İletişim | Hakkımızda
ANHA

Erdoğan ve AKP Türkiye’nin bölünmesi planının baş aktörleridir

ANALİZ

ARAM ALİ

İktidar tanımı yapıldığında ”toplumun nasıl çürütüldüğü” üzerine geniş değerlendirmeler yapılıyor. Zihinsel çürütme ve fiziki soykırım tarihin bütün iktidarlarının başat göreviydi. Toplumun bütün değerlerini sömürmenin yegane yolu da bu zaten. AKP iktidarı da başlangıç, çıraklık ve kendi deyimleriyle ustalık dönemlerinde bu işi kademe kademe yürüttü. Özgürlük Hareketi’nin işlemez hale getirdiği Beyaz Türk Faşizmi’nin ülkeyi yönetemez duruma geldiği bir dönemde uluslarası çıkar odaklarının da desteğiyle yönetime gelen AKP özellikle ”ustalık” döneminde klasik iktidarların sömürü düzeninden farklı sinsi bir planın baş yürütücüsü olarak rol oynadı.

AKP toplum hafızasını yok etmeye oynuyor. Bazen günlük olarak yapılan çelişkili değerlendirmeler bile toplumun geniş kesiminde bir reflekse yol açmıyor. Para çalıyor ”montaj” diyor; fethullahçıları besliyor ”kandırıldık” diyor; İsrail’e sözde posta koyuyor, sonra İsrail Lobisi’ne halkın vergilerinden 67 milyon dolar veriyor; Türkiye’nin kara, hava, deniz yollarını ve kar getiren bütün şirketlerini dış sermayeye satıyor ”yol yaptık, tünel yaptık” diyor. Ve bunların hepsini din sömürüsü ve 14 yıldır mağduriyet edebiyatıyla kendi toplumuna yutturuyor. Bu bahsettiğimiz birkaç örnek ve bunlar gibi yüzlercesi AKP’nin açık icraatları.

AKP iktidara gelmeden önce kaba bir faşizmin etkisinde olsa da hareketli bir toplumsal ve siyasal yaşam vardı Türkiye’de. Değişik ideolojiler siyasal alanda söz sahibi olacak kadar bir güç toplayabiliyorlardı etraflarında. AKP bunu yok etti. Türkiye’nin klasik partileri AKP tarafından yok edilmemek için yine AKP tarafından yutulmayı kabul ettiler. Toplumsal muhalefeti ayakta tutabilcek kişi ve kurumlar yıllar içinde tasfiye edildiler. Laik-pozitivist eğitim, yönetim ve askeri anlayış AKP tarafından fethullahçılar eliyle yok edildi. Toplumsal alanda Türkmen Yörükler ve Alevilerin yaşam alanları daraltıldı ve kültürleri yok edildi. Dikkat edin AKP’nin iktidarı döneminde farklı kültürün bir işareti olan şiveli konuşma neredeyse kalmadı. AKP’nin Türkiye sahasında en güçlü alternatifi olan CHP ise Kürt soykırımı ve imhası için daha geniş politikalar sunmaktan başka bir muhalefet yapmadı.

AKP’nin bütün politikalarını anlatmak bu yazının konusu değil. Ama tektipleştirilmiş toplumun anlaşılması için bu örnekler yeter. Kürdistan sahasında ise 2002-2004 yılları arasında Özgürlük Hareketi içinde kendini iyice açığa vuran tasfiyeci eğilim amacına ulaşamayınca AKP, Kürt sorununu ve Türkiye’nin demokratikleşme sorununu yıllara yayarak çürütme politikasını tercih etti;  ama savaş, ateşkes, müzakere ve diyalog süreçlerinin hepsinde Kürt Özgürlük hareketi büyüyüp etki alanını genişletti. Rojava’daki kazanımlar ve 7 Haziran seçim sonuçları Yeşil Türk Faşizmi için bir dönüm noktasıydı. Bu aşamdan sonra ya devlet ve demokrasi arasında müzakere olacak ve demokrasi sahası devlet aleyhine genişleyecekti ya da AKP ve Erdoğan demokrasi sözlerinin arakasında saklanmayı bırakıp açıktan saldırı devreye girecekti. AKP ikinci yolu seçti ve bu sürecin adını ”Diz Çöktürme” olarak belirledi. Tek bir kişi diz çökmeyince de Türkiye sahasında deneyip başarılı olduğu sindirme ve tektipleştirme politikalarını bir kenara bırakıp Kürdistan’da imhaya girişti.

