İletişim | Hakkımızda
ANHA

Garantör devletlerin pazarı: İdlib

ANALİZ

SILÊMAN EHMED

EFRÎN – İdlib bölgesi ve İdlib kentinin büyük bir kısmı El Nusra (Şam’ı Özgürleştirme Konseyi) çetelerinin hakimiyeti altında bulunuyor. Şimdilerde Astana Görüşmelerinin garantörlüğünü yapan devletler (Rusya, İran ve Türkiye) bölgeye yönelik geniş kapsamlı bir operasyon hazırlığı içinde. Ayrıca şu an karışıklığın hakim olduğu bölgeye böyle bir saldırının gerçekleştirilmesi durumunda binlerce sivilin akıbetinin ne olacağı belirsizliği var.

İdlib stratejik bir bölgedir ve batısı Türkiye, güneyi ve doğusuysa Suriye, İran ve Rus rejim güçleriyle çevrilmiş durumda. Kuzeyinde ise, Kuzey Suriye’nin ortak askeri güçleri olan YPG/YPJ ve Devrimci Güçler bulunmakta.EFRIN-REWSA-IDLEB1-1--300x171

Bab El Hewa Sınır Kapısı, Sermeda beldesine yakın ve El Nusra çetelerinin hakimiyeti altında olan İdlib bölgesinin başlıca ana yollarından birini oluşturuyor. El Nusra çeteleri Ehrar El Şam ile girdiği savaş sonucu bu sınır kapısını ele geçirmesiyle kapı adeta felç oldu ve sınır kapısı Türk devleti tarafından bazen açılıyor bazen de kapatılıyor.

YPG/YPJ denetiminde olan Efrin Bölgesi ise İdlib’e açılan başka bir kapıdır, çünkü Efrin Bölgesi bir tarım bölgesidir ve Efrin Bölgesi’nin güneyinde yer alan Seman Kalesi yakınlarındaki Xezêwiyê Kapısı’ndan İdlib’e başlıca maddelerin geçişinin sağlandığı bir kapıdır. Üstelik eyaletteki birçok hasta tedavi için Efrin Bölgesi’ndeki hastanelere geliyor.

Rusya’nın İdlib’e müdahale bahanesi

El Nusra “Ey Allah’a inananlar! Direnin” savaşını 19 Eylül’de Hama’nın kuzeyindeki acilen başlattı. Moskova da bu savaşın başlatılmasını bahane olarak ele aldı ve nerdeyse her gün İdlib’in kent, ilçe ve beldelerini bombalamaya başladı. En şiddetli bombalama ise Suriye ile Türkiye arasındaki bölgede; yani Cisir Şixor, Harim ve Ermenaz bölgelerinde katliam oldu.

Rusya’ya ait SU-24 tipi bir uçak 2015’te NATO üyesi olan Türk devleti tarafından düşürüldü.  Bu olayla birlikte o dönemde Rusya ve Türk devleti arasında askeri gerginlik bir hayli yükseldi. Fakat Türk devletinin Suriye muhalif güçlerini sattıktan sonra bir gecede Türkiye-Rusya ilişkileri düzeliverdi.

Türkiye-Rusya ilişkileri normale döndükten sonra Rus uçakları artık Türkiye’nin hava sahasını da kullanmaya başladı ve Suriye krizinin baş göstermesinden bu yana ilk kez Rus uçakları Türkiye hava sahası üzerinden İdlib’e yönelik bombardıman gerçekleştirmeye başladı. Son günlerdeki bombalamalar sonucunda onlarca sivil ve asker katledildi ve onlarcası da yaralandı.

Türk devletinin asayişi İdlib’de yayılmış durumda

Türk devletinin İdlib sınırı üzerinden askeri yayılımı Rus uçaklarının bölgeye yönelik bombardımanları sırasında gerçekleşiyordu. Ayrıca bu yayılım Vlademir Putin’in geçen perşembe günü Türkiye’ye yaptığı ziyaret sonrası gerçekleşti. Türk Cumhurbaşbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın meslektaşı Putin ile yaptığı görüşmede İdlib meselesi başta olmak üzere Suriye dosyası görüşmenin başlıca konulardandı.

Türk devleti son dönemlerde El Nusra ile Ehrar El Şam çeteleri arasındaki savaştan sonra sınırlarını güçlendirdi ve ordusunu silah ve lojistikle donatarak sınır üzerindeki bölgelere dağıttı. Bazı haber ajansları, Türk devletine bağlı asayiş güçlerinin İdlib’e konuşlandığını duyurdu, fakat bu yerler ajanslar tarafından belirtilmedi. Bazı özel kaynaklar ise Türk devletinin askeri asayişinin sınır bölgelerinden 3-5 km kadar Suriye’ye topraklarına girdiğini belirtti.

Astana Görüşmelerinde yapılan son anlaşmaya göre Rusya, İran ve Türkiye, çatışmaların az olduğu bölgeleri gözlemleyecek. Ayrıca İran asayiş güçleri, İdlib eyaletine dağıtılacak, fakat Rusya askeri asayiş güçleri üç bölgeye (Humus, Xuta ve Suriye’nin doğu ve güney bölgesi) yerleşmiş durumda.

Türk devletinin sessizliği, Türkiye-Rusya’nın İdlib üzerine yaptıkları anlaşma çerçevesindedir ki anlaşmada halen belirsizlikler mevcut. Diğer yandan Halep’in doğu mahallelerinde görülen tehlikeli senaryonun bir benzerinin İdlib’de de yaşanmasından korkuluyor ki Türk devleti bu mahalleleri Suriye rejimine ve Rusya’ya teslim etmişti.

Birçok gözlemci Halep’te yaşanan senaryonun İdlib’de yaşanmasının mümkün olmayacağını, çünkü İdlib’in Türkiye sınırında bulunduğunu ve içinde çok sayıda yurttaşın yerleşik olduğunu ifade ediyor.  Türk devletinin bu askeri yayılımından Rus uçaklarının saldırısına karşı bir hazırlık olduğu ve bölgeyi El Nusra’nın elinden almak istediği anlaşılıyor.

Suriye rejimine bağlı basın kuruluşları da İdlib savaşının propagandasını yapıyor ve ‘İdlib Aşiret Güçleri’nin kurulduğunu belirterek bu güçlere parayla katılım çağrısı yapıyor. Yani her kişi için ayda 100 bin SL vermeyi vadediyor. Bu da on binlerce sivilin Türkiye’ye göç etme ihtimalini doğuruyor. Şüphesiz bu da 2 yıldır sınırlarını güçlendiren Ankara’nın istediği bir şey değil.

İlgili taraflarla yapılan siyasi ve askeri anlaşmalar çerçevesinde İdlib’de yaşayan yüzbinlerce sivilin akıbeti belirsizleştiriyor ve siviller bir anlaşma aracı olarak kullanılmaktan korkuyor. Bu gelişmeler sonucunda bölgede şu an karışıklıklar hakim durumda. Üstelik şu an binlerce sivilin insani ve yaşamsal durumu göz ardı ediliyorken.

(ge)

ANHA