İletişim | Hakkımızda
ANHA

Erdoğan-AKP ile Barzani-KDP’nin şaşırtan benzerlikleri

MEHMET NURİ EKİNCİ

Türkiye ve Kuzey Kürdistan’da Erdoğan’ın sırf başkanlık ihtirasları için yürüttüğü savaşla paralel, Güney Kürdistan’da da Mesut Barzani’nin yeniden bölge başkanlığına seçilme krizi devam ediyor. KDP, Mesut Barzan’nin bir dönem fazladan yaptığı bölge başkanlığının değişmesini isteyen parlamentodaki diğer siyasi partileri yani kendisi dışındaki güçleri darbe yapmakla itham ediyor. Ne tesadüftür, AKP hükümeti de kendisine karşı tüm muhalefet çıkışlarını ‘darbe’, ‘paralel’ ve ‘bölücü’ olarak değerlendiriyor.

İdeolojik yapıları bir yerde birleşen bu iki güç aynı merkezden mi yönetiliyor? Yada ortak bir konsept çerçevesinde mi hareket ediyorlar? Bu soruların cevabını bulmak ve üzerinde ısrarlı durmak gerekir.

Erdoğan’ın Türkiye ve Kürdistan’a dayattığı tekçi, totaliter zihniyetin benzerini KDP de başta Güney olmak üzere tüm Kürdistan parçalarına dayatıyor. Aralarındaki fark cüz’idir. Biri kendini Osmanlı Sultanı ayaline kaptırmışken, diğeri onun adeta silik karikatürü, Sultan karşısında el pençe duran, ama yerelde halkına baskı uygulayan ve yerel kıyafetler giymiş bir Derebeyi görünümünde.

Kader ortakları: Zihniyet, yöntem ve sonuç aynı

Gerek diktatörlük hevesindeki Tayyib Erdoğan gerekse onun gölgesi konumundaki Mesut Barzani’nin derebeyi edasındaki yaklaşımları olsun, ikisinin de evrensel demokratik değerler konusundaki kötü sicilleri kadar, karanlık işler çevirip kendilerini yasadışı yollarla örgütledikleri de ortadadır.

Aynı ideolojik ve yapısal mayaya, aynı ruh haline sahip bu iki gücün ortaklaştığı temel nokta, Kürt halkının demokratik kazanımlarının ve özgürlüklerinin önünü almakdır. Bu nedenle artık Kürt halkının gelişen özgürlük iradesi önünde sorundurlar. Bu iki yapıya karşı şimdi Kuzeyde ve güneyde Kürt halkının evrensel demokratik değerlere sahip çıkarak geliştirdiği özgürlükçü duruş, böylece daha derin anlamlar kazanıyor.

İnsanın şunu anlamakta zorlanmaz: İnsanları yan yana yetiren yada aynı yolda yürümesini sağlayan şey, herşeyden önce aynı zihniyet yapılarıdır. Hal böyleyken yöntemlerinde aynılaşmalarından daha doğal ne olabilir? Yöntem aynılaşınca doğal olarak sonuçlar da aynılaşıyor.

Bir elmanın iki yarısı…

O zaman, AKP ile KDP’nin zihniyet ve ideolojik yapıları aynı olduğu için ortak bir konsept dahilinde hareket ediyorlar demek mümkündür. AKP ile KDP ideolojik olarak aynı kaynaktan beslendikleri gibi, halkın değerleri üzerine ortak gizli ekonomik ilişkiler kurarak da bu birlikteliği pekiştiriyorlar. Bu ikilinin bir başka ortak noktası da elde ettikleri ekonomik serveti illegal yollardan elde etmiş olmalarıdır. Erdoğan ve AKP yöneticilerinin çaldıkları paraları ayakkabı kutularında sakladıkları kamuoyunun malumudur. KDP ve Barzani ailesi için de güney Kürdistan’da yaygın bir söylem geliştirilmiş; “Gendelî”, yani yolsuzluk, hırsızlık… İlginç bir benzerlik, değil mi?

