İletişim | Hakkımızda
ANHA

İttihatçı yayılma politikaları Rojava Devrimi’ne çarptı

ANALİZ

BÊRÎTAN SARYA

12 Eylül 1980 Askeri darbesinin 36. Yıl dönümünden geçtiğimiz bu günlerde Türkiye 12 Eylül’ü aratmayacak bir faşizmle yönetiliyor. Bu gün AKP uygulamaları ve Türk devlet tarihi gösteriyor ki darbeler sadece askerlerce yapılmıyor.

Türk devlet tarihi ve 12 Eylül incelendiğinde iyice anlaşılacaktır ki AKP ne İttihat ve Terakkici darbe politikalarını nede 12 Eylül faşizan uygulamalarını kullanarak iktidarda kalabilecek. AKP’nin içerde ve dışarda uygulamaya çalıştığı İttihat ve Terakki politikaları yine 12 Eylül faşizmi Türkiye’yi parçalanmakla yüz yüze getirip Osmanlı’dan çok daha beter hale getirebilir. Kaldı ki artık Türkiye Osmanlı gibi bir hale düşerse tekrardan diğer halklarla birlikte bir kurtuluş savaşı yürütemez. Çünkü başta Kürtler olmak üzere tüm Türkiye halkları Türk devlet geleneğini ve faşizmi iyi tanıyor.

AKP’nin İttihatçı politikaları başta Kürtler olmak üzere Rojava halklarına çarptığı gibi darbe faşizmi de Kuzey Kürdistan’da tıpkı 12 Eylül’de olduğu gibi Kürt Özgürlük Mücadelesine çarpıyor. AKP’nin darbe ve faşizmi altında inleyen Türkiye halkları, demokratikleri ve devrimcileri 12 Eylül’de yapılan hataya düşmeden kendi gelecekleri için bu gün Kürt Özgürlük Hareketi’nin öncülüğünü yaptığı demokrasi ve özgürlük mücadelesinin yanında saf tutmalıdır.

KÜRT ÖZGÜRLÜK HAREKETİ AKP’Yİ EN İYİ TANIYANDIR

15 Temmuzda yaşanan ve henüz arkasındaki güçlerin tam netleşmediği başarısız askeri darbe girişimi ardından Erdoğan ve AKP tarafından “darbecilere karşı mücadele” adı altında eskisinden de beter bir faşizm dalgası estiriliyor. Tüm muhalifleri “darbeci” ve “terör” olarak adlandıran AKP eskisinden de beter bir terör estirerek toplumu tam bir cendere altına alıyor.

Ama AKP faşizmi ve darbeciliği yeni değil ve sadece 15 Temmuz darbe girişimi ardından gelişmedi. Belki 15 Temmuz’da yaşanan “başarısız” darbe girişimiyle üst boyuta ulaştı ama Kürtler AKP’nin gerçek yüzünü çoktan gördüler ve bunu hem dillendirip hem de ona karşı üst düzeyde bir mücadele yürüttüler.

Bu noktada AKP gerçeğini en iyi tanıyan ve bu gerçeğe karşı zamanında bir mücadeleye girişmiş olan Kürt Özgürlük Hareketinin ve Önderinin tecrübelerine kulak vermek gerekiyor.

Türk devlet faşizmi ve 12 Eylül darbesine karşı  silahlı mücadele başlatan Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan ve Kürt Özgürlük Hareketi 92 yılında başlatmak istediği Kürt sorununun demokratik çözümü için diyalog sürecini adım adım  pratiğe koydu. Özgürlük ve demokrasi söylemleriyle iktidara gelen AKP iktidarı da birçok defa “ Kürt sorununu” çözmek istediğini dilendirdi. Bu noktada onurlu bir barış için en küçük bir imkanı bile değerlendirmeye çalışan Kürt Halk Önderi ve hareketi AKP’nin söylemlerine ciddiyetle yaklaştı. Abdullah Öcalan’ın ve PKK’nin kendisinden fedakarlık ederek geliştirmek istediği her türlü diyalog, savaşı durdurma, demokrasi girişimi AKP tarafından kabul ediliyor gösterilerek gizliden gizliye altı oyulmaya ve daha büyük bir çatışmaya evriltildi.

