İletişim | Hakkımızda
ANHA

Kürtlere ateşkes yok!

ANALÎZ

AZİZ KÖYLÜOĞLU

Suriye’de Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi(BMGK) kararı ile Şubat ayının 27’sinden bu yana ateşkes ilan edilmiş durumda. Ateşkesin üzerinden 9 gün geçti ve ihlaller devam ediyor. Aslında buna ihlal demek pek yeterli değil, savaş sürüyor desek daha yerinde olur. Bu savaş durumun tek muhatabı var o da Kürtler. Hem DAIŞ hem de Ahrar El Şam’ın Kürt bölgelerindeki saldırıları tüm yoğunluğuyla sürüyor. Ve bu saldırıların devam edeceği yapılan açıklamalardan ve gösterilen tepkilerden söylemek mümkün.

Ateşkesi kabul eden silahlı grupların öne sürdükleri şartların başında saldırıların durması, mahkumların bırakılması, ambargo altındaki bölgelere yardımların ulaşması geliyordu. Mahkumların bırakılması dışındaki şartlar uygulandı. Suriye rejiminin temel talebi ise silahlı gruplara silah desteğinin kesilmesiydi. Özellik bu Türk-Suudi devletine yönelik bir talepti. Bölgeden gelen bilgiler ise, çete gruplarına verilen silah desteğinin katlanarak devam ettiği yönünde. Bu da daha büyük bir çatışma için ciddi hazırlıkların habercisi.

Suriye’de ateşkesi en fazla Suriye rejiminin istediği aşikâr. Suriye rejimi, Rusya’nın hava desteği, İran ve Hizbullah’ın kara gücü desteğiyle bölgede önemli gelişme sağladı. Bunu uzun süre elinde tutması olası bir çatışma ortamında zor görünüyordu. Çünkü İran’lı milislerin sayı olarak çok olmalarına karşın, çok iyi savaşçılar olmadığı ve Hizbullah savaşçılarının da sayı olarak az olduğu biliniyor. Rejime ait savaşçıların sayı olarak artık alan tutacak yeterlilikte olmadıkları aşikar. Bundan kaynaklı olarak son birkaç aydır ele geçirdiği bölgeleri elinde tutmak rejim için hayati önemdeydi. Ateşkes tam da bu anlamda Suriye rejimi için can simidi görevi gördü. Rusya’nın ateşkes ısrarında ve yaşan ihlallere rağmen sürdürülmesinde bu nokta belirleyici.

Türkler “bakın halen güçlüyüz” mesajını vermek istiyorlar

Diğer yandan her gün yeni bölgeler kaybeden çeteci gruplarda ciddi moral bozuklukları olduğu ve savaşı kaybediyoruz söyleminin artık birçok kişi tarafından dillendirildiği bir dönemde “ateşkes” onlar için de bir soluk oldu. Türk ve Suudi destekli Ahrar El Şam ve El Nusra merkezli çeteci gruplar Rus uçaklarının saldırmaması ve Esad rejim güçlerinin yerinde durmasını fırsat bilerek, Kürt bölgelerine saldırını artırarak, özellikle Halep’in Şexmeqsûd mahallesine yönelik saldırılarını artırdı. Burada kendilerince bir zafer kazanarak dünyaya “bakın halen güçlüyüz” mesajını vermek istiyorlar. Ama şimdiye kadar yapılan tüm saldırılar kırılmış durumda. Öyle görünüyor ki bu saldırılar bu çete gruplarının Halep merkezde bitişlerini getirecektir.

Halep’in Şexmeqsût mahallesindeki saldırıların komutasını Selahattin Şişani (Çeçenistanlı) adlı kişi organize ediyor. DAIŞ emirlerinden olan Şişani’nin bu saldırıların komutasını yapması bölgede yeni bir denklemin oluşmaya başladığının da habercisi.  Ahrar El Şam, İslami El-Şam, Nûredîn Zenkî Taburları, Lîwa El-Sultan Murad, Xalid El-Heyatî Grubunun Firqe 16 adlı oluşumu, Cebhet El-Nusra, Fasteqim Kema Emirt grubu, El-Cebha El-Şamiye, El-Qoqaz muhacirler grubu, Fatih Sultan Mehmet Taburları, Sultan Murad Taburları, Siqûr El-Cebel Taburları ve Ebû Mehemed Mirîmîn komutasındaki Ehrar Mirîmîn içinde bulunduğu Halep Operasyon Odasına bir DAIŞ Emirinin komuta etmesi, bu gruplarla ittifak halinde bölgeye DAIŞ’ın girdiğini gösteriyor. Vekalet savaşı veren bu grupların Türk ve Suudi devletleri adına savaştıklarını bize net biçimde gösteriyor.

Ateşkesin zayıf noktası Türk devletidir

DAIŞ’ın ateşkesin yürürlüğü girdiği saatte Girê Spi bölgesine kapsamlı bir saldırı başlatması ve katliamlar yapmasını ve saldırının tekmilini aldığı anlaşılan Türk devletinin başı Erdoğan’ın Girê Spi’nin yüzde 70’i DAIŞ’ın elinde şeklindeki açıklaması, saldırının kendileri tarafından planlandığını bize gösteriyor. DAIŞ’ın saldırılarına paralel, Afrin köylerine Türk devletinin Ateşkesin devreye girdiği saatlerde saldırılar olması da Türk devletinin bu ateşkesi kabul etmeyeceği ve etmediğinin ilanı oldu.

Rusya ve ABD arasında varılan anlaşmayla yürürlüğe giren ateşkesin zayıf noktası Türk devletidir. Türk devletinin bölgedeki provokasyonları ve kendisine bağlı çeteleri özellikle Kürtlerin denetiminde olan bölgelere saldırtması, Suriye politikasının da esas amacını ortaya çıkartıyor. Özellikle Ateşkesin 7. gününde tanklarla Efrin’in Dikmetaş köyüne saldırması provokasyonda her türlü deneyeceğini söylüyor.

Hem DAIŞ’ın saldırıları hem de Türk-Suudilerin “ılımlı” çetelerinin saldırıları Kürtler için ateşkes yok demekte. BMGK kararına göre DAIŞ ve Cephet El Nusra zaten ateşkesin dışında tutuluyor. Fakat sayıları yüzlerce olan grupların DAIŞ ve Suriye rejimiyle ateşkes yapmasına karşın, Kürtlere sınırsız savaş ilan etti. Buna karşın gözlemci statüsünde bulunan Rus ve ABD’li yetkililerin şimdiye kadar bu saldırılara sesiz kalmaları ve ciddi bir tepki vermemeleri bu saldırılara nispi de olsa onay verdiklerini gösteriyor.

Özetleyecek olursam; Suriye rejimi ve DAIŞ ile ateşkes halinde olan Türk-Suudilerin “ılımlı” çeteleri Kürtlere savaş açmış durumda. Bununla Kürtlere ateşkes yok demek istemektedirler. Suriye rejimi de bu durumda en fazla memnun olan güç. Hem kendisine gelecek tek rakip olarak gördüğü Kürt ve demokratik çevrelere sürekli saldırı halinde, hem diğer çete grupları bu saldırılarda büyük kayıplar veriyor. Bu her iki nokta da Suriye rejimine hizmet ediyor. ABD ve Rusya Kürtlere bu saldırılara çok yüksek tonda bir ses vermiş değil. Bu da bu saldırıları görmezlikten geldiklerini gösteriyor. Tabi Kürtler ve demokratik çevrelerde hem bu saldırılara cevap veriyor, hem de Suriye’nin geleceğine yönelik hazırlıklarını sürdürüyor.  Demokratik Suriye Federal oluşumu bu saldırılara en kapsamlı cevap olacaktır.

(u)