İşte bu karakterlerinden dolayı Erdoğan ile Barzani’nin kader birliği ederek tüm demokratik değerleri ayaklar altına alma pahasına iktidarda kalma ve otoriter yapılarını korumaya çalışma gayretleri de acaba ortak konseptin bir parçası mı?

Öyle bile olsa şimdiye kadar bu amaçlarında başarılı oldukları söylenemez.

Türkiye’deki 7 Haziran seçimlerinden sonra mutlak otorite ile ‘Sultan’ olma hayalleri yıkılan Erdoğan, önce MİT menşe’li DAIŞ çeteleri eliyle 25 Haziran’da Kobani’de, 20 Temmuz’da Kobani’nin ikizi olan Suruç’ta katliam gerçekleştirdi. Ardından da Lozan’ı kürtlerin gözüne sokarcasına 24 Temmuz’da Kürt halkı ve tüm demokratik çevrelere karşı ‘Kaçak Saray aşkına’ topyekun savaş başlattı.

Erdoğan çetesi Kürdistan dağlarını, ormanlarını, gerillayı tüm gücüyle bombalarken Davutoğlu çıkıp hava operasyonundan önce KDP yönetimi ve Barzani’yi bilgilendirdiğini çok net ifade etti. Yani deyim yerindeyse Barzani’yi ispiyonladı. O saate kadar suskun olan Barzani cephesinden de buna hiçbir yalanlama gelmedi. Yine saldırıların yoğunlaştığı günlerde Feridun Sinirlioğlu başkanlığındaki Türk dışişleri heyeti Hewlêr’i ziyaret etti(!). Temasların ardından edinilen bilgilere ve basına yansıyan haberlere göre; Türkiye Güneyli siyasi güçlere Barzani’nin dolan görev süresini bir dönem daha uzatmaları yönünde dayatmada bulundu, hatta bu görüşme trafiğine ABD ve İran da dahil oldu.

KDP’ye ne tür vaadlerde bulunuldu, ne verildi?

Kürdistan dağları, gerilla alanları bombalanıp Zergelê katliamı olurken, KDP kapalı kapılar ardında kirli pazarlıklarına devam etti. KDP adeta Türk faşizminin saldırılarına zemin hazırlarcasına bir süredir gerillaya giden yolları kapatıyor. Oğul Barzani (Mesrur) ise, Şengal’den kaçıp Êzîdî halkını DAIŞ vahşetine terketmenin utancını bile duyamadan çok yüzsüzce “gerilla Kandil ve Şengal’i boşaltsın” diyor.

Şunu sormak gerekir; iktidarını korumak için gerillayı bombalayan, Türkiye ve Kürdistanı kan gölüne çeviren bu dikta rejimi acaba ‘kürtlerin birliğini’ ve ‘bağımsızlığını’ dilinden düşürmeyen Barzani’ye ne tür vaatlerde bulundu, ne verdi de Kürdistan’ın bombalanmasına ve kürtlerin, sivillerin katledilmesine böyle sessiz kaldı? Yani Kürtlerin bu saldırılara karşı en zorlu süreçte birlik olması gerekirken neden KDP de Erdoğan’ın stratejisine paralel güney Kürdistan’da krizler çıkarıyor, gerillanın yollarını kapatıyor, halkın Türk faşizminin ayakları altında ezilmesi pahasına kamuoyuna hiç açıklanmayan gizli kapaklı görüşme ve anlaşmalara devam ediyor?

Kim kime darbe yapıyor?

13 yıldır kesintisiz ve tek başına iktidar olan Erdoğan’ın en büyük başarısı kirli politikalarını gizlemek ve iktidarını sağlama almak için başvurduğu algı operasyonlarıdır. Özellikle gündemi saptırmak, olmayan şeyleri varmış gibi göstermek, kendisine dönük eleştirilere “dış güçler”, “paralel” ve “darbe” yaftası yapıştırıp gerçeği çarpıtmakta Erdoğan ustalık dönemini ispatladı. Ne ilginçtir, KDP ve Barzani de şimdi aynı şeyi yapıyor.