Kürt Özgürlük Hareketi yetkilileri sorunun çözümü için birçok defa şans verdikleri AKP’yi en iyi tanıyan oldu ve AKP’nin İttihat ve Terakkici ve 12 Eylülcü darbeci karakterini 15 Temmuz darbe girişimi önceside defalarca dile getirdiler.

İTTİHAT VE TERAKKİ ve AKP BENZERLİĞİ

AKP iktidarı ve İttihat Terakki iktidarı incelendiğin hem iktidara geliş biçimleri, kullandıkları yöntemler  ve argümanlar, kendi içlerinde kendi yol arkadaşlarını bile tasfiye etmeleri, iktidarlarının giderek merkezileşmesi, muhalefeti çeşitli yöntemlerle ve cinayetlerle tasfiye etmeye çalışmaları, güce yaklaşımları, iktidara yapışıp bırakmak istemeleri, iktidar için en ilkesiz ilişkilere girmeleri ve sonra yine kendi iktidarları için ilişkilendikleri kesimleri düşman ilan etmeleri,  ülkerini savaşa sokmaları ve darbeci karakterleri açısından birçok benzerliklerin olduğu görülecektir.  AKP ve Erdoğan her ne kadar kendilerinin İttihat ve Terakkiciliği benimsemediğini belirtse de kendisi İttihat Terakki geleneğini yeni  ama yapısal olarak benzer argümanlarla sürdürmüştür.

AKP’nin İttihat Terakkici karakteri temel benzerlikleriyle tek tek açılabilir. Ama konumuz açısından bu yazıda AKP’nin demagojik darbeci karakterini göstermeye yetecek bir bazı örneklerle yetineceğim.

İttihat Terakkiciler iktidara geldiklerinde söylemleriyle kendi dışındaki kesimlerde umut yaratmışlardı. AKP’de iktidara geldiğinde özgürlük ve demokrasiden söz etti. Kürt sorununu, Alevi sorunu vb. toplumsal sorunları çözeceğini vaad etti. İttihatçılar gibi kendisinin diğer iktidarlardan farklı olduğunu ilan etti, onları çokça eleştirdi. Ama aradan geçen süreç AKP’nin tıpkı İttihatçılar gibi bunları sadece kendi iktidarına hizmet amacıyla kullandığını gösterdi. AKP Kürt sorununu da, Alevi sorununu da vb. birçok toplumsal sorunu da daha da ağırlaştırdı.  Bu gün Aleviler eskisinden daha beter sünnileştirilmeye çalışılıyor ve iktidar söylemleriyle aşağılanıyor. Kürt sorununda ise 90’lı yıllardan bile daha yaygın bir şekilde sivil, gerilla ayrımını yapmayacak orantısız bir şiddet kullanıldı, kullanılıyor.

AKP’NİN İTTİHATÇI VE 12 EYLÜLCÜ OLDUĞUNU İLK KÜRTLER GÖRDÜ

12 Eylül darbesinin genel kurmay başkanı Kenan Evren 2014 yılında darbecilikten müebbet hapse mahkum edildi. AKP 15 Temmuz darbe girişimi öncesinde de birçok defa darbelere  karşı olduğunu ifade etti. Ama AKP’nin tıpkı İttihat ve Terakki yine 12 Eylül rejimi gibi darbeci olduğunu ilk gören kesim Kürtler oldu.

Belki tüm Türkiye halkları açısından hissedilmese de Kürtler açısından AKP’nin darbe karakterini en görünür kılan Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın İmralı’daki durumuna yaklaşımıdır. AKP iktidar olduğu günden bu güne tüm uluslarası hukuk kurallarını hiçe sayarak Öcalan’a bir rehine gibi yaklaştı. Keyfi ve siyasi olarak Sayın Öcalan’ın dünyayla bağlantısı kesilmeye çalışıldı. Kürt Halk Önderi’ne fiziki şiddet uygulandı, görüşmeleri yasaklandı, “ölüm çukuru” uygulaması geliştirilmeye çalışıldı, zehirlendi. Ve 5 Nisan 2015 tarihinden düne kadar Öcalan’ın tüm dünyayla bağlantısı tamamen kesilmişti.

Yine Kürtlere ve biraz da olsa Türkiyeli bazı demokrat ve devrimcilere AKP’nin darbeci yüzünü gösteren uygulamalarından biride KCK operasyonlarıydı. KCK tutsaklarının tıpkı 12 Eylül Cuntası’nın Diyarbakır zindanlarındaki gibi tek sıra halinde arka arkaya dizilmiş kelepçeli fotosu AKP’nin darbeci karakterini Kürtlere en fazla hissettiren fotolardan biriydi. O süreçte de seçim sonrası tüm toplumsal kesimlerde Kürt sorununun çözümüne dönük bir adım atılacağı beklentisi varken bu operasyonun AKP’nin tıpkı İttihat Terakki gibi girdiği ilkesiz ittifakla  bu gün darbeci olarak adlandırdı Fethullah Gülen Cemaatiyle birlikte geliştirmesi durumu yaşandı.

Ve bu siyasal soykırım operasyonları aynı kirli ittifakla uzun dönem dalga dalga sürdürülerek tıpkı 12 Eylül döneminde olduğu gibi zindanlar Kürt siyasetçileri, yurtseverleri ve dostlarıyla dolduruldu.

‘SOPALI SEÇİM VE 1 KASIM SEÇİMLERİ AYNI TARZDA YÜRÜTÜLDÜ’

AKP’de tıpkı İttihat ve Terakkici gibi düzenli olarak seçim yaptı ama yine İttihat Terakkiciler gibi yaptığı seçimlere yoğunca hile kullandığı defalarca deşifre oldu. İttihat Terakki döneminde nasıl ki 1912 seçimleri “sopalı seçim” olarak tarihe geçtiyse 7 Haziran ve özelliklede 1 Kasım seçimlerini de böyle ele almak yanlış olmaz. AKP’nin 7 Haziran seçimlerinde de tıpkı ittihatçılar gibi hile, orantısız medya propagandası, mitinglerde şiddet kullanması, miting yasakları vb. şeyleri kullanmasına rağmen HDP büyük başarı kazandı. AKP bunun ardından çeşitli hilelerle süreci 1 Kasım seçimlerine evriltti. Seçim propagandası sürecinde HDP’liler karşı bir dalga halinde geliştirilen linçler, mitinglerde “DAİŞ” adıyla geliştirilen katliamlar AKP’nin sivil görünümlü kanlı siyasi darbelerinin açığa vurdu. AKP bu yönüyle ittihat ve Terakkicileri daha da aştı.

1 Kasım seçimlerinde elde ettiği hileli başarı ardından AKP her HDP her ne kadar Kürdistan’da birinci partisi çıksa da gelişen özyönetim ilanlarına şehirleri tanklarla yakıp yıkacak, insanları canlı canlı yakacak düzeyde saldırdı. Birçok HDP’li belediye eşbaşkanı, BDP’li siyasetçi tutuklandı. Bu gün de seçilmiş HDP’li belediyelerin yerine Kayyum atanarak seçimlerle açığa çıkan bu siyasal darbe iradenin hiçe sayılmasıyla ayyuka çıkarıldı.

İTTİHATÇI YAYILMA POLİTİKALARI ROJAVA DEVRİMİ’NE ÇARPTI

AKP’nin Türkçülüğe ve İslamcılığa yaklaşımında yine İttihatçıların yaklaşımlarıyla oldukça benzerdir. Ve bu politikalar en fazlada Suriye ve Rojava konusunda kendini açığa vurmuştur.

İttihatçılar iktidarlarını güçlendirmek ve kendi dışındaki nüfus guruplarının desteğini almak için önce islamcılığı kullanmayı denediler ama fazla etkili olmadı. Daha sonrada savaş sırasında Azerbaycan ve Orta Asya’ya ulaşmayı denediler ve yine başarılı olamadılar.

2002 yılında Türk-İslam sentezi olan 12 Eylül’ün bir devamı olarak iş başına gelen AKP iktidarı bu süreç içerisinde sırayla önce İslami argüman ve politikaları daha sonrada Türkçülüğün ağır bastığı politikaları kullandı. AKP iktidarı bu doğrultuda Rusya’ya karşı Çeçen militanları destekledi besledi.  Arapları etkileyerek Ortadoğu’da nüfus sahibi olabilmek için kuruluşunda icazet aldığı İsraille “Mavi Marmara” ve “Van munit” olayları ilişkileri gerginleştirdi.  Bu gün kanlı bıçaklı olduğu Fethullah Gülen Cemaati ve okulları aracılığıyla Türk-İslam senteziyle Kafkasya’daki Türki cumhuriyetlerde etkili olmaya çalıştı. Ama bu gün tıpkı ittihat ve Terakkicilerde olduğu gibi Türkiye’nin de bu politikalarının kendini inkar edecek düzeyde yenilgiye uğradığını görüyoruz.

AKP iktidarındaki Türk devleti  bu politikalarını en fazla uygulamaya çalıştığı alan ise Suriye ve Rojava oldu. Özelde islamcılık adı altında Arap Baharı süreciyle birlikte eski dostu Esad’a karşı Müslüman kardeşlere oynadı. Bunda başarılı olamayınca DAİŞ dahil tüm cihatçı guruplara her türlü desteği verdi, bizzat bu gurupları kontrol etti, savaştırdı.

Fakat Türkiye’nin Suriye politikaları Kürtler öncülüğünde başlayan Rojava Devrimi’ne çarptı.  Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın felsefesiyle aydınlanan Rojavalı Kürtler öncülüğünde başlayan devrim tüm Rojava halklarına yayıldı. AKP öncülüğünde gelişen her türlü çete saldırına karşın büyük bir savunma savaşı yürütülerek ilerletilen devrim bu gün Kuzey Suriye Demokratik Federal Sistemine ulaştı.

Tıpkı ittihatçıların saldırgan politikalarıyla Osmanlı’yı savaşa sokmaları gibi Türkiye’de AKP eliyle açıktan bir savaş içerisine sokuluyor. Minbiç’in QSD güçleri tarafından özgürleştirilmesini hazmedemeyen AKP öncülüklü Türk devleti Cerablus’u işgal ederek şimdiye kadar perde arkasından dahil olduğu 3. Dünya savaşına Türkiye’yi çok açık bir biçimde soktu. Türkiye’nin bu ısrarında devam etmesi durumunda şu an dengeleri her ne kadar kendi lehine düşünsede Türkiye’yi yeniden Osmanlı gibi dağılmayla yüz yüze getirecektir.

İTTİHATÇI TAKTİKLE TÜRKİYE’Yİ YENİDEN 12 EYLÜLE GETİRDİLER

AKP’nin Suriye’deki politikaları kadar iç politikasında bu gün geldiği durumda da yine İttihat Terakki taktikleri kullanılıyor. İttihat Terakkicilerin taktikleriyle geliştirilen yeni darbe Türkiye’yi 12 Eylül Cunta rejiminin uygulamalarla yönetmeye çalışıyor.

İttihatçılar daha resmi olarak iktidara geçmeden önce padişahçı askerler tarafından gerçekleştirilen 31 Mart ayaklanmasıyla yüz yüze kalmıştı. Fakat bu ayaklanmanın başarısızlığa uğraması ardından İttihat ve Terakki iktidarı boyunca bunu muhaliflerine karşı kullandı.

15 Temmuz’da yaşanan ve henüz tam aydınlatılamamış olan darbe girişimi sonrası AKP’de ittihatçılar gibi bu ayaklanmayı kullanarak “darbeye karşı mücadele” adı altında bir tüm muhalif ve demokratik kesimlere karşı bir cadı avı başlattı.

Artık AKP’nin darbeci karakteri sadece Kürtler tarafından görülmüyor. AKP’nin ırkçılık, İslamcılık ve iktidarcılıkla ajite ettiği sürüklenmiş bir kesim dışında tüm Türkiye halkları tarafından görülebiliyor.

Bu gün Türkiye’nin aldığı durumun 12 Eylül sürecinden çok da farklı olmadığını hemen herkes görebiliyor.  15 Temmuz ardından hemen uzun yıllardır Kürdistan’da uygulanan Olağan Üstü Hal tüm Türkiye’de ilan edildi. Ve artık Türkiye AKP iktidarı tarafından tümden keyfi bir biçimde faşizmle yönetiliyor.

Erdoğan’ın “halkımız idam istiyor” söylemleri Evren’in “Asmayalım da besleyelim mi” sözlerini hatırlatıyor.

15 Temmuz darbesi öncesi Kürtlerle dolu olan Türkiye zindanları bu gün her kesimden Türkiyelilerle dolduruldu. AKP’nin bu darbe karşıtı soslu esas darbesi en fazlada sosyalistleri, yurtseverleri ve Kürtleri hedef alıyor. 50 bine yakın öğretmen “darbeye karşı mücadele adı altında” görevden uzaklaştırıldı.

Daha birçok örneğini verebileceğimiz faşizm uygulamaları ve toplum üzerindeki cendere bundan sonrada AKP tarafından daha da ağırlaştırılacak gibi görünüyor.

‘12  EYLÜLE KARŞI DİRENMİŞ OLANLARIN YANINDA SAF TUTMALI’

AKP iktidarındaki Türk devletinin içerde ve dışarda uyguladığı bu İttihatçı politikalar Türkiye’yi de tarihsel olarak Osmanlı gibi bir çöküşün eşiğine getirmek üzere.  Osmanlı Savaşa girdikten sonra toprakları işgal edilmiş ve buna karşı Mustafa Kemal öncülüğünde Kürtler ve Türklerin yine diğer halkların kader birliği yapması ve Kurtuluş savaşı gelişmişti. Fakat Kurtuluş savaşından başarıyla çıkılması ardından yeni Cumhuriyet temel ittifakları olan Kürtleri, sosyalistleri ve İslamcıları inkar etti. Kürtlerin Türkiye Cumhuriyeti boyunca geliştirdiği tüm isyanlar kanla va ağır güçle bastırıldı ta ki 12 Eylül rejimine karşı gerilla mücadelesi başlatan PKK mücadelesi başlatılıncaya kadar.

Kürt Özgürlük Hareketi 12 Eylül’de kullanılan orantısız güce karşıda günümüzde AKP’nin uyguladığı ayyuka ulaşmış orantısız güce karşı olağan üstü bir direniş sergileyerek yenilmedi ve geleceğin kendisinin olduğunu Sur, Nusaybin, Gever, direnişleri şahsında bir kez daha ortaya koydu.

“29. Kürt İsyanı” olarak da adlandırılan PKK mücadelesinin Önderi Abdullah Öcalan 12 Eylül darbesi pratiğe geçirilmeden önce fark ettiğini ve tüm devrimci hareketleri uyardığını, kendisinin tedbir aldığını ama devrimci hareketlerin tedbir almadığı ve birlik olmadığı için darbe tarafından ezildiğini eserlerinde ortaya koyuyor.

Bu günde AKP’nin 12 Eylül’ü güncellleştirdiği tüm darbelerine ve  bu son darbesine karşı temel direnen güç Kürt Özgürlük Hareketi ve gerillalar. AKP’nin faşizan hedeflerine ulaşmasını engelleyecek tek kesim. Bu durum bu gün Türkiyeli devrimci hareketler açısından önemli oranda görülmüş ve bir birlik yaratılmış durumda. Ama güncel olarak Türkiyeli demokratların, aydınların, toplumsal kesimlerin de artık bu durumu  görmesi ve gün geçirmeden milliyetçilik zehiriyle kirletilen zihinlerini aydınlatması gerekiyor.

Kürt Özgürlük Mücadelesinin öncüleri Türk devletinin faşizan uygulamalarına asla teslim olmayacaklarını ve mücadelelerini başarıya ulaştıracaklarını ifade ediyorlar ve yaşanan gelişmeler bunu gösteriyor.

Kürtler ve Kürt Özgürlük Hareketi şimdiye kadar da Türkiye’yi parçalamak hedefiyle hareket etmedi. Ama faşist Türk devlet uygulamalarına karşı kendi çözümünü geliştirip Kürdistan’ı özerkleştirmek ve kendi çözümünü uygulamaktaki kararlılığını ortaya koyuyor.  Türkiye halkları AKP hükümetini Türkiye’yi karanlığa sürükleyen politikalarından caydırıcı bir mücadele içerisinde olmaz ve Kürt Özgürlük Mücadelesinin ortaya koyduğu özgürlük ve demokrasi değerleri etrafında birleşmezlerse Türkiye’nin iç ve dışta uygulanan faşist AKP politikalarıyla yeni bir Osmanlı durumunu yaşaması, güncel durumda Suriye gibi bir yıkımla karşı karşıya kalması hiç de kurgu olmayacak.