İletişim | Hakkımızda
ANHA

Mevcut durumda kimse yanlış hesaplara girmemeli

ANALİZ

HASAN KARASUNGUR

HABER MERKEZİ – Türkiye’nin Kuzey Suriye’ye dönük saldırılarına, Suriye krizinin çözülmesi adına yapılan görüşmelere ve Suriye’nin son durumuna ilişkin değerlendirmelerde bulunan gazeteci-yazar Hasan Karasungur, Türkiye’nin kirli planlar peşinde olduğunu, Kürtler arası savaş çıkarmayı amaçladığını vurguladı ve ekledi: “Mevcut durumda kimse yanlış hesaplara girmemeli.”

Suriye’deki sorunlar, çelişkiler, karışıklıklar neden çok derin ve çetrefilli, ve çözüm neden kolay değil? Sorunları çözme adına yapılan tüm görüşmelere ve platformlara rağmen genel olarak Suriye’de özel olarak da Kuzey Suriye’de çatışmalar ne duruyor ne de hafifleşiyor. Aksine daha da tehlikeli bir hal alıyor. Özellikle de Suriye’deki Türk devlet işgalciliği varlığı, mevcut sorunları daha da ağırlaştırıyor, savaşların şiddetini artırıyor ve giderek daha da çetrefilli ve çekilmez bir hale getiriyor. Yine Suriye sorunlarını çözmede kendini etkili ve rol sahibi görenlerin çözüme dair herhangi bir proje ve planlarının olmaması da mevcut kaosun, çelişkilerin ve savaşın sürmesine hizmet ediyor. Bu noktada işgalci Türk devletinin Suriye’de oynadığı rol önemlidir. İşgalci Türk devleti; Rusya ve Suriye rejiminin desteği ayrıca uluslararası koalisyonun sessizliğiyle Suriye topraklarına yerleşmeye çalışıyor ve güçlerini Suriye’de kalıcılaştırmak istiyor. İşgalci Türk devletinin Suriye’de kalıcı olması, Suriye rejimini ve İran’ı ne düzeyde etkileyecektir ve Suriye rejimi ile İran’ın buna karşı tepkisi ne olacak? Bu elbette önemli bir sorudur. Her ne kadar Rusya ve uluslararası koalisyon, Halep’in boşaltılması karşılığında Türk devletine Suriye topraklarını işgal etmenin yolunu açmış olsa da özellikle İran’ın bu durumdan hoşnut olduğuna inanmıyoruz.

Zaten geçtiğimiz son birkaç gün içerisinde Türkiye ile İran arasındaki ilişkiler ve çelişkilerin yeni bir boyut kazandığı daha iyi anlaşılıyor. Türk devleti; tarihi boyunca hep dengeler üzerine ayakta kalabilmiş ve yaşayabilmiştir. Bugün de Rusya ile ABD arasındaki dengeyi iyi kullanıyor; fakat Trump yönetimi İran’ı birinci derecede tehdit olarak ilan edince Türk devleti de tutumunu ona göre değiştirmeye başladı.  Bunun yanında Suriye rejimi de Türk devletinin uzun süre işgalini kabul etmeyecektir. En önemlisi de Arap, Kürt, Süryani, Asuri, Türkmen, Çerkez, Çeçen… toplumu Türk devleti işgaline karşıdır. Türk devletinin siyaseti ve stratejisi açık. Tüm hesapları, Kürtlerin özgürlüğü ve statüsüne karşıtlık temelindedir. Politikalarını bu temelde geliştiriyor. Türk devleti şimdiye dek bu politikalarını DAIŞ üzerinden yürüterek sonuç almak istedi; ancak DAIŞ miadını doldurunca ve gücü tükenmeye doğru yol alınca bu kez Türk devletinin kendisi doğrudan müdahale etmeyi kendine görev saydı. Bunun için işgalci Türk devleti ile Suriye ve Kuzey Suriye halkları arasında çelişki ve çatışmaların gelecekte daha da kötü bir hale dönüşerek gündemde yer alacağını söyleyebiliriz. Kürt Halkı ve Kuzey Suriye Demokratik Federasyonu halk bileşenleri de özgürlük ve statülerini savunmak, hazırlıklarını ve siyasetlerini buna göre örgütlemek mecburiyetindedir.

El-Nusra çeteleri ve Türk devleti güdümündeki çeteler Halep’i boşalttıktan sonra Suriye rejimi farklı bir psikolojiye içerisine girdi. Hatta Suriye rejiminin başının döndüğünü söyleyebiliriz. Baas ideolojisi ