İletişim | Hakkımızda
ANHA

Kim kaybetti, kim kazandı?

ANALÎZ

HASAN KARASUNGUR

HABER MERKEZİ – Güney Kürdistan’da referandum kararı alındıktan sonra taşlar yerinden oynamaya başladı. Açık ve kapalı birçok çelişki açıkça ortaya çıktı. Bu son savaşların sebebi neydi? On gün içinde gerçekleşen olaylarda kim ne kaybetti ve kim ne kazandı?  Sebep ve sonuçları iyi anlaşılmalıdır. Kerkük’e ilişkin analiz ve değerlendirmelerimize başlamadan önce birkaç cümleyle de olsa genel izah etmemiz gerekir.

  1. yy’ın yükselen insanlık değerlerini; standartları yüksek olmayan özgür ve demokratik ilkelerle garantiye almak mümkün değildir. Bu da ancak, her türlü etnik, dini, cins endeksli milliyetçilikten uzak durarak demokratik ulus paradigmasıyla yaratılacak özgür bir yaşamla mümkün olabilir.

Güney Kürdistan’daki referandumdan sonra bazı gerçekler

Uluslararası hegemonik siyasetin Kürdistan adına bağımsız bir devleti kabul etmeye hazır olmadığı bir kez daha ortaya çıktı. Amerika ve Avrupa’nın tutumlarının bu şekilde ele alınması yanlış olmayacaktır. Amerika tüm yatırımlarını Ebadi üzerine yaptı. Tüm uyarılara rağmen Barzani’nin referandumda edince aslında biraz da Barzani’nin burnunu sürtmek istedi. Böyle olunca Amerika saldırılara sessiz kaldı ve bu durum Ebadi ve Irak hükümetine Güney Kürdistan’a rahatça saldırma cesareti verdi.

Tarih boyunca söz konusu Kürdistan olunca, Kürdistan’ı sömürgesinde tutan devletler tüm çelişkilerine rağmen bir araya gelerek, Kürtlere karşı birbirlerine destek vermişlerdir. Güney Kürdistan referandumundan ortaya çıkan şey bu gerçeğin tekrar edilmesidir.

“En makul Kürt (onlara işbirlikçi ve ihanetçi de deniyor)” öncülüğünde, yani Barzani şahsında ve öncülüğünde dahi bir Kürt devleti kabul görmedi. Baştan sona kadar Kürt düşmanlığı yapan imparatorluk ve siyasi İslam zihniyetindeki Türk devleti, bölge devletlerine akıl hocalığı yaparak katliamcı ve işgalci tutumunu bir kez daha ortaya koydu. Gaflet odur ki; Barzani tarihten hiç haberi yokmuş gibi Erdoğan’a ve Türk devletine sırtını dayadı, içinde bulunduğu çağın koşullarını ve geleceğini okuyamadı, ön göremedi. Barzani belki de şimdilerde kendisini belki de kandırılmış gibi görüyordur.

Şahsi, ailevi ve partisel çıkarlar ulusal çıkarlardan üstün görülünce toplumsal destek almaması ve yalnız kalması çok doğaldır. Şimdi KDP ve YNK çizgisi ulusalcılıktan çok aslında böylesi bir durumdadır.

Güney Kürdistan referandumu ne ulusal bir karar ne de Güney Kürdistan halkı ve örgütlerinin iradesi ile alınan bir karardı. Hatta KDP’nin de kararı olmadığı, Barzani ailesinin inatla aldığı ailevi bir karardır. Ama referandumdan sonra fatura Kürt halkına çıkarıldı; Kürtlere göç, taciz, tecavüz, talan yaşatıldı. Bunun sebebi Türkiye devletine ve uluslararası güçlere sırtını dayayan milliyetçi ve iktidarcı akıldı. Bu işin faturası, bu kararı veren kişiler ve Barzani ailesi için ağır olacaktır. Şimdiden bu milliyetçi ve iktidarcı çizgiye karşı ayaklanmalar ve itirazlar gelişiyor. Kuşkusuz bunun siyasi, toplumsal ve tarihi açıdan hesabı sorulacaktır.

