İletişim | Hakkımızda
ANHA

‘Küçük düşünenler toplum için büyük şeyler yaratamazlar’

KENDAL ŞÊXO/NAZDAR EBDİ

KOBANÊ – TEV DEM Yürütme Kurulu üyesi Ferhad Dêrîk, ENKS-KDP-MİT’in Ruha’daki ortak toplantısının ENKS/PDK’nin Rojava düşmanlığındaki ısrarı olduğunu söyledi. Dêrik, “Biz iyi ortak olmak istedikçe ENKS düşmanlık tutumunu seçti. Son toplantı da bunun göstergesidir. Bunda TC ve KDP’nin payı büyüktür” dedi.

Demokratik Toplum Hareketi (TEV DEM) Yürütme Kurulu üyesi Ferhad Dêrîk, Girê Spî’nin DAIŞ işgalinden kurtarılışının birinci yıldönümünde siyasi, toplumsal ve askeri alanda yaşanan gelişmeler, demokratik federal sistem çalışmaları ve buna karşıtlık tutumuyla saldırganlığını sürdüren çevrelerin yaklaşımı, Minbic operasyonu, Ruha’daki Rojava karşıtı son toplantı ile Sêmalka kapısına yönelik spekülasyonlara dair ANHA’nın sorularını yanıtladı.

Girê Spî; Kuzey Suriye’de özerkliğin yaygınlaşmasının kilidi

*Girê Spî zaferinin üzerinden bir yıl geçti ve şimdi federal çözüm tartışmaları gündemde. Bu bölgenin özgürleşmesi demokratik özerkliğin gelişminde ne rol oynadı, Girê Spî zaferi nasıl bir sürece yol açtı?

Tarihi Kobani direnişi ardından gelen zafer ve sonrasında Girê Spî’nin DAIŞ çetesinden temizlenmesi gerek Rojava devrimi ve gerekse DAIŞ ve destekçileri açısından bir dönüm noktasıdır. DAIŞ’ın yaşamı cehenneme çevrdiği bu kentin özgürleştirilmesi toplumsal anlamda Kürt, Arap, Ermeni ve Türkmenler için büyük mutluluk kaynağı oldu. Halk, kente giren Demokratik güçlerin etrafında hemen kenetlenip destek oldu. Ardından bölge halkı hızla kendini DAIŞ’ın egemen kıldığı zihniyetten sıyırdı, halkların kardeşliği ve ortak yaşamı temelinde tüm oluşumların temsilini bulduğu bir meclis oluşturup demokratik özerkliğini ilan etti. Peşisıra örgütlenerek komün, meclis, komite ve yaşamın her alanında kurumlarını oluşturmaya başladı. En önemlisi de tüm çalışmalarda Kürt, Arap, Ermeni ve Türkmenler birlikte yer aldı. Kısaca Girê Spî’de bir yıl gibi kısa süre içinde teminatı sağlanan demokratik özerklik sistemi, artık özerkliğin yaşam bulduğu Rojava ve Kuzey Suriye bölgelerinin örnek modeli haline geldi. Bu hızlı gelişim halklar ve Suriye’nin geleceği açısından çözüm arayışlarını da hızlandırdı.

* Girê Spî’nin özgürleştirilmesi ardından Rojava’ya yönelik siyasi ve askeri saldırılar artmaya başladı. Türkiye’nin öncüsü ve planlayıcısı olduğu Kobani katliamı gerçekleşti, Girê Spî’ye yönelik saldırılar arttı, etnik temizlik vb iddialar ileri sürüldü. Tüm bunları neye bağlıyorsunuz?

Öncelikle şunu belirtmeliyim: Girê Spî’ye bağlı Silûk kasabası, Türkiye’nin DAIŞ’ı kurduğu ve oradan da Suriye’nin diğer bölgelerine yaydığı ana yerdir. Girê Spî de DAIŞ ile Türk devleti arasındaki göbek bağıydı. Bu yolla Türk devleti DAIŞ’a her türlü askeri ve lojistik destek sağladı, sözde cihadçı geçişlerini kolaylaştırıp Rojava karşıtı politikalaını da bu yolla yürüttü, pratikleştirdi. Bu yolun (göbek bağının) kesilmesi hem DAIŞ’a hem de en büyük destekçisi olan AKP/Türk devletine de büyük darbe indirdi. Nitekim AKP/Türk devleti bunu hazmedemedi ve hemen geri alınması için sayısız girişimde bulundu. Kobani’de sivillere yönelik katliam ve en son 27 Şubat 2016’da Girê Spî’ye yöenlik gerçekleşen organize saldırı, AKP/Türk devletinin bu girişmlerde ne kadar ısrarlı olduğunu ortaya koyduğu gibi, saldırıda Türk devletinin rolü de ayan beyan açığa çıktı.