Yıllardır yazılıp çiziliyor ”sömürgeci-emperyalist devletler nasıl da halkları birbirne kırdırıp siyaset yürütülüyor” diye. AKP’nin 14 yıllık icraatları bu tespitin kanıtları. Kürt Halk Önderi Abdullah ÖCALAN 40 yıldır Kürtlerin diğer halklara ve devletlere karşı olumsuz temelde kullanılmasını engelledi. Bu işi yaparken Kürtleri demokratikleştirdi ve diğer halkların çıkarına da olacak şekilde savaştırdı ve örgütledi. Onun için PKK’nin ne ideolojisinde ne de örgütlenme anlayış ve sahlarında kapitalist moderniteye yer var. Ama AKP’nin imha saldırıları ve Kürt Halk Önderi Abdullah ÖCALAN’a yaklaşımları Kürt Özgürlük Hareketi’ni hızla bir durum değerlendirmesine zorluyor. Kürt Halk Önderi İmralı’da heyetle gerçekleştirdiği son görüşmesinde ”Eğer PKK darbecilerin safında yer alırsa her şey biter” demişti. Burdaki ”darbe” kuşkusuz AKP ve Erdoğan’nın erken patlattığı fethullahçı darbe değil; kastedilen darbe o çokça bahsedilen emperyalist darbe.

AKP içte toplumu refleksiz ve kültürsüz bıraktı. Suriye ve Güney Kürdistan’a  girerek Türkiye’yi her türlü dış müdahaleye açık hale getirdi ve PKK’nin direngenliğini herkesten daha çok bilerek imha politikalarına girişti. Türkiye’nin siyasal ve toplumsal yapısına bakın; AKP öyle bir toplum ve örgütlenme oluşturdu ki siyasal değişimlerle, reforlarla iflah olmaz. AKP IŞİD’i ve Müslüman Kardeşleri topluma yaydı. Erdoğan kendi radikalizmini geniş bir kesime yedirdi. Sorunlar öyle bir kördüğüm haline getirlidi ve sorunları çözecek taraflara karşı öyle bir tasfiye ve imha politikası yürütüldü ki artık bu toplumu ve sorunları savaş çözer. Türkiye’de sorunları çözebilcek bir yapılanma olsaydı ya da siyasetin ufkunda iğne ucu kadar bir demokratik siyasal yol olsaydı böyle demezdik. Kürt Özgürlük Hareketi de varlık-yokluk savaşını ilan etti. Bu varlık-yokluk savaşı halkın ve demokrasi güçlerinin lehine veya aleyhine olacak şekilde şimdi AKP ve Erdoğan tarafından Yeşil Türk Faşizmi olarak yürütülen Türk devlet faşizmi için de geçerli.

Sonuç olarak eğer Türkiye’yi emperyalist devletler bölmek istiyorsa AKP baş uşaktır; eğer CIA bölmek istiyorsa Erdoğan baş ajandır; eğer MOSSAD bölmek istiyorsa Türk Faşist yapılanması bunun baş yürütücüsüdür. 200 yıllık politikalara karşı ilkeleri ve halkçı, demokratik ideolojisiyle bu kadar direnen PKK’nin ise sahadaki güncel politikada, taşların yerine oturduğu bu süreçte halkların azami çıkarı için kimlerle ve nasıl mücadele edeceğini kimse kestiremez.