İletişim | Hakkımızda
ANHA

Îlham Ehmed: Rusya, Kürtleri Türkiye ile tehdit ediyor

HABER MERKEZİ – MSD Eşbaşkanı Îlham Ehmed, Rusya’nın Rojava Kürtlerini Türkiye’nin saldırılarıyla tehdit ettiğini söyledi.

Demokratik Suriye Meclisi (MSD) Eşbaşkanı Îlham Ehmed, Türkiye’nin Rojava’ya saldırı için ABD’den istediği desteği alamayınca Rusya’ya yanaştığını belirterek, Rusya’nın ise Kürtleri Türkiye’nin saldırılarıyla tehdit ettiğini söyledi.

Îlham Ehmed, Özgürlükçü Demokrasi gazetesindeki köşesinde, “Rusya’nın Kürtleri Baas rejimi ile Türkiye’nin saldırıları arasında tercih yapmaya zorlamasını tarihi bir hata” olacağını söyledi.

Ehmed’in yazısı şöyle:

“Rusya’dan son iki gündür Demokratik Suriye Güçleri’ni (QSD) töhmet altında bırakmaya dönük açıklamalar yapıyor. Bazen ABD’nin Kürtleri çıkarları için kullandığını öne sürüyorlar, bazen Türkiye ile olan durumdan dolayı Kuzey Suriye’nin güvenliğinin bozulacağından söz ediyor. Son iddia ise QSD’nin DAIŞ ile anlaştığı ve onları Tedmur’a doğru tahliye ettiği yönünde oldu. Bu açıklamaları “eğer siz bölgelerinizi rejime açmazsanız, Türkiye sizi vurur ve biz de bir şey yapamayız” şeklinde mesajlar olarak okuyabiliriz. Yani Kürtleri, Türkiye ile tehdit ediyor. Bilindiği üzere ABD, Türk Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın söylemlerine kulak asmayınca, onlar da Rusya-İran hattına yanaştı.

İran’ın her durumda Irak ile Suriye hattını kontrol altında tutmak istemesine ABD karşı çıkıyor. Son günlerde Kürtler birçok tehditle karşı karşıya. Mesela Dêra Zor’da QSD olmadığı halde orada varmış gibi gösterilip tehdit ediliyorlar. Türkiye kontra ve ajanlardan oluşturduğu bir çete grubu ile Rojava’ya saldırmak istiyor. Rusya’nın da bundan haberi olduğu için, “Kuzey Suriye’nin güvenliğinin bozulacağını” dile getiriyor. Türkiye’nin İdlib’e girme önerisi kabul görmeyince şimdi de işgal için Efrîn’i gündeme getiriyor. Bu tehlikeli bir durum yaratır. Eğer Rusya, Türkiye’nin bu oyununa göz yumarsa Suriye’de büyük ve tarihi bir hata yapmış olur. Rejimi Kürtlere farz kılmak da tarihi bir haşinlik ve zorbalık olur. Diğer yandan bu yüzyılda Kürtlere düşmanlık yapmanın bir diğer anlamı da elini Ortadoğu’dan çekmek anlamına geliyor.

İran ve Türkiye ise eski ulus-devletçi ve statükocu esas üzerinde hareket etmeye devam ediyor. Bir yandan Kürtlere karşı ittifaklar geliştirirken, diğer yandan Türkiye, Kürtler İran işbirlikçisidir, propagandasını yayıyorlar. Bölgeye yerleşmek için sınır hatları ve sinir uçlarıyla oynuyorlar. Mesela sadece Şehba bölgesine büyük bir demografik oyun oynanıyor. Binlerce kişi zorla yerinden çıkarılıyor, sürgün ediliyor ve yerlerine ise farklı yerlerden göçler alınıyor. Cerablûs ve Bab’ta ne yaptılarsa aynısını İdlib’te de yapmak istediler. Ama bu sefer istedikleri gibi olmadığı görülüyor.

Suriye rejimi ise hala kendisini Suriye’nin her karış toprağında egemen zannediyor. Öyle hareket ediyor. Değişim yaparak, güçlenmek yerine her şeyi eskiye, savaştan önceye, döndürmenin hesabını yapıyor. Aslında gücünün olmadığını görüyor ama psikolojik savaşla “hala hakimim ve her şey benden sorulur” demeye getiriyor. Bu konuda en büyük gücü de kendilerini “Esad karşıtı” olarak gösteren ama aslında “demokratik özerklik yönetimine karşı” olan Kürt partilerinden alıyorlar. Bunlar her fırsatta devrim karşıtlığı yapıyor. Devrime kara çalarak, halklar ve inançlar arasında fitne çıkarmaya çabalıyorlar. Tek istedikleri ise halkı devrimden soğutmak.

Reqqa’da ise çatışmalar yoğunlaştı ve kentin özgürleştirilmesi operasyonunun başlama tarihi iyice yaklaştı. Türkiye Reqqa operasyonundan umudunu kesince, enerjisini başka yöne kaydırmaya çalışıyor. Artık her güç Suriye sahasında istediği gibi hareket edemeyeceğini gördü. Konumlar biraz netleşmeye başladı. Hangi gücün nerede konumlandığı da belli oldu. Ama İran hala istenmeyen misafir olarak görülüyor. Önümüzdeki süreçte bu durum daha da netleşecektir. KDP de Rojava’da rol sahibi olmayı çok istedi. Ama hem sırtını yasladıkları güçlerin sahtekarlıkları, hem de onların zayıflıkları bunun önünde engel oldu. İstediğini gerçekleştiremeyince de yanlışında ısrar ederek, Rojava karşıtı/düşmanı bir konuma geçti. Bu konumda Türkiye ile aynı hattı izledi.

ABD’nin YPG’ye yaptığı ağır silah desteği, bölgedeki bazı eski dengeleri ve ittifakları bozdu. ABD, bölgeyi daha iyi okuyor ve müttefiklerini de güçlendirmek istiyor. Türkiye bunu kabul edilemez olarak gördü. Çünkü hiçkimsenin ABD ile aralarındaki anlaşmayı bozacağına ihtimal vermediğini düşünüyorlardı. ABD’yi “PKK’yi desteklemek”le suçluyor. Ama ABD Başkanı Donald Trump, Erdoğan ile yaptığı basın toplantısında da “PKK ve DAIŞ’e karşı Türkiye’ye destek verdiklerini” açıkça söyledi.

Bu iki ismi yan yana kullanmak Kürtlerin büyük bölümünü rahatsız ediyor. Çünkü PKK, DAIŞ’e karşı savaşta Rojava Kürtlerine büyük destek verdi. Yine Êzidî Kürtleri katliamdan kurtardı. DAIŞ, PKK’yi en büyük düşmanı olarak görüyor. Bu yüzden de Kürtler, PKK ile DAIŞ’in aynı görülmesini kabul etmiyorlar.”