Saldırının üzerinden saatler geçmeden Erdoğan büyük bir sevinç ve heyecanla, Girê Spî’nin % 75’inin DAIŞ tarafından geri alındığı ‘müjdesini’ verdi. Saldırıdan haberi vardı, kendileri organize etmişti. Zaten saldırı kırılıp boşa çıkarılınca kaçan çetelerin çoğu da Türkiye’ye sığındı.

Tüm bu saldırıların amacı şuydu: demokratik özerklik ve halkların kardeşliği fikrinin mayalanıp diğer bölgelere de yayılacağı temel alanın ve demokratik, barışçıl çözümün anahtarının Girê Spî olacağını iyibilyorlardı. Halkların ortak özgür yaşamını engellemek ve Suriye çözümünü engellemek için de siyasi ve askeri her türlü saldırıyı geliştirmekten geri durmadılar. Ama başaramadılar.

‘Küçük düşünenler toplum için büyük şeyler yaratamazlar’

*Kürtlerin dışlandığı Cenevre görüşmelerinin başladığı ve tıkandığı bir dönemde siz de demokratik federalizm projesini geliştirdiniz. Projeye Kuzey Suriye’deki tüm oluşumlar ve halklar sahip çıkarken, bazı Kürt tarafları buna karşı çıktı, düşmanlık gerekçesi yaptı. Bu ne anlama geliyor sizce?

İlk önce şunu belirteyim “Cenevre toplantısı tıkandı diye biz demokratik federalizm projesini ortaya attık” düşüncesi yanlıştır. Yani bunun doğru olanı demokratik federalizm projesi, Cenevre görüşmelerinin gerçekliğini açığa çıkardı, maskeleri indirdi. Yani ‘Kral çıplak’ denildi. Çünkü Cenevre görüşmeleri ve pazarlıkların aksine bizim projemiz Suriye krizini doğru bir şekilde çözmek için en ciddi arayıştır. Tabii bununla Suriye’deki krizin çözümünün de ancak bu topraklar içinde ve halkın öz iradesiyle çözülebileceğini, bunun pratiğinin de geliştirilebileceğini ortaya koyduk. Hal böyle olunca Cenevre toplantısı tıkandı. İşte Demokratik federalizm projesi de bu anlamda tıkanan Cenevre’ye cevap niteliğindedir.

Önemli bir konuyu daha belirteyim, Demokratik federalizm projesi halka anlatıldığında Arap, Ermen, Asur, Suryan, Türkmen ve diğer etnik gruplar bu çözüm önerimiz tanıdılar ve rahatlıkla söyleyebilirim ki diğer bölge halkları bu projeyi Kürtlerden daha çok sahiplendiler. Ama nedense Türk devleti ve ona bağlı SUK/ENKS çeteleri ve BAAS rejimi de bu projeyi boşa çıkartmak için sürekli ‘bu proje bölücüdür’ demeye başladı. Zaten sözünü ettiğiniz o Kürtler de SUK çeteleriyle birlikte hareket ediyor, Türk devleti ve KDP’nin kuyrukçuları olmuşlar.

Federalizm projesinin ilan dildiği gün PDK de Türk devleti ile birlikte Sêmalka kapısını kapattı. Hemen akabinde ENKS de PDK, Türk devleti ve SUK çeteleriyle birlikte demokratik federalizm projesine karşı harekete geçip anti-propagandaya başladı.

Ancak baktığımızda asıl federalizm projesine sahip çıkması gereken ENKS olmalıydı. Çünkü Suriye halk hareketi ilk başladığında ENKS ‘Federal bir Suriye’ talep ediyordu. Bugün onların bu karşı çıkışı ve düşmanlığı, kendi siyasi programını da inkar etmek demektir.

Biz özerkliğin en iyi ortağı olmasını isterken ENKS düşmanlığı seçti ve düşman tarafına geçti. Yine onların federasyon içinde olmasını istiyorduk, ancak yine karşıt tarafı seçtiler. Ama şunu da belirtelim; ENKS kendini küçük düşürdü. Küçük olan ve öyle düşünenler de toplum için, bu halk için asla büyük şeyler yaratamazlar. Toplumlar için emek vermeyen, mücadele etmeyen ve bu uğurda bedel ödemeyen, kanını dökmeyenler büyük bir projenin de sahibi olamazlar, dünyaya da etkide bulunacak bir düşünce üretemezler. ENKS de bu durumundan dolayı böyle bir sisteme sahip olamıyor. Yetmezliğini arık saklayamadığı için de açıktan düşmanlık yapmaya başladı. Bu düşmanlığa en iyi yanıtı yine halk veriyor. Bölge halkının bu projeye sahip çıkmasının dünyaya ve ENKS’ye yeterince cevap olduğuna inanıyorum.

 

Minbic çetelerin Suriye’ye giriş çıkış yoludur

*Diğer bir konu, dünya kamuoyunun gündeminde olan Minbic’i kurtarma ve özgürleştirme hamlesi. Siz TEV-DEV olarak bu operasyonu siyasi süreç açısından nasıl değerlendiriyorsunuz?

Suriye’de DAIŞ ve rejimden kurtarılan yerler ve bunun için atılan her adım bizim için kutludur, değerlidir. Özellikle Girê Spî’nin özgürleştirilmesiyle DAIŞ’ın Suriye’de Türkiye ile sınırı büyük oranda kesilmiş durumda. Yani artık çeteler dış ülkelerden lojistik ve cephaneliklerini Türkiye üzerinden DAIŞ çetelerine ulaştıramıyorlar. Yine çeteler artık kolay kolay Türkiye üzerinden Avrupa ülkelerine geçip katliamlar yapamazlar. İşte Türkiye bundan rahatsız olduğu için de sürekli çatışma ve savaş zemini hazırlamakla meşgul oluyor, ortağı olan DAIŞ yenilmemesi için de buna “kırmızı çizgilerim” kılıfı uyduruyor. İşte Minbic de Girê Spî’den sonra çetelerin Türkiye’ye ve ordan Avrupa’ya açılan son nefes borusudur, bu açıdan çok önemlidir. İnanıyoruz ki Minbic’in özgürleştirmesi Suriye’nin krizden kurtulması için tarihi bir adım olacak ve bölge halkları birlikte kendi sistemlerini, yönetimini kurabileceklerdir. Biz de TEV-DEM olarak çetelere karşı bu operasyonu önemli görüyoruz.

*Minbic operasyonu başladığında yine Rojava karşıtı bir hareketlilik başladı. Riha’da bir toplantı düzenlendi ve PYD’yi ‘düşman’ gören bir sözde Kürt oluşumu ortaya çıktı. Buna paralel olarak Efrin çevresinde de yine sözde Kürtlerden oluşan silahlı çete grubu oluşturuldu. Bunları nasıl okuyorsunuz?

Ne zaman demokratik güçler Suriye’nin bir bölgesini DAIŞ, Cephet El-Nusra, Ehrar El-Şam ve diğer çete gruplarından özgürleştirmişse, Türkiye ve SUK çeteleri de Suriye devrimine düşmanlık temelinde yeni girişimler içine giriyor. Riha’daki son toplantı da bundan dolayıdır. Toplantı Mişel Temo’nun kardeşi Abdulezîz Temo öncülüğünde yapıldı. Bilindiği üzere kendilerine Mişel Temo’yu maske yapan grupları biz Serêkaniyê’de Kürtlere karşı Cephet El-Nusra’nın yanında savaşırken gördük. Yine onları Til Hasil ve Til Eran’da halkı katlederken de gördük. Ehrez, Şehba ve Efrîn’de Kürtlere karşı saldırılarda yine bunları görüyoruz. Bunların geçmişi hep Kürt halkına karşı savaştır. Bunları yönlendiren Türkiye ve KDP’dir. Son toplantı da bu düşmanlığın dışa vurumudur, TC ve KDP’nin de eli var bunun içinde.

‘Rojava halkının kazanımları üzerinden kimseyle pazarlık yapmayız’

*Son olarak, Sêmalka kapısının açılması karşılığında sizin de ENKS ile görüşmeler yapacağınız yönünde iddialar var. Sêmalka kapısının durumu ve bu söylemlerin gerçeklik payı nedir?

Sêmalka kapısı, TEV-DEM’e değil Demokratik Özerklik yönetimine bağlıdır. Ama biz de bu yönetimin bir parçasıyız ve yönetimin düşüncesini biliyoruz. Biz hiçbir zaman Rojava’daki Kürt halkının haklarını tehlikeye atmak üzerinden pazarlık yapmadık, yapmayız. Bu kapı karşılıklı ortak alınmış bir kararla kapanmadı ki, yine bir anlaşma temelinde açılsın! KDP Rojava halkını kendince cezalandırmak için kapattı, bunu da Türkiye istedi diye yaptı. Kapı şimdi de bir itiffakla açılmadı. Biz kimseye de bu konuda herhangi bir söz vermedik, hiçbir pazarlık yapmadık. Ancak biz fikir alış-verişine açığız. Bizim ilkelerimiz vardır. Bunlar da; demokratik özerklik sisteminin kabul edilmesi ve Rojava halklarına hizmet edecek siyasi duruş sergilenmesidir. Bunları kabul eden herkesle görüşüp konuşabiliriz.

(ea/aç)

ANHA