İletişim | Hakkımızda
ANHA

İşgalci güçler suyu savaş aracı olarak kullanıyor – 2

Türk Devleti Fırat Nehri’nin Kuzey Suriye’ye Akışını Kesti

PÊJDER ALTAN

REQA- Tebqa Barajı QSD güçlerince özgürleştirildikten ve Reqa’yı Özgürleştirme Hamlesi başlatıldıktan sonra Türk devleti DAIŞ çetelerine destek vermek amacıyla Atatürk Barajı’nın kapaklarını kapatarak Fırat’ın suyunu azalttı.

2014 Nisan’ında DAIŞ, Atatürk Barajı’nın, Suriye’ye suyun akışını engellediğini ve Esad Baraj Gölü’nün su seviyesinin düşmesinin sorumlusu olduğunu öne sürmüştü. Al Jazeera kaynakları bu iddiaların doğru olmadığını; aksine Türkiye’den Suriye’ye akan suyun arttığını duyurmuştu. Fakat DAIŞ bu açıklamalara karşı, “Gerektiğinde İstanbul’u fethederiz” tehdidini kullandı. Türk devleti, DAIŞ ve Baas rejimi su savaşlarını sürdürürken Irak ve Suriye’de milyonlarca insan su seviyelerinin önemli ölçüde azalmasıyla karşı karşıya kalmış durumda. Bu durum, Kasım 2013’ten beri %50-85 oranında azalan yağış miktarının sebep olduğu kuraklıktan çok bölgedeki güç savaşlarından kaynaklanıyor. Rojava ve Bakurê Kurdistanê sınırı yakınlarında, Dicle Nehri üzerinde bulunan Ilısu Barajı ve Hidroelektrik Santrali inşasının tamamlanması durumunda bölgedeki gerilimin daha da artması bekleniyor. Fırat-Dicle havzasında 22 baraj ve 19 hidroelektrik santral yapımını amaçlayan Güneydoğu Anadolu Projesi (GAP)’nin bir parçası olan Ilısu Barajı ve Hidroelektrik Santrali, 1.200 MW elektrik üretme kapasitesine sahip olacak. Bu baraj, Batman’ın tarihi ilçesi Heskîf (Hasankeyf) de içinde olmak üzere toplamda 52 köy ve 15 kasabanın sular altında kalmasına neden olacak ve on binlerce insan göç etmek zorunda kalacak.

GAP projesinden Dünya Bankası, bir İngiliz inşaat şirketi olan Balfour Beatty, İtalyan şirketi Impreglio ve diğer uluslararası fonların çekilmesinin yanı sıra Avusturya, Almanya ve İsviçre de ticari kredilerini projeden çekti. Buna rağmen, GAP hala Türkiye’deki bankaların finansmanı ile devam ediyor. Ilısu Barajı ve proje kapsamındaki diğer baraj ve HES’lerden en ağır olarak Irak ve Suriye etkilenecek ve bazı tahminlere göre baraj faaliyetleri ve iklim değişikliğinin sonucu olarak 2040 yılı gibi yakın bir tarihte Fırat ve Dicle nehirlerinin denize ulaşması için yeterli su akışı olmayacak.

ABD sonunda Irak’ta bir kitle imha silahı buldu

DAIŞ’in kontrol altına almak istediği bir baraj sadece Tebqa Barajı değildi. DAIŞ, Eylül 2014’te Irak’ın 2. büyük barajı olan Haditha Barajı’nı işgal etmek istedi. Irak güçleri, ABD’nin hava desteğiyle DAIŞ’i bölgeden uzaklaştırarak barajı kontrol altına aldı. Haditha Barajı, Bağdat’ın 120 km kuzeybatısında yer alıyor. Bu baraja yapılacak bir saldırı bölgedeki afet riskini yüksek oranda artırıyor. Haditha Barajı’nın ele geçirilmesi Güney Irak bölgesine olan su akışının büyük ölçüde kontrol edilebilmesini de sağlıyor.  Ocak ve nisan aylarında ise DAIŞ çeteleri Irak’ın Felluce Barajı’nın kontrolünü ele geçirdi.

DAIŞ, barajın kapaklarını kapatarak barajın kuzey bölgelerinde suyun taşmasına; güney bölgelerine ise su akışının azalmasına neden oldu. Irak hükümetine bağlı güçlerin geri çekilmesi ve üzerindeki kuşatmayı kaldırmak için DAIŞ, Felluce Barajı yakınlarındaki alanları sular altında bırakarak 40 bin insanın göç etmesine neden oldu. Bununla, diğer bölgelere su akışı ve ülkeye enerji dağıtımı kesildi.

7 Ağustos 2014’te DAIŞ, 1 GW enerji gücündeki Musul Barajı ve enerji santralini işgal etti. Bu durum Bağdat, Kuveyt ve Amerika’da paniğe yol açtı. Bu korku, bu barajın bölgedeki su kaynakları üzerindeki öneminden kaynaklanıyor. Irak’taki en büyük baraj olan Musul Barajı ve Hidroelektrik Santrali’ni kontrol eden, tüm ülkenin su ve enerji kaynaklarının da büyük bölümünü kontrol altında tutmuş oluyor.

