordu. Benim kaldığım şehirde 4-5 kişi vardı. Onlar da aynı yol üzerinden gelip DAIŞ’e katıldılar.

Bizlere DAIŞ’in ne kadar adaletli ve tüm Müslümanların haklarını savunan bir örgüt olduğu propaganda edildi. DAIŞ’in kanlı yüzünden, barbarlığından kesinlikle söz edilmiyordu. Ben de bu şekilde katılma kararı verdim.

İstanbul’a geldikten sonra Aksaray’da bir otelde kaldım. Otelin ismini hatırlamıyorum. Orada yeniden arkadaşımı aradım. O da bana Ebubekir Türki’nin numarasını verdi. Aradım, yola çıkmak istediğimi ve numarasını nasıl bulduğumu söyledim. Böylece bana güvenmesini de sağladım.

Ebubekir Türki Antep’teydi. Oraya gitmemi, gittikten sonra da kendisini aramamı söyledi. Ben İstanbul’da bir gece kaldıktan sonra Antep’e gittim. Antep garajında indikten sonra tekrar Ebubekir Türki’yi aradım. O da beni alması için birisini gönderdi. Biri geldi ve beni garajdan aldı. Gelenin ismini sormadım. Belki de Ebubekir’in kendisiydi. Ama ben ismini sormadım.

İstanbul’a, oradan da Antep’e gelirken hiçbir engelle karşılaşmadım. Hiç kimse bana kim olduğumu, nereye, ne için gittiğimi sormadı.

Garajdan ayrıldıktan sonra direkt Kilise geçtik. Kilis’te üç kişiyi daha aldıktan sonra sınıra geçtik. Sınırdan geçerken hiçbir engelle karşılaşmadık. Zaten geçtiğimiz yer boştu. Uzakta Türk askerleri vardı. Bizi gördüler mi bilmiyorum ama hiçbir engel çıkarmadılar. Sınırı geçtikten sonra Ezaz’a gittik.”

Kullanılan yol hattı ve yaşananlar birbirine benzer. Ancak biz yine de durumu çeteleri dinleyerek, işin arkasındaki sır perdesine ulaşmaya çalışalım.

Adı soyadı: Onur Ergül, DAIŞ içindeki kod adı: Ebu Meryem Türki. Aslen Karslı olan Onur Almanya vatandaşı ve Almanya doğma büyüme.ONOUR ARXUL

Onur 1991’in 11. ayında orta halli bir ailenin çocuğu olarak dünyaya gelir. Almanya’da Pakistan camisinde DAIŞ çeteleriyle tanışır. Onlardan Veli ismindeki kişi daha önce DAIŞ’in olduğu alanlara gidip gelen birisidir. Kod adı Ebu Muhamed olan Rafi, Elvis adında bir Bosnalı ve Pedrin adında bir İranlı vardır.

Onur’un tanıştığı bu ilginç arkadaş grubu kendisine DAIŞ’in adaletli ve Müslümanların tek temsilcisi olduğunun propagandasını yaparlar. Böylece Onur’un çete örgütüne bağlanmasını ve katılmasını sağlarlar. Gizli tutulan gerçek ise; halklara soykırım uyguladıkları, insanları canlı canlı ateşlere attıkları, kadınları köle pazarlarında satarak fuhuş dahil her türlü kirli işlerine alet ettikleridir.

Geçiş hattı yine İSTANBUL-ANTEP

Onur’un da geçiş hattı İstanbul-Antep olur. DAIŞ tüm Müslümanların kurtarıcısı olarak takdim edilir Onur’a. Kendisine yapılan propagandadan etkilenen Onur çete örgütüne katılma kararı verir.

“İranlı olan Pedrin vasıtasıyla Luksemburg üzerinden İstanbul’a geldim. İstanbul’da nenemin evinde bir yıl kaldım. Burada Ebu Barak diye bir DAIŞ’liyle tanıştım. Bu kişi İstanbul’da DAIŞ’e katılanları Suriye’ye getiriyordu. Ebu Barak’la da Veli aracılığıyla tanıştım. Ebu Barak Suriye’de yaşıyordu. Rai ile Cerablus arasında bir yerde kalıyordu. DAIŞ’lileri İstanbul’dan Suriye’ye getiriyordu. Kendisi Suriye Türkmenlerindendi.

Ama Ebu Barak bana sürekli DAIŞ’in yaşamına ilişkin videolar izletince çok etkilendim. Çünkü o videolarda DAIŞ’in gerçek yaşamda uyguladıkları yoktu. Aksine DAIŞ’in gerçek yüzü tümden gizlenmişti.

2015’in 12. ayında Ebu Barak vasıtasıyla Antep’e geldim. Eşimle birlikte geldik. Antep hava limanı yakınında bir benzinlikte Barak’la görüştük. Hep birlikte kaçakçılar vasıtasıyla Elbeyli’ye geldik. Oradan sınıra gittik. Tren raylarının olduğu tepelik bir yerden sınırı geçtik. Asker falan yoktu. Sınır boş bırakılmıştı. İstanbul-Antep güzergahında da hiçbir kimlik kontrolüyle karşılaşmadığımız gibi sınırı da elimizi kolumuzu sallayarak geçtik. Sınırda birileri var mıydı bilemiyorum. Ama biz kimseyi görmedik.”

İsimler değişse de yol güzergahı birdir. Balkanlardan, Avrupa’dan, Kafkaslardan gelse de hepsinin yolları İstanbul’da kesişir. Antep ise; Suriye topraklarına geçişin adeta anahtar kenti konumunda olur.

Adı soyadı: Resulov Necat. DAIŞ içindeki kod adı: Ebu Davut Azeri.RESULOF NECAT

Resulov da Azarbeycan’ın Bakü şehrinde orta halli bir ailenin çocuğu olarak dünyaya gelir. DAIŞ’i İlk olarak kardeşinden duyduğunu söyleyen Resulov da Irak’ta DAIŞ içinde olan arkadaşları vasıtasıyla çete örgütüne katılır. Resulov’un katılmaya karar vermesi de yine kendisine yapılan DAIŞ’in tüm Müslümanların zulüm altından kurtarılması propagandasından etkilenme şeklinde gelişir. DAIŞ Müslüman topraklarda her gün sivil katliamı yaparken, eleman kazanmak ve cepheye sürmek için kendisini Müslümanların tek ve gerçek temsilcisi olarak sunar.

Güzergah yine aynıdır: İSTANBUL-ANTEP

Irak’ta bulunan Azerbaycan vatandaşı DAIŞ’liler vasıtasıyla çete örgütüyle ilişki kuran Resulov, İstanbul’da bulunan bir DAIŞ çetesinin Whatsapp numarasını alarak ilişki kurar ve yola çıkar.

Resulov İstanbul da yaşadıklarını ve İstanbul-Antep-Suriye geçiş hattına ilişkin ise şunları anlattı;

“Irak’taki DAIŞ’li arkadaşlarımdan İstanbul’daki birinin Whatsapp numarasını aldım. Onun vasıtasıyla 15 Ağustos 2015’te İstanbul Atatürk Hava alanına geldim. O dedikleri kişiyle görüştüm. İsmini bilmiyorum. Beni oradan alıp İstanbul Fatih’teki bir eve götürdü. Orada bir ay-40 gün falan bekledim. Fatih’te iki yerimiz vardı. Birinde kadınlar, diğerinde erkekler kalıyordu. İstanbul’dayken sürekli din üzerine konuşuyorduk. DAIŞ’in tüm Müslümanları zulümden kurtarmak için mücadele eden bir örgüt olduğu söyleniyordu.

Kaldığımız yer, ev gibi bir yerdi. Futbol sahasına yakın bir muhitte kalıyorduk. Sürekli dışarı çıkıp gidip geliyorduk. Birçoğu sakallı insanlardı. Şehir içinde de rahat hareket ediyorduk. Orada olduğumuz sürece tek bir gün polis gelip bize burada ne yapıyorsunuz demedi. Tüm ihtiyaçlarımız da DAIŞ tarafından karşılanıyordu.

Bir gün yola çıkabileceğimiz söylendi. Yaşlı bir kadınla birlikte toplam 5 kişi İstanbul’dan Antep’e gittik. Orada biri bizi karşıladı ve bir eve götürdü. 3-4 gün o evde kaldık. Sonra bir gece ticari bir taksiyle bizi sınıra götürdüler. 15 kişilik bir grup olarak Antep’ten üç arabayla sınıra gittik. İki kurye bize öncülük ediyordu. Sınırdan geçerken kimse bize nereye gidiyorsunuz, kimsiniz diye sormadı. Zaten sınır boş bırakılmıştı. Türkiye’de kaldığımız sürece de hiçbir engelle karşılaşmadık.”

DAIŞ’te ilk uygulamalar

Çetelerin anlatımlarına göre yurt dışından katılanlar genelde ortak dil konuşanlarla ya da kendi ülke vatandaşlarıyla birlikte tutuluyor. Ancak hepsine uygulanan temel şey siyasi ve askeri eğitim. Eğitim süreçlerini bitirenler niteliklerine göre savaş cephesine ya da geri cephede uygun işlere yerleştirilerek DAIŞ’e sonsuz hizmete koşturuluyor.

Çete örgütünün üyelerinin ilk uygulamalara ilişkin verdikleri bilgiler şöyle;

Orhan Juppani: “Sınırdan geçerek Ezaz’a geldim. Oradan Bekim Fidani (kod adı Ebu Usame.) adındaki arkadaşımın ve Arnavutlarla Almanların olduğu Tıl Rıfat’a geçtim. Ondan sonra arkadaşımın olduğu Tıl Rıfat’a gittim.

Burada onların kendi askeri yerleri vardı. Tıl Rıfat’ta 15 gün bekledikten sonra Muasker (askeri eğitim) için Cibrin köyüne (Ezaz’a bağlı bir köy) gönderildim. 11. ayın başında eğitime gittim. Orada 20 gün boyunca hem askeri eğitim hem Dewre Şeri (DAIŞ’in verdiği din eğitimi) eğitimlerinden geçtik. Dini eğitimleri Arapça bilmediğimiz için tercüman yoluyla alıyorduk.

Eğitimden sonra tekrar Tıl Rıfat’a geldik. Orada 10 gün kaldım. 12. ayın başlarında da nöbete çıktım. O zaman YPG’ye karşı cepheye gidiyorduk. Ezaz’a gittik. 4 gün orada kaldım. Sonra 3 gün Türkiye sınırına gittim. Orada da Özgür Suriye ordusuna karşı cepheye gittim. 2014’ün 3. ayına kadar da Tıl Rıfat’ta YPG güçlerine karşı savaştım. Bu savaşta zorlanınca Bab, Tışrin ve Minbic’e geri çekilme yaptık.

İlk savaşıma da Ezaz ve Tıl Rıfat alanlarında YPG ve Özgür Suriye Ordusuna karşı girdim. Savaşta geri çekilme olunca ben de Tişrin’e çekilen grubun içinde yer aldım. Zaten DAIŞ o zaman biraz sistemini değiştirdi. Daha önce örneğin Almanlar, Özbekler vs şekildeydi ama yeni sistemde Ketibe (tabur) oluşturuldu. Ben de bir tabura girdim. Ben taburda da savaşçıydım. Bu tabura girince önce Sırrin de 5-6 gün Özgür Suriye Ordusu’na karşı, 5. ayda da Halep’in etrafında rejime karşı savaştım.”

Onur Ergül: “Suriye’ye geçtikten sonra Bablimon’a gittik. Sanırım Rai’ye bağlıydı. Orada Türkçe konuşanlar vardı. Zaten sorumlu olan da Türk’tü. Oradan Hama’ya Muaskere gittik. Burada ideolojik ve askeri eğitimler aldık.

Bize Sünni halkın gördüğü zulüm anlatılıyordu. Tüm devletlerin hükümetleri ve DAIŞ’e katılmayan herkesi kafir olarak tanımlıyorlardı. Eğitimde 3 ay kaldım. Oradan Halep’e bağlı Dudyan’a nöbet tutmak için geçtim. 14 gün kaldım.”

Resulov Necat: “Antep’ten sınırı geçerek Rai’ye geldik. O gece orada kaldıktan sonra sonraki gün Reqa’ya gittik. Reqa’da Muasker denilen eğitime katıldım. Orada İslami dersler aldık. Bir ay eğitimde kaldıktan sonra oradan Tebqa’ya götürüldük. Orada da bir süre askeri eğitim aldık. Benim olduğum yerlerde daha çok; Tacikistan, Özbekistan, Dağıstan’dan gelenler vardı. Genelde aynı dili konuşanlar birlikte kalıyorlardı. Eğitimimi bitirdikten sonra hasta olduğumdan dolayı Reqa’da elektrik, su tesisatlarının tamir işlerini yapmaya başladım.”

Çetelerin gözünden DAIŞ gerçeği

Orhan Juppani: “Biz, Müslümanlar üzerinde zulüm var ve DAIŞ bu zulme karşı çıkıyor diye biliyorduk. Bize böyle anlatıldı. Oysa gerçek böyle değildi. Örneğin sivillere zulüm uygulandı, katliamlar yapıldı. Ben ailemle birlikte gelip katılmıştım. Ama annem ve babamla görüşmeme izin verilmiyordu. Ben geldikten bir süre sonra babam arkamdan geldi. Sonra gidemedi. Ben annemi görmek için geri gittim. Ama Makedonya’da tutuklanırım diye İsviçre’ye ablamın yanına gittim. DAIŞ gerçekliğini gördüğüm için geri gelmek istemiyordum. Ama babam buradaydı, ondan dolayı annemle birlikte geri geldim. Sonra Duygu adında bir kadınla evlendim. İki çocuğumuz oldu. Sonra DAIŞ’in zulmünü gördüm. Sokaklarda insanlar katlediliyordu. Bize özgür bir ortam olarak propaganda edilmişti. Ama yaşanan bunun tersiydi. Ben kafeslerde yakılan insanlar gördüm. Sigara içtiği için işkence gören insanlar gördüm. Ama videolar çekerek propaganda yaparak, kendilerini İslam’ın temsilcisi olarak tanıtıyorlardı. DAIŞ içindeki gerçek videolarda gösterilenin tam tersiydi. Ben hata yaptığımı görünce kaçmaya karar verdim ve gelip YPG’ye teslim oldum.

Nejat Resulov: “Ben hicret amacıyla DAIŞ’e katıldım. İnternet ve televizyon üzerinden yaptıkları propagandadan etkilenerek, inanarak gelip katıldım. Ama propaganda ettiklerinin hiçbiri doğru çıkmadı. Örneğin Azerbaycan’dayken bana gönderdikleri hiçbir videoda savaş gösterilmiyordu. Aksine güzel bir yaşamı gösteriyorlardı. Bizi hicrete davet ediyorlardı. Ama buraya geldiğimde her şeyin renginin farklı olduğunu gördüm. Savaşmazsan, onlar için bir şey yapmazsan seni öldürürler ya da cezaevine atarlar. Ben de cezaevine atıldım. Olduğum cezaevinde bir Şişaniyi, bir de Ensarı öldürdüler. Şişani casus diye, Ensarı da ecnebilere yardım ediyor diye öldürdüler. Bir gün kardeşimle görüştüm. DAIŞ’in buradaki gerçekliğini anlattım. Abdu Davut isminde Azeri biri emniyette çalışıyordu. O benim bu mesajlarımı ele geçirdi. Onun için 50 gün zindana attılar beni.

Ben DAIŞ’in zulüm yaptığını, hak yolu olmadığını görünce kaçmaya karar verdim. Çünkü DAIŞ içinde yaşananların hiçbiri İslami değil, aksine her şey batıldı. Onun için kaçmaya karar verdim. Meyadin’de bir dostum vardı. Onunla konuştum. Nereye gidebileceğimi sordum. O da YPG ye gidebileceğimi, bir süre soruşturulduktan sonra devletime gönderileceğimi söyledi.”

ANHA