İletişim | Hakkımızda
ANHA

İmralı Heyeti: Tecrit artık kabul edilemez

HABER MERKEZİ – Öcalan’ın sağlık ve güvenliğine ilişkin Meclis’te düzenlenen basın açıklamasında konuşan Önder, “İmralı üzerinde yürütülen tecrit artık kabul edilemezliği bir yana, ülke ve bölgedeki çözüm zeminini tahrip etmeye dönük bir hal almıştır” dedi.

HDP’nin İmralı heyetinde yer alan Ankara Milletvekili Sırrı Süreyya Önder ile Meclis Başkanvekili İstanbul Milletvekili Pervin Buldan, Urfa Milletvekili Dilek Öcalan, Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın güvenlik ve sağlık koşullarına ilişkin Meclis’te basın toplantısı düzenlendi.

Açıklama yapan Önder’in konuşmasının satır başları şöyle:

“Hem bölge barışı hem iç barış Türkiye’ye bir buçuk saatlik bir mesafededir. İmralı üzerinde yürütülen tecrit artık kabul edilemezliği bir yana, ülke ve bölgedeki çözüm zeminini tahrip etmeye dönük bir hal almıştır. Barışın güvencesi olabilecekken bizatihi savaşı kışkırtan bir tecrit anlayışıyla gidilecek hiçbir yer yoktur. Bütün bunları göz önüne aldığınızda İmralı’daki tecrit, vatana ihanetle eş anlamlıdır. Peki Sayın Öcalan’ın bugün yaşananlara yaklaşımı neydi? Ortak gelecek, ortak vatan diyordu. Herkesin kendisi olarak yaşayabileceği, kendisi olarak ifade zemini bulabileceği demokratik cumhuriyet diyordu. Sınırların olmadığı, sadece gevşek sınırların olduğu bir demokratik konfederalizm öneriyordu.

Bugün barış adına bölgeye ve ülkeye kim bir çift laf ederse, partisi ne olursa olsun, içinde savaş içermeyen, ‘kalkın gidelim şurayı fethedelim yakalım’ demeyen, ‘çözelim bu meseleyi’ diye başlayan her cümle Sayın Öcalan’ın mutlak geçmişte yaptığı belirlemelerden birisine yaslanmak zorundadır. Hal böyleyken artık mesele Sayın Öcalan’ın sağlığı, güvenliği olmaktan çıkmış, bu ülkenin geleceğine kast eden bir zemine dayanmıştır.

İmralı, devletin ne görmezden geleceği ne de üzerine gidebileceği bir zemin olamadı. Bu anlamda Sayın Öcalan’la bir yılı aşkın bir süredir kimse görüşemiyor. İmralı’ya konulduğu günden beri zaten hiçbir hukuk kuralına sığmayan, insan haklarını tahrip eden bir yaklaşımla mutlak bir tecrit içerisinde. Şu an birçok insan, başta cezaevlerindeki tutsaklar olmak üzere Sayın Öcalan üzerindeki tecridin barışa tehdit olduğunu söyleyerek bir direniş başlatmışlardır. Hatırlayın, çözüm süreci böyle bir direnişin ardından başlamıştı. Her seferinde bu kadar enerji ve zaman kaybedene devlet adamı denmez, ahmak denir. İnsan deneyimlerinden ders alan bir canlıdır.

Bugün devleti yönetenler muazzam bir varoluş savaşının içinde. Bulabildikleri tek yol da Kürt düşmanlığı, ama bu yolun da sonuna geldiler. HDP’yi kriminalize etmekle varılabilecek bir yol yok. Hangi kamuoyu araştırmasına bakarsanız bakın HDP’nin oyları bir santim gerilemiyor. Bu barışa, insanlığa, demokrasiye sadakatin bir göstergesidir.