Uzun süre parti içinde kongre bile yapmayan, geçmişten günümüze kendisine muhalif tüm kesimleri komplo ile tasfiye eden KDP, bir parti olmanın ötesinde feodal bir derebeyi hareketi olarak varlığını devam ettirdi. Dış güçlere endeksli politikasıyla sürekli bir maşa rolünü oynadı. İmkanlar gelişip güneyde Kürd halkı bazı kazanımlar elde edince de bu defa tüm Kürtleri kendisine tabi kılmaya, kendine tebaa oluşturmaya çalıştı. Oysa gerek ideolojik yapısı ve gerekse temsil ettiği sınıf karakteri bir ulusa öncülük yapmaktan çok uzaktır. Çünkü kendi varlığını bile ancak dış güçlerin varlığına bağlı olarak sürdürebilir.

Erdoğan’ın Türkiye ve Kuzey Kürdistan’da yarattığı kaosun bir benzerini KDP de Hewlêr merkezli geliştirmek istiyor. Bölge başkanlığının süresi dolmaya yakın kriz en üst seviyeye taşındı. Goran Parlementerleri Hewlêr’e sokulmadı. Kendisini eleştiren insanları güpegündüz ortadan kaybettirdi. Gözü karaca kendisi dışındaki dört siyasi partiyi hiçe sayarken yağız hırsız misali “bana darbe yapılıyor” diye feryad etmekten de geri durmadı.

Bu şekilde ortamı germenin ve bunun üzerinden siyaset devşirmenin tek izahı vardır: Karanlık kirli ilişki ve ittifakların artık açığa çıkacağı korkusu! Bu kirli ilişki ve politikaların bir sonucu olmalı ki, şimdiye kadar KDP açık bir tutumla AKP-Türk devletinin katliamlarına karşı duracağına AKP’nin yanında yer aldı.

Bu satırları yazarken tesadüfen ‘Barzani neden iktidarda kalmak zorundadır’ başlıklı bir yazıya rastladım. Sipan Heso’nun Kobanê’den yazdığı makalede Barzani ve KDP’nin yapısalına ilişkin çok yerinde tespitler yapılmış. Özetle, Heso yazısında şunu ifade ediyor: “KDP ideolojik olarak Nakşibendî geleneğinden geliyor. Nakşibendî geleneğinde hiçbir zaman şeyhin söylemlerine itiraz olmaz. İnsanlar hep önlerinde el pençe dururlar. Onları eleştiren kimse olmaz. Barzani bu  geleneğin bozulmasını istemez. İkincisi ekonomik çıkarlardır. Halil İbrahim sınır kapısını paylaşmamak için KDP’nin diğer kürt güçlerle ne kadar çatıştığı biliniyor. Güney Kürdistan petrolünü ve ekonomik olanaklarını asla bırakmaz. En önemlisi de iktidarı devrettiğinde gizli kirli ittifakları açığa çıkacak diye korku yaşıyor.”

Yukarıda ‘bir elmanın iki yarısı’ dediğimiz şey tam da bu birliktelik işte. Aynı kafa, aynı ideolojik yaklaşım ve aynı kirli ittifaklar Erdoğan iktidarı için de geçerli. Bu özelliklerinden dolayı bu ikili, adeta kader birliği yapmışcasına Türkiye’de Erdoğan, Güney Kürdistan’da Barzani, ürettikleri sahte kriz üzerinden iktidarlarını toplumun tüm itiraz, tepki ve karşı duruşuna rağmen ısrarla sürdürmek istiyor.