Güney Kürdistan referandumundan sonraki çatışmalardan tarihi, toplumsal ve ideolojik çelişkiler karşısında milliyetçi ve iktidarcı çizginin iflas ettiği iyi görülüyor. Bununla bağlantılı olarak Demokratik Ulus paradigmasının hakikat ve gerçeği çok fazla öne çıkmıştır. Demokratik Ulus paradigmasının örgütlenmesi ve halkların kaderi olmasını sağlayacak, Kürdistan ve Ortadoğu geleceğini tayin edecek böyle büyük bir fırsat ve şans daha önce ortaya çıkmadı. Bu noktada PKK’ye büyük bir sorumluluk ve görev düşmektedir. Tarih sanki PKK’ye “yürü kazanacaksın” demektedir.

PKK’nin Güney Kürdistan referandumu kararına ve referandum sonrası yaşanan çatışmalara karşı tutumu yerindeydi. PKK referanduma araç olmadı. Bunun için KDP’yi de uyardı, ama Güney Kürdistan halkı saldırılarla karşı karşıya kalınca, peşmerge direnmeyip her yeri ve her şeyi saldırı güçlerine peşkeş çekerken, Kürdistan gerilları sonuna kadar direnişteydi, Kürtlerin onur ve güvenliğini savunuyordu.

Kerkük; Kürtler, Araplar, Türkmenler ve Hristiyanların varlığıyla insanlığın ve tüm halkların zenginliğiydi. Kerkük ya Yahudi ve Araplar arasında herkesin birbirini yok ettiği, çatışma ve krizin her zaman canlı olduğu, savaş sebebi olan Mescidi Aksa gibi olacak ya da Kürt, Arap, Türkmen ve Hristiyanlar için demokratik, ortak, özgür yaşamın olduğu özerk bir statü olacak.

Maalesef hem Şii ve iktidarcı ideoloji ile Irak devleti tarafından, hem katı milliyetçi ve iktidarcı KDP tarafından, hem Şii ve iktidarcı ideoloji ile İran tarafından, hem de faşist ve milliyetçi Türkiye devleti tarafından ya tüm halk ve inançların birbirini boğduğu, belki on yıllar, yüz yıllar boyunca sürecek düşmanlık tohumlarının atıldığı bir yer olacak ya da tam tersi; Demokratik Ulus paradigması ile Kürt, Arap, Türkmen ve Hristiyanların varlık, kimlik ve birbirlerinin özgürlüğünü kabul ettiği, birbirini sevdiği, kucakladığı ve hazmettiği tüm halk, inanç ve kültürlerin ortak ve özgür yaşamının kurulduğu bir yer olacak. İkinci alternatif dışında başka çözüm yoktur. Milliyetçi ve iktidarcı tüm yöntemlere karşı Kerkük özerk, özgür ve tüm halklar, inançlar ve kültürler için demokratik bir yaşamın kurulduğu bir kent olacak.

İşgalci AKP devletinin sarhoşluğu ve mutluluğu, Irak ve İran devletinden fazladır. Sanki Kerkük onların eline geçmiş gibi bir algı yaratıyorlar. Eğer konu Kerkük ise hiçbir şey alamayan ve esas kaybeden Türkiye devletidir. Gelecekte Türkiye’nin hem Irakla hem de İranla anlaşmazlıkları olması için birçok sebep var.

Sonuç olarak; KDP’nin iktidar aklı ve liderliğiyle Güney Kürdistan halkımıza büyük bir fatura çıkarılmış ve birçok şey kaybedilmiştir. KDP ve Barzani kazanılması yıllar alan mevzilerin saatler içinde kaybedilmesinin hesabını vermelidirler. Şimdi KDP’nin en büyük sorunu bir daha itibarını, imaj ve prestijini toparlayamayacak olmasıdır. Güney halkımız kuşkusuz bunu değerlendirecek ve hesap sormak için arayış ve mücadele içinde olacaktır. KDP ve YNK her ne kadar birbirlerini suçlasalar, eleştirseler ve karalasalar da ikisi de aynıdır, aynı madalyonun iki yüzüdür. Birlikte kaybettiler ve birlikte son savaşların sebebi oldular. Ne KDP ne de YNK eskisi gibi değildir. KDP belki homojenliğini koruyacak, ancak siyaset, gündem belirleme ve Kürt halkının kaderini belirlemede eskisi gibi etkisi olamayacak. YNK’nin geleceğine dair de kimi tehlikeler görülüyor. Kendi içinde parçalanma ve dağılma yaşayabilir. KDP ve YNK’nin hem kaybettiği hem de halkımıza çok ağır bir faturayı ödettiği ortadır. Kazanan ve başaran ise halkımız ve demokratik ulus projesi ile demokratik siyasettir.

ANHA