Bu ülkede özellikle AKP kamuoyu başta olmak üzere, evlatlarımızın geleceğini dert eden, daha iyi bir dünya, daha iyi bir ülke mümkün diyen herkes bu demokrasi dışı uygulamalara sesini yükseltmek, barışı çağırmak ve tecride itiraz etmek durumundadır. İbretlik bir durumdur. Bugün İmralı tecrit sistemi bütün ülkenin tecrit sistemi haline getirildi. Herkes bu ülkede kendini mahkum olarak hissediyor. İmralı artık bütün ülke olmuş durumda. Barış adına, ortak geleceğimiz adına buna bir dur demek gerekiyor. Bütün bunların süresi de 2 saat.

Devlet hafızayı unutturamaz. Sayın Öcalan’ın daha önce tanıdığı inisiyatifini neden bugün tanımadığına dair dişe dokunur bir gerekçe yok. Savaş başlamış. Sayın Öcalan savaşın başlamaması için 2 buçuk yıl çalıştı. Siz de bizimle beraber savaşın başlamayacağını taahhüt ettiniz. Sayın Öcalan size ne söyledi de yapılmadı? Bunu açıklayabilir misiniz?

İmralı tecridi vatana ihanetle eş anlamlıdır. İmralı’da barışın teminatı olduğu için oraya uygulanan tecrit bu vatanın birliğine sabotajdır. Henüz bu imkanı kaybetmemişiz, derin devlet cinlikleriyle 5-6 ayda bir hayatını kaybettiğine dair dolaşıma sürülen bu bilgilerin hayatına dair en temek hakları yerine getirilmezken, ağzından çıt çıkmayan savcıların beyanatlarının sonuna gelinmektedir. Bunun mesafesi 2 saattir, helikopterle giderseniz 15 dakikadır. Bu tecrit salt Kürtlere yönelik değildir. Bu tecrit bu ülkenin tamamını İmralı tecrit sistemine sokmuştur.”

Önder’in ardından İstanbul Milletvekili ve Meclis Başkanvekili Pervin Buldan konuştu. Buldan, Öcalan’a dönük tecridin 18 yıldır devam ettiğinin altını çizerek, “Zaman zaman avukatlarının, ailesinin, siyasi heyetlerin gittiğini biliyoruz. Ama orada farklı bir sistem var ve bu sistemin Türkiye’nin geleceği açısından üzerinde durulması gereken bir sistem olduğunu belirtmek isterim. Sayın Öcalan’dan uzun süreden beri haber alınamıyor. Biz heyet olarak, 5 Nisan 2015’te görüştük” dedi.

15 gün önce sosyal medyada Öcalan’ın yaşamını yitirdiğine dair paylaşımlar yapıldığını hatırlatan Buldan, “Bursa Cumhuriyet Başsavcısı açılama yaptı ancak bu açıklama yeterli değil. Hükümetin ve devletin duyarlı olması gerektiği yönündeki çağrımızı yineliyoruz. Sayın Öcalan sıradan bir tutuklu değildir. Hükümetin ve devletin sıradan bir tutuklu gibi yaklaşmaması gerekir. Sayın Öcalan’dan haber alana kadar kaygımız devam edecek. Acilen İmralı adasına avukatları ya da ailesi gitmelidir” ifadelerini kullandı.

Buldan, Öcalan’ın sadece Türkiye açısından değil tüm Ortadoğu açısından bir barış aktörü olduğuna vurgu yaparak, “Biz Sayın Öcalan’ın barış sürecindeki rolüne hep birlikte tanıklık ettik. Bir umut vardı, huzur vardı. Kimsenin burnu kanamadı. O sürece bir kez daha dönülmeli. Türkiye’deki Ortadoğu’daki barış açısından Sayın Öcalan’la yürütülecek bir süreç dikkate alınmalı. Görüşmelerin bir kez daha başlaması gerektiğini belirtmek istiyorum. Güvenlikçi politikalarla Kürt sorununun çözülemeyeceğini herkes çok iyi biliyor. Öncelikli olarak Sayın Öcalan’la görüşmelerin başlaması gerekmektedir” diye konuştu.