Saddam Barajı olarak da bilinen Musul Barajı, Musul şehrinin üst bölgesinde bulunuyor. Barajın uzunluğu 3,6 km ve günlük üretim kapasitesi 320 MW.  Barajın inşası 1980 yılında Iran – Irak savaşı sırasında rejimi güçlendirmek amacıyla, Hochtief Aktiengesellschaft adlı şirketin öncülüğündeki bir Alman-İtalyan ticaret birliğiyle başladı ve bölgedeki birçok arkeolojik alanın su altında kalmasına neden oldu. Ayrıca, baraj suda kolayca çözünebilen alçıtaşı temelinin üzerine kuruldu. Bu nedenle barajın kararlılığı için temele sürekli dolgu yapılması gerekiyor. Baraj, yapısındaki mühendislik hataları nedeniyle ‘dünyadaki en tehlikeli baraj’ olma özelliğini taşıyor. Tabi bu, ‘dünyadaki en tehlikeli terör örgütü’ tarafından ele geçirilmeden önceydi. Dicle Nehri’nin akışını engelleyen baraj 12 milyar metre küp su tutuyor, imha edilmesi veya yıkılması durumunda iki şehir su altında kalabilir ve yarım milyon insan ölebilir. Rezervuar tam doluyken baraj yıkılırsa 1,7 milyon nüfuslu Musul’a ulaşacak olan tsunami, 20 metre yüksekliğine varabilir.

Ağustos ayında, Musul Barajı savaşın merkez üslerinden biri haline geldi. DAIŞ barajın kontrolünü ele geçirdikten hemen sonra ülkenin kuzeyinde yer alan ve DAIŞ’i desteklemeyen köylerin birçoğunun elektriğini kesti. Bu askeri silahın kaybedilmesi, ABD için bölgedeki barajın kontrolünü yeniden ele geçirmeye çalışan peşmergeyi desteklemek için yeterli bir sebep oldu. Şengal dağından Êzîdîlerin HPG ve YJA-STAR gerillaları tarafından özgürleştirilmesi medyada geniş yer buldu, ancak ABD’nin 2011’den beri ilk defa Irak topraklarını bombalamasının asıl sebebi aslında DAIŞ’in Musul Barajı’nı ele geçirmesiydi. DAIŞ mevzileri günlerce bombalandıktan sonra peşmerge barajın kontrolünü ele geçirdi.

Barajların Fıtratı!

Savaşlarda su altyapısının ve bu yapıların hangi amaçlarla kullanılacağının önemi, suyu yönetme faaliyetlerinin ciddi bir şekilde yeniden değerlendirmesini ortaya koyuyor. Büyük barajlar yüksek oranda dünya bankası, ulusal ve uluslararası kalkınma bankaları, emeklilik fonları ve Temiz Gelişim Mekanizması (Clean Development Mechanism) gibi araçlarla finanse ediliyor. Bu barajlar nüfusun büyük oranda yerinden edilmesine, ekolojik yıkıma, bölgedeki geçim kaynaklarının yok edilmesine neden oluyor ve elektrik üretimi göz önünde bulundurulduğunda genellikle planlanandan daha düşük bir performansla çalışarak ülkelerin borç yükünü artırıyor. Ayrıca günümüzdeki ekolojik krizler, iklim değişikliğinin etkileriyle de birleştiğinde, uluslararası su hakları üzerinde yaşanan çatışmaların daha da şiddetlenmesine neden oluyor. DAIŞ’in politikalarının, dünyadaki en çetin su ihtilaflarından birinin yaşandığı Fırat-Dicle havzasında böyle şekillenmesi şaşırtıcı değil. Bu ihtilaflardan bir başkası da, Afrika’nın en yüksek su altyapısı olması planlanan Büyük Rönesans ve Gilgel Gibe-3 barajlarının inşası yüzünden Etiyopya ve Mısır’ın savaşın eşiğine geldiğini görüyoruz. Su, bu bölgelerdeki en stratejik kaynak ve dünyamızdaki ‘Büyük Barajlar Hayran Kulübü’nün Suriye ve Irak’ta yaşananları dikkate alması ve yıkım geldiği zaman oluşan nefretin bu kitle imha silahlarını inşa edenlere yöneleceğinin farkına varması gerekiyor.

DAIŞ verimli ve bereketli geniş topraklara rağmen halkın tarım yapmasını engelliyor

DAIŞ çeteleri, Suriye’nin doğusunun ve Musul’un, gaz ve petrol kuyularının dışında Fırat ve Dicle nehirlerinin etrafını da işgal ederek halkın tarım yapmasını engelliyor. DAIŞ, önce Musul, Reqa ve Minbic’teki baraj ve hidroelektrik santrallerini işgal etti ve bununla barajları patlatma, kapakları açma ve kapatma, sular altında bırakma veya kuraklık oluşturma gibi toplum üzerinde en etkili tehditleri savaş silahı olarak bir araç gibi kullandı. Onlarca kilometrelik su kanallarının olduğu alanlarda tarımla uğraşan yurttaşlar, çetelerin baskısı yüzünden tarım yapamıyor ve ekinlerini hasat edemiyorlardı. Tarımla uğraşan yurttaşlar, çetelerin zekat adı altında ürünlerinin yarısını aldıklarını ve bu nedenle tarım ve hayvancılık yapamadıklarını belirtti.

(ge/cj)

ANHA