KDP Hewlêri AKP-Türk devletinin Muz Cumhuriyetine dönüştürüyor

Hemen herkesin ortak kanısı, Hewlêr merkezli siyasetin giderek Güney Kürdistan’ı tamamen Türk devleti için bir “Muz cumhuriyeti”ne dönüştürmeye çalıştığı ve tüm ekonomisini de Türk devletine bağladığı yönündedir. Parlementodaki partilerin M. Barzani’nin iki yıl daha bölge başkanlığına itirazlarında KDP’nin Türk devleti ile olan gizli ilişki ve ittifaklarının payı nedir bilinmez. Ama bilinen bir gerçek var ki, KDP de Erdoğan’ın Türkiyede yaptığı gibi ‘devlet’ örgütlenmesine giderek diğer partiler üzerinde hegemonyasını kurmaya çalıştığı, bunun için ekonomik imkanları büyük oranda kendi iktidarı için kullandığı ve Güney Kürdistan halkından çok kendi parti çıkarlarını esas aldığı gerçeğidir.

İki yıl önce görev süresi dolan ve bir dönem fazladan bölge başkanlığı yapan Mesut Barzani’nin görev süresi tam da Erdoğan’ın 7 Haziran seçimleri ile mutlak egemenlik hesaplarının bozulduğu sürece denk geldi. Demokratik yaklaşımla görevi devretmesi gerekirken, tıpkı Erdoğan’da görüldüğü gibi KDP ve M.Barzani’nin de ‘bitmemiş projeleri’ olmalı ki, görev süresinin iki yıl daha uzatılmasını ısrarla dayattı. Bu dayatma Parlementodaki diğer partiler tarafından olumlu karşılanmadı. Ancak güney Kürdistan toplumuna ve siyasetine ciddi bir kriz yaşatıldığı da bir gerçek.

Göreve gelme, görevi devretme veya tekrardan seçilme bir demokratik işleyiştir. Ancak üstlendiği görevi kirli işleri için kullanmak, bunu sürdürmek için ortamı kaosa sürüklemek ve buna karşı çıkanları da “darbe yapmak”la suçlamak, olsa olsa kendini gizlemek için politikanın en kirli yöntemini geliştirmedir. Ötesinde bir anlam ifade etmiyor.

Soruç mahiyetinde;

  1. yüzyılda çizilen sınırların ortadan kalktığı Ortadoğu’da Kürt halkı bakur,başur, Rojava ve Rojhilat’ta büyük kazanımlar elde edebilecek bir tarihi eşikte olduğu kadar, ciddi saldırı ve tehditlerle de yüz yüzedir. Egemenler asırlardır Kürtlerin parçalanmışlığından faydalanarak sömürgelerini devam ettirdi. Şimdi Kürdistan halkının büyük kazanımlarını ortadan kaldırmak için büyük kirli oyunlar oynanıyor. DAIŞ barbarlığı gibi insanlığın başına bela olan bir güçle Kürt halkının kazanımlarına açıktan saldırı söz konusu. Ve en önemlisi dünyanın gözlerine baka baka bu DAIŞ barbarlarını Kürt halkının üzerine salan Erdoğan çetesi topyekun bir saldırı konsepti başlatmış durumda. Bu gerçeklikten hareketle bu saldırılara karşı tüm Kürtlerin bu dönemde birliğe ve ortak iradeye ihtiyacı vardır. Zira bu saldırılar tüm Kürt halkının çıkarlarını hedefliyor. Düşman bir parçaya saldırırken kendi ailesel, bölgesel çıkarlarını korumak ve bunun için çeşitli ittifaklar yapmak, gaflet ve neticede ihanetten başka bir anlam ifade etmiyor.

Şunu da unutmamak lazım; tarihi direnişler sonuçta büyük kazanımlar ortaya çıkarır. Ve direnişin devam ettiği bir yerde halkının yanında durmayanlar, her zaman için toplumsal tarihin ayakları altında ezilmeye mahkumdur. Ve bugün Kürtlerin artık kazanmaktan başka şansı yoktur. Bunun önünde engel kim olursa olsun, aşılacak ve özgürlük yürüyüşü devam edecektir.

(aç)