Toplantıda son olarak Urfa Milletvekili Dilek Öcalan konuştu. Öcalan’ın güvenlik ve sağlık koşullarına ilişkin endişelerin tüm Türkiye’ye sirayet ettiğini ifade eden Öcalan, “Tecrit sürdürülmeye çalışıldığındaki Türkiye tablosunu hepimiz gördük. Tecrit sürdürüldüğü müddetçe Kürdistan’daki yansıması kan gözyaşı ölüm oldu. Bu şiddet, kaos her geçen gün artarak devam etmektedir. Çünkü tecrit ağırlaşmaktadır. Bu açıklamayı bize yansıyan kaygıları dile getirmek için yapıyoruz. Biz henüz hükümetten ve devletten kendi yasalarını yerine getirmesi noktasında bir adım görmedik. Türkiye kendi hukukunu hiçe sayarak, uluslararası bütün hukukları hiçe sayarak şu an itibariyle tecridi sürdürüyor. Bu sadece bizim talebimiz değil. Bu tüm Ortadoğu halklarının talebidir. Sayın Öcalan milyonlarca insanın, iradesi olarak kabul ettiği bir şahsiyettir. Sıradan bir insan olarak yaklaşılmasını kabul etmiyoruz” şeklinde konuştu.

Hükümet, Adalet Bakanlığı ve İnsan Hakları İnceleme Komisyonu’na çağrıda bulunan Öcalan, “Bu sorun üzerinden ne kadar çok süre geçerse kangrenleşen ve savaşa zemin hazırlayan bir pozisyondan öteye geçilemez” dedi.

İmralı’daki tecride ilişkin cezaevlerinin yeniden açlık grevi eylemine başladığını aktaran Öcalan, “Bu kararın hükümet tarafından görülmesi gerekiyor. Gözlerindeki, vicdanlarındaki perdenin kalkması gerekiyor. Bizim talebimiz şahsi bir talep değil. Tüm toplumun talebi bu tecridin kaldırılması yönündedir. Kendi iç hukukunuza ihanet etmeden bu sorunu bir an önce çözmeniz gerekiyor. Bu sorumluluk başta hükümetindir. Ayrıca uluslararası alanda AİHM, CPT gibi kurumların harekete geçmesi gerekmektedir” diye belirtti.

Heyetin açıklamalarının ardından Sırrı Süreyya Önder, basın mensuplarının sorularını yanıtladı. Çözüm sürecinin ardından yaşanan şiddet ortamı sonrası ortaya çıkan güvensizliğin nasıl aşılacağı sorusuna Önder, “Çözüm süreci nihai bir uzlaşma değildir. Dünyada çatışma süreci yaşayan tüm ülkelerde süreç başladı diye bıçakla kesilir gibi kesilmez. Bu tarafların cesaret ve samimiyetine bağlı bir süreye ihtiyaç duyar. Hükümet hiçbir zaman bu süreci toplumsallaştıracak bir cesaret içine girmedi. Kriminalize etme dilini bir kenara bırakmadı. Elbette bizim de eksikliklerimiz var. 2 buçuk yıl sonra bir deklarasyon açıklıyorsunuz, önemli bir aşamayı tüm dünya önünde kayıt altına alıyorsunuz; ama buna sahip çıkma cesaretinizi 8 gün sürdüremiyorsunuz. 8’inci gün ‘ne masası’ diyorsunuz. Hükümet hep oy hesabı ve günlük yaklaşımları baz aldı” yanıtını verdi.

Kentlerdeki çatışmalara ilişkin soruya da yanıt veren Önder, hendeklerin daha çözüm süreci devam ettiği dönemde Lice’de kazıldığını hatırlatarak, “Barış süreci boyunca her yerin silahla dolduğu devletin psikolojik propagandasıdır. Süreç başlamadan önce her yeri kan götürüyordu. Bu işin doğası da bunu gerektirir. Sen devlet olarak önlemini almak zorundasın. Biz siyasetçiyiz ne yapabiliriz. Bütün bunlar da süreci kesmeyi değil daha da yükseltmeyi gerektirir” şeklinde konuştu.