İletişim | Hakkımızda
ANHA

Katliamcılar yenilecek!

ANALIZ

AZİZ KÖYLÜOĞLU

Yaşanılanları anlamak için çok fazla derin analizler yapmaya gerek yok. Yeni bir yüz yılın ilk çeyreğinde dengeler yeniden oluşturuluyor. Birinci dünya savaşı aynı böyle bir zaman dilimine denk gelmişti. Paylaşım savaşları olarak adlandırılan dünya savaşları, aynı zamanda siyasi coğrafyaların değişmesini beraberinde getirdi. Birinci ve günümüzde yaşanan üçüncü dünya savaşı önemli benzerlikler arz ediyor. Özellikle Ortadoğu coğrafyasında bu benzerlik daha belirgin kazanmış durumda. Bu benzerlik sadece  her iki yüz yıllın ilk çeyreğinde  gerçekleşmesiyle değil, aynı zamanda köklü değişimleri beraberinde getirmesi ve getireceğidir.

Kısaca 20. Yüz yılın ilk çeyreğinde neler oldu diye bir bakalım

O zaman dünya ikili bir yapıya sahipti. Bir yandan ulus devletler ve halkın iradesinin daha fazla ön plana çıktığı cumhuriyetler, diğer yandan imparatorluk ve halkın tebaa olduğu yapılar mevcuttu. Bunların başında da Osmanlı imparatorluğu geliyordu ki, Ortadoğu’daki zenginlik kaynakları onun elindeydi. İmparatorluk çağı artık bitmişti ve var olanlar ise “hasta adam” durumundaydı. Dünya da ise özgürlükler, halkın iradesi ve seçimlerle iş başına gelen liderle çağı zirvesine ulaşmıştı. Artık değişim kaçınılmazdı. Birinci dünya savaşı bu değişimi tamamlamama ve dengeleri yeniden oluşturma savaşı oldu. Acı sonuçları olsa da, bu denklem hep süre geldi. Birinci dünya savaşından sonra ulus ve tekçi devletler çağı başladı. Ulusa dayalı ve diğer halkları belirlenen ulus içinde eritip tekleştirmeye dayanan bu sistem, yüz yıl sonra artık krize girmiş durumda ve çözülüyor.

Ulus devletler artık miyadını doldurdu

Birinci dünya savaşı nasıl ki yeni bir dönemi başlattı ve imparatorlukları yıktı. Şuan yaşanan üçüncü dünya savaşı tekçi ulus devletlerin miyadını doldurduğu ve yıkılmaya başladığı bir dönemi başlatmış durumda. Fakat bu değişimin nasıl olacağı konusunda daha net bir şey yok. Özellikle küresel ölçekteki devletler var olan ulus devletleri kısmi bazı değişimlerle ayakta tutma çabası içindeler. Ulus devletlerin yıkılması sonra net bir planları olmadığı için böyle bir yöntemi kendileri için daha yerinde görüyorlar. Özellikle değişime direnen Ortadoğu’daki tekçi ulus devletler artık kendilerini sürdürebilir yanları kalmamış. Şuan Irak, Suriye, Yemen’de yaşananlar ve bunları yansımaları olarak Türkiye’de yaşan savaş bundan kaynaklanmaktadır. Kuzey Afrika ülkelerinde yaşan gelişmeler ve sonrasında ortaya çıkan tablo da bunu net biçimde gösteriyor.

Sorun yeni sınırlar ve devletler kurmak değil

Yaşan savaş durumundan yeni sınırların ortaya çıkartmak veya daha küçük ulus devletler oluşturmak çok anlamlı değil. Ama şuan herkes bunun üzerine yoğunlaşmış durumda. Buna göre Suriye ve Irak’ın bir bölümünü Sunni Araplara, Irak güneyini Şii Araplara, Suriye’nin sahil kesimlerini Alevilere, Irak’ın ve Suriye’nin kuzeyini Kürtlere verelim ve bu krizden kurtulalım. Ama bu durum yeni krizlere ve kaosu derinleştirmekten başka bir durum getirmeyecektir. Bir yandan tekçi ulus devletleri olduğu gibi ayakta tutmak isteyenler, diğer yandan herkese biraz bir şeyler verelim ve bu krizden kurtulalım diyen kesimler. Bu çözüm önerilerinin çözüm getirmeyeceği açık.

Çözüm üçüncü demokratik ulus çözümde

Ulus devletlerin temel noktaları aynılaştırma politikasıdır. Tek Pazar için tek dil, bir olmak için tek sembol, pazarını korumak için sınırlar, mutlakıyet için tek devlet. Fakat bu durum diğer tüm farklıları ya yok etmek (Kürtlere ve Ermenilere yapılan budur) yada asimile etmek ve aynılaştırmak. Ulus devletlerin bu politikası yüz yıldır kesintisiz sürüyor. Ve sonuç kaos. Bunun için temel çözüm noktası tekçiliğe dayanmayan, bir çok ulusu içinde barındıran, çok dil, çok kültürlü ve yerellerden yönetimdir. Rojava Kürdistan’ı bunu başarma azminde.

Biraz genelleme yaptıktan sonra gelelim güncel gelişmelere:

ABD ve Rusya

İki bloklu sistem yeniden tüm yapısıyla kendini gösteriyor. Bu kez farklı boyutları var. Rusya ve ABD arasında soğuk savaş dönemindeki ideolojik ayrışma yok. Bundan kaynaklı olarak bu iki kutbun temsilcisi bir çok noktada ortak fikirlere sahip. Özellikle Suriye konusunda neredeyse anlaşmış durumdalar. Irak konusunda ise çok fazla görüş ayrılıkları yok. Bu açından bakıldığı zaman şuan gelişen kutuplaşmayı, keskin görüş ayrılıkları üzerine oluşmadığı söylemek gerek. Hata şöyle bir belirleme yaparsak, bu kutuplaşma içinde kendi yer arayan bölge devletlerine nazaran, ABD ve Rusya arasında sadece nüans farkları olduğunu söylemek gerek.

Türk devleti Başur, Rojava ve Bakur’a karşı savaşını sürdürüyor

Faşist Türk devleti şuan üç Kürdistan bölgesinde Kürtlere ve demokratik çevrelere savaş açmış durumda. Bir yandan rojava Kürdistan’ın da Ahrar Şam, El Nusra ve DAIŞ çetelerini Kürtlerin üzerine sürüyor, diğer yandan başure Kürdistan’da   dağları, köyleri bombalıyor ve DAIŞ çetelerini sürekli bir tehdit olarak kullanıyor. Bakure Kurdistan ise, artık katliamların dozunu iyice artırmış durumda. Artık köyler ve dağlar değil, ilçeler ve büyük şehirlerde katliamlar yapıyor. Sadece resmi ordusunu değil, gayri resmi ordusunu da devreye koymuş durumda. Türk devletinin bu savaşında esas nokta ise, Kürt işbirlikçiler.

KDP’i ne yapmak istiyor?

Başure Kürdistan’da parlamentoyu fesheden, gayri meşru biçimde bölge başkanlık erkini gasp eden, Başure Kürdistan’ı tamamen faşist Türk devletinin egemenlik sahası haline getiren KDP ve onun başındaki Barzani ailesi, hem Rojava hem de Bakure Kürdistan’da Kürtlere karşı savaşan AKP çetelerinin en büyük destekçisi. Bu artık gizlenemez bir durum. KDP’nin temel stratejisi Kürtleri katleden devletlerle işbirliği ve onları bu politikasına destektir. KDP’nin “bağımsız Kürdistan” gibi söylemleri Kürtleri aptal yerine koyma siyasetinin bir parçası. Kürdistan bayrağı üzerdeki siyaset ise, tam bir kandırmacadır. Kürdistan bayrağı denilenin ne kadar Kürdistani olduğu tartışma konusu. KDP, Kürtleri katleden devletlerle yaptığı işbirliğini ve Kürt katliamlarındaki rolü gizlemek için sürekli bu iki söylemi “Bağımsız Kürdistanı ilan edeceğiz, Kürdistan bayrağı” kullanıyor. Ama gerçek bu değil tabi. KDP, hiçbir zaman Kürdistan diye bir yeri ilan edemez, zaten Kürdistan güncel ve tarihsel bir gerçekliktir.

Kürtlerin durumu

Bakure Kürdistan’da faşist Türk devletinin Kürt halkının özgürlük taleplerine karşı katliamları sürüyor.

Rojava Kürdistan’ın da çetelerin saldırıları ve faşist Türk devleti ve KDP’nin ambargoları sürüyor.

Başure Kürdistan’da çetelerin saldırıları bir yandan sürerken, KDP’nin yaptığı darbenin sonuçları halen kestirilemiyor.

Rojhilat Kürdistan’ın ise İran rejiminin idam cenderesinden,  baskılarından bir eksilme yok.

Güncel konjektör

Demokratik Ulus fikriyle ortaya çıkan Kürtlerin geleceğin Ortadoğu’sunda ve küresel ülkelerle olan ilişkileri daha derinleşecektir. Bu durum Rojava Kürdistan’ı da daha da merkez haline getirecek, KDP bölgede işbirliği yaptığı devletlerin zayıflamasıyla anlam kaybedecektir. Bunun yanında Güney Başur Kürdistan’ın da yeni dengeler gelişecektir. Rojava Kürdistan sadece kendisiyle sınırlı kalmayacak, Suriye’nin önemli bir bölgesinde sistemleşecektir. Suriye ve Irak merkezli çözüm arayışları biraz da bu eksen de gelişecektir. Bakure Kürdistan’daki direniş daha da yayılarak kendi çözümünü dayatacak ve yenilen tekçi ulus devlet, demokratikleşmek ve federalleşmek zorunda kalacak. Yani kısaca katliamcılar yenilecektir!