İletişim | Hakkımızda
ANHA

Kürtsüz Cenevre toplantılarının dördüncüsünün kaderi ne olacak?

ANALİZ

EKREM BEREKAT

HABER MERKEZİ – Cenevre toplantılarının başarısız sonuçlanmasının birçok sebebi oldu. Rojava başta olmak üzere Suriye halklarının temsilcilerinin yer almaması, yaşanan krizin çözümüne dair herhangi bir projeye sahip olunmaması ve bölgesel güçlerin muhalifler üzerindeki hakimiyeti Cenevre toplantılarının başarısızlığının bir kaçı. Şimdi ortaya çıkan soru şu: “Acaba önceki toplantıların hataları aşılacak mı yoksa Suriye halklarının kanları pahasına bir yenilgi ile yüz yüze mi kalınacak?

Binlerce kişinin hayatını kaybettiği, 11 milyon insanın göçmen konumuna düştüğü Suriye krizi, bir ay sonra 7. yılına girecek. BM ve uluslararası güçlerin hazırlığına başladığı, Suriye krizine ‘çözüm’ geliştirmek için toplanılacak olan Cenevre-4 görüşmeleri 20 Şubat’ta başlıyor.

Suriye krizinin görüşüldüğü diğer toplantılara bakınca burada şu soru ortaya çıkıyor: “Acaba Cenevre-4’de, diğerleri gibi hezimetle mi sonuçlanacak? Bu soruya yanıt aramak için önceki Cenevre görüşmelerinin öncesi ve sonrasında nelerin yaşandığını gözden geçirmekte fayda var.

Cenevre-1 hezimeti ve Suriye’nin terör yuvasına dönmesi

30 Haziran 2012’de, dönemin BM Genel Sekreteri Kofi Annan’ın daveti üzerine Cenevre’de ilk Suriye konulu görüşmeler başladı. Görüşmelerde BM ve Arap Birliği temsilcileri; Rusya, Türkiye, Çin, Fransa, İngiltere, Kuzey İrlanda ve ABD dışişleri bakanları; AB, Irak, Katar ve Kuveytli temsilciler yer aldı.

Görüşmelerde ‘Kofi Annan Planı’ olarak adlandırılan 6 maddelik eylem planı ortaya çıkmıştı. Bu eylem planının maddeleri ise şöyleydi:

1)Suriyeli halkın meşru taleplerine ve endişelerine yanıt verecek şekilde Suriyeliler tarafından yürütülecek ve herkesi kapsayacak siyasi süreç için özel temsilciyle (Annan) çalışmayı taahhüt etmek ve bu amaçla gerekirse (müzakereler için) bir temsilcinin atanmasına onay verilmesi.

2)Saldırıları bırakıp, BM tarafından gözetilecek ateşkesin derhal sağlanması- Bu amaçla öncelikle Suriye rejiminin, halkın yaşadığı bölgelerde ağır silahlar kullanmaya son vermesi ve askerlerini geri çekmesi, muhalefete saldırıları bırakıp ateşkesin sağlanması için işbirliği yapması çağrısında bulunulması.

3)İnsani yardımın gerekli olan her yere ulaşabilmesi için ilk adım olarak derhal uygulanmak üzere günde 2 saat insani yardım için çatışmaları durdurulması.

4)Keyfi olarak tutuklanan ve gözaltına alınanların serbest bırakılması.

5)Gazetecilerin ülke içinde serbestçe dolaşmalarının sağlanması.

6)Barışçıl toplanma ve protesto hakkına saygı duyulması.

Ancak bu toplantı Suriye halklarının temsilcilerinin doğrudan katılmaması sebebiyle başarısızlıkla sonuçlandı. Yine ABD ve Rusya arasında yaşanan Baas rejimi çıkmazı ve Türkiye’nin direktifleriyle yönetilen ‘Suriye Ulusal Meclisi’ adlı ‘muhalifler’in tek çareyi askeri çözümde arası da bu toplantının başarısızlığının başlıca sebepleriydi.

Toplantının başarısız sonuçlanmasıyla ‘Müslüman Kardeşler’ örgütü silahlı gruplar oluşturmaya başladı. Bu grupların sivillerin içinde konuşlanması ile yüzlerce yurttaş Baas rejimine ait savaş uçaklarının saldırısında yaşamını yitirdi.

Bununla beraber El-Kaide sivilleri koruma gerekçesiyle çetelerini Suriye’ye göndermiş ve uzantısı olan El-Nusra ve DAIŞ çeteleri ortaya çıkmıştı. Türkiye, Suudi Arabistan ve Katar bu çete gruplarına kamyonlarla cephane ve lojistik destek sağlamış, sınırlarını çetelere açmış ve çete gruplarının üye sayısını arttırmıştı. Bundan sonra suriye muhalefeti adına bir şey kalmamış, ortada sadece ‘Suriye Ulusal Meclisi’ ile El-Nusra ve DAIŞ çeteleri kalmıştı. Böylece Suriye’de yaşanan kriz daha da derin bir hal almış, Baas rejimi de terörle mücadele adı altında sivilleri katletmeye başlamıştı.

Cenevre-2

Krizin derinleşmesinin ardından barışçıl olarak başlayan Suriye Devrimi bir iç savaşa dönmüş; Türkiye,Katar ve S. Arabistan’ın doğrudan desteğiyle El-Faruk, El-Nusra, Ehrar El-Şam ve DAIŞ çeteleri her tarafa yayılmıştı.

1’sinin izinde 2’inci Cenevre görüşmeleri

22 Ocak 2014’te gerçekleşen görüşmelerde Baas rejimi, Dışişleri Bakanı Welîd El-Muelim başkanlığında bir heyetle yer almış; ‘muhalifler’ ise Ehmed El-Cerba başkanlığında bir heyetle görüşmelere katılmıştı. İlk toplantıda olduğu gibi Cenevre-2’ye de, toplantıdan bir gün önce Demokratik Özerklik Yönetimi’ni ilan eden Kürt temsilciler davet edilmemişti.

Bu toplantıya 40’tan fazla temsilci ve Suriye’nin yeni BM Temsilcisi Exder El-Ibrahîmî katılmıştı. Ancak bu toplantıda bir önceki gibi sonuçsuz kalmış ve çözüm adına herhangi bir proje sunulmamıştı. Toplantının ardından Exder El-Ibrahîmî, yaşanan başarısızlıktan dolayı Suriye halkından özür dilemişti.

Bu toplantının ardından Suriye’de yıkım daha da artmış ve özellikle Halep ve çevresinde rejimle muhalifler arasında yoğun çatışmalar patlak vermişti. Yaşanan çatışmalarda Halep kenti harabeye dönmüş ve rejim güçleri Humus kentine doğru ilerlemeye başlamıştı.

Bu dönemde DAIŞ çeteleri de Reqqa’yı tamamen işgal etmişti.

Cenevre-3’te de yine aynı hezimet

Cenevre görüşmelerinin 3.’sü ise 29 Ocak-3 Şubat 2016’da gerçekleşmiş ve ardından Rusya’nın da Suriye savaşında doğrudan yer almasının yolu açılmıştı. Böylece Baas rejimi arkasına Rusya’nın da desteğini alarak ‘terörle mücadele’ye devam etmişti.

Diğer yandan bu toplantıdan da asıl muhalifler muaf tutulmuş, Türkiye ve Suudi destekli ‘muhalifler’ görüşmelerde yer almıştı.

Ayrıca görüşmelerde, Riyad toplantısıyla oluşturulan Esed El-Zûibî başkanlığında bir heyette katılmış, bu heyet içerisinde El-Feteh çetelerinin çetebaşı Mihemed Elûş de yer almıştı.

YPG-YPJ güçleri sayesinde büyük bir alanın DAIŞ çetelerinden temizlenmesine, özellikle bütün dünya kamuoyunda yankı bulan büyük Kobanê direnişine rağmen Demokratik Özerklik Yönetimi bu toplantıya da davet edilmemişti.

Diğerleri gibi yine başarısızlıkla sonuçlanan toplantının ardından Baas rejiminin BM Daimi Temsilci Beşar El-Ceiferî Riyad heyetinin, görüşmelerin sonuçsuz kalması için kendi şartları konusunda ısrarcı olduğu açıklamasını yapmış ve “Riyad heyeti Cenevre görüşmelerini sonuçsuz bırakmak amaçlı Suudi Arabistan ve Türkiye’nin kararıyla Cenevre’ye gelmiştir” demişti. Bu toplantının ardından rejim güçleri Halep’e yönelik saldırılarını arttırmış, kentin kuzey batısında ilerleyerek muhalifleri izole etmişti. Rusya ve Baas reminin bombardımanları artarak devam etmiş ve Humus’ta bu saldırılardan payını almıştı.

Diğer toplantılardan ortaya çıkan deneyimler

Cenevre’de yapılan her toplantıda Suriye halklarının sözde temsilcileri davet edilmiş ancak Kürt, Arap, Süryani, Asuri ve Türkmen halklarının asli temsilcileri Türk devletinin, Kürtler öncülüğünde oluşturulan demokratik projelere karşı tavrından ve Suriye krizinin derinleşmesinden edindiği çıkarlarından dolayı davet edilmemiştir.

Yine yapılan her toplantının ardından yaşanan çatışmalar yoğunlaşmıştı. Türkiye ve Suudi desteğiyle çetelerin mühimmat ve personel sayısı arttırılmış, İran ve Rusya’nın Baas rejimine doğrudan askeri destek vermesiyle büyüyen çatışmalarda yine siviller katledilmişti.Cenevre-4 nasıl sonuçlanır?

Cenevre-4’ün başlamasına sayılı günler kala bütün halk temsilcilerinin davet edilip edilmeyeceği sorusu belirsizliğini koruyor.

Eğer Cenevre-4’e de sadece Türkiye, Katar ve Suudi Arabistan destekli taraflar katılırsa Suriye’de yaşanan daha da ağır bir hal alarak devam edecektir. Ama eğer ki başta Kürtler ve Kuzey Suriye halklarının temsilcileri olmak üzere bütün Suriye bileşenlerinin temsilcileri toplantıda yer alırsa, görüşmeler milliyetçi ve krizin derinleşmesinden fayda sağlayan temelde değil, barışçıl ve halkların çıkarını gözeten bir şekilde gerçekleşecek ve Cenevre-4 toplantısı Suriye krizinin son bulmasında büyük bir rol oynayacaktır.

Federasyon çözümü

Bu toplantının başarıya ulaşabilmesi için Kuzey Suriye Demokratik Federasyonu temsilcilerinin katılması şart. Çünkü Suriye genelinde yüzde 30’dan fazla bir temsiliyete ve güçlü bir toplumsal temele sahip. Yine Suriye’deki terörle mücadelede en büyük rolü oynayan QSD güçlerinin de bu toplantıda yer alması gerekiyor.

Nihayetinde Federasyon projesi, Suriye krizinin en uygulanabilir ve sonuç alıcı çözümü oluyor. Çünkü bu proje ile halklar arsındaki ortak yaşam temelleri sağlama alınıyor ve bütün toplum bileşenlerinin kültürel, toplumsal ve siyasi hakları güvence altına alınmış oluyor.

(cj)

ANHA