İletişim | Hakkımızda
ANHA

Kerkük-Şengal’in teslim edilmesi ve yeni tasfiye konsepti

ANALİZ

HALİT ERMİŞ

HABER MERKEZİ – Kerkük açık bir şekilde Haşdi Şabi ve Irak ordusuna teslim edildi. Bu teslim etmenin ardındaki gizli pazarlıklara odaklanmak, yürürlüğe konulmak istenen yeni konseptin ipuçlarını daha iyi görmemizi sağlayacak.

Yeni bir tasfiye konsepti

Kürtlere dönük yeni bir tasfiye planı devrededir. Bu açık seçik olarak böyledir. Kerkük ve Şengal’in Haşdi Şabi güçlerine teslim edilmiş olması bu planın sadece bir parçasıdır. Peki bu konsept nasıl oluşturuldu, kimler içinde yer alıyor, neyi amaçlıyor?

Bundan sadece 20 gün önce (25 Eylül) KDP büyük bir gürültüyle “bağımsızlık referandumu” yapıyoruz, diyeyerek Kürtlerin ulusal kurtarıcısı gibi kendisini lanse ediyordu. Barzani, ben gerekirse canım pahasına Kerkük’ü savunacağım diyerek, Kerkük’ü Kürtlerin Kudüs’ü olarak nitelendiriyordu. Ancak Haşdi Şabi daha Kerkük’e varmadan Hewler hükümeti ve KDP kendi güçlerini şehirden çekti. Kerkük’te kalıp sonuna kadar direnen güç kesinlikle gerilla güçleridir.

Saldırı planı adım adım örüldü

Kürtler arasında ve bölgede bir yandan referandum üzerine tartışmalar sürerken, bölge ulus devletleri arasında Kürt kazanımlarına dönük sıkı bir diplomasi trafiği başladı. İran-Türkiye arasında hem askeri hem de siyasi alanda üst düzey görüşmeler gerçekleşti. Daha düne kadar Irak başbakanı Ebadi’ye “sen benim dengim değilsin” diyerek aşağılayan Erdoğan’ın denetimindeki Türk ordusu Irak ordusuyla Kürtlere karşı ortak tatbikatlara başladı.

Astana görüşmelerinde İran, Rusya, Suriye rejim güçleriyle bir araya gelen Türk hükümeti güney Kürdistan’a dönük tehditlerine eş zamanlı olarak Efrin’i de ekledi. Kısa süre sonra İdlib’de bulunan çeteler vasıtasıyla harekete geçen Türk ordusunun amacı, “Yeni bir Kobanê’ye izin vermeyeceğiz” diyen Erdoğan’ın açık mesajıyla gözler önüne seriliyordu.

Ancak konseptin ayakları sadece bunlardan ibaret değildi. Irak-İran-Türkiye arasında Kürt karşıtlığı konseptinin askeri ayakları ve yapılacak hamleler adım adım örülmeye çalışılırken, sosyal medya üzerinden Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın sağlık ve güvenliğine ilişkin ciddi iddialar ortaya atılmaya başlandı.

Aslında Öcalan’ın Kürtlerin en hassas yönü olduğunu Türk devleti çok iyi biliyor. Kürtlere dönük yeni bir konsept devreye konulurken, bunun merkezine Öcalan’ın alınması oldukça bilinçli ve hesaplı olarak geliştirildi. Onun için sahada harekete geçerlerken, eş zamanlı olarak Öcalan’a da bir yönelimi gündeme getirdiler.

Kerkük ve Şengal’in Haşdi Şabi güçlerine teslim edilmesi bu bölgesel konsept dahilinde gerçekleşmiştir. Aslında konsept sadece bununla da sınırlı değildir. Dikkat edilirse, Türk devleti son günlerde tüm gücüyle medya savunma alanlarına yükleniyor. Bu alanda gerillanın görkemli bir direnişi var. Türk devleti burada havadan karadan her türlü tekniği kullanıyor. Günlerdir bu alanda tam bir savaş yaşanıyor. Ama buna rağmen gerilla Türk ordusuna bütün dünyanın gözü önünde diz çöktürüyor.

Türk devleti Güney-Kuzey-Rojava Kürdistan’ın da elinin uzandığı her yerden Kürt güçlerine karşı harekete geçerken, Suriye rejim güçleri de Deyra Zor’da, DAİŞ çetelerine karşı amansız bir mücadele yürüten QSD güçlerine karşı dün akşam saldırı gerçekleştirdi.

Ne yapılmak isteniyor?

Kürt halk Önderi Abdullah Öcalan’ın durumu, Kerkük, Şengal, Medya Savunma Alanları, Efrin ve İdlib’de yaşananlar Kürt kazanımlarına karşı bölgesel çapta yeni bir konseptin devreye konulduğunu açık şekilde gösteriyor.

Bölgede DAİŞ sonrası duruma geçilirken aynı şekilde Kürtler de yeni bir Skys-Picot’la saha dışına itilerek, sömürge pozisyonunda tutulmaya çalışılıyor. Yeni konseptin mahiyeti Kürt kazanımlarının tamamen tasfiye edilmesi ve bölgenin yeni sınırları için masaya doğru gidilirken, Kürtlerin bir kez daha yok sayılmasıdır.

Kürtler ne yapmalı?

İşin özü Kürtler böyle bir şey yaşamak durumunda kalmayabilirdi. Eğer doğru ve ortak bir siyaset yürütülmüş olsaydı Kürtler şimdi dünden çok daha güçlü bir şekilde bölgede söz sahibi durumuna gelmiş ve kazanımlar kesinlikle garantiye alınmış olurdu.

Ne var ki, özellikle KDP’nin parçalayan, kendi bildiğini dayatan, Kürtler yerine Kürt düşmanlarıyla dostluğu ve ittifakı esas alan yanlış politikası bugün yaşanan tablonun ortaya çıkarılmasına neden oldu. Zaten en son yaptıkları da Kerkük’ü kendi elleriyle teslim etmek oldu.

Hatırlayalım, DAİŞ sonrası Kürt güçleri ortak savunma hatlarında birlikte savaşıyordu ve Kürt toplumunda ulusal birlik yönünde ciddi bir umut ve beklenti oluşmuştu. Ancak aradan geçen süre ulusal birliğe gelmeyen KDP siyasetinin sonucunda bütün bu imkanlar tek tek yitirildi.

Şimdi bundan sonrasının ne olacağını iyi hesaplamak ve tedbiri ona göre almak artık bir zorunluluktur. Kürtler açısından durum dünden daha zorlu bir kavşağa gelip dayanmıştır. Bu kavşaktan çıkmak için mutlak surette ortak ve doğru bir siyaset izlenmek, ortak savunma güçleri oluşturulmak durumundadır.

Kerkük-Şengal ne karşılığında verildi?

Bir hususun altını tekrardan çizmek gerekir. Kerkük’te bulunan gerilla güçleri saldırılar sırasında sonuna kadar Kerkük’ün içinde kalarak savunma mevzilerini bırakmamışken, güney hükümetinin peşmerge güçlerini hiç bir direniş göstermeden geri çekmiştir. Bunun baş sorumlusu hükümeti kontrolünde tutan KDP’dir.

Güney hükümeti Kerkük- Germiyan ve Şengal’in neden savunulmadan Haşdi Şabi ve Irak ordusuna terk edildiğini açıklamak durumundadır. Ki Neçirvan Barzani daha önce yaptığı açıklamada PKK’yi şengal’de işgalci güç olarak tanımlıyordu. Şimdi Şengal’i ikinci kez yüz üstü bırakıp kaçmayı nasıl açıklayacaklar?

Diğer taraftan, Güney hükümeti bu duruma neden gelindiğini, bu konuda Irak, İran ya da Türkiye ile bir görüşmenin-pazarlığın olup olmadığını, özcesi bu işin perde arkasında ne olduğunu açıklamak durumundadırlar.

Eğer güney hükümetinin dediği gibi bir pazarlık yoksa söz konusu alanlarda binlerce peşmerge olmasına rağmen neden bir direniş gerçekleşmedi? Bunun sorumluları kim?

En önemlisi Kerkük’ün teslim edilmesinin hemen öncesinde Süleymaniye’nin Dukan ilçesinde bir araya gelen KDP-YNK yetkililerinin görüşmesinde bu konu gündeme geldi mi? Geldiyse bu bölgelere ilişkin ne tür mütaalalarda bulunuldu? O toplantıda ortaya çıkan karar neydi?

Güney Kürdistan’daki bu güçler bu ve daha birçok sorunun cevabını açıklamak durumundadırlar. Tarih ve toplum karşısında temize çıkmak istiyorlarsa Kerkük ve Şengal’i kendi iktidar çıkarlarına kurban etmediklerini tüm Kürt halkına açık şekilde söylemek zorundadırlar. Aksi taktirde Kürt halkı yaptıklarını bir ihanet olarak tarihin karanlık sayfalarına isimleriyle birlikte kaydedecek ve bir gün mutlaka hesabını soracaktır.

Reqa’nın özgürleştirilmesi ihanet ve işgalciliğe cevaptır

Kerkük ve hemen ardından şengal ve germiyan’ın teslim edildiği gün, Reqa’nın QSD güçleri tarafından özgürleştirilmiş olması oldukça anlamlıdır. Zira bir tarafta işbirlikçilik, ihanet ve işgalcilik diğer taraftan halkların eşit, özgür, ortak ve barış içinde yaşamasının tek yolu olan demokratik ulus sistemi duruyor.

Aslında süren mücadele tamamen bu iki zıt kutupta duran çizginin çatışmasıdır. O açıdan Kerkük, Şengal ve Germiyan’da yaşananlar ile Kuzey Suriye, Reqa’da yaşananları yan yana koyup yaşananlara bir de işin bu yönünden bakmak, yaşananları daha kavramayı sağlayacaktır.

Reqa’nın özgürleştirilmesi haberinin aynı gün de gelmiş olması da bu anlamıyla oldukça anlamlı ve tarihidir.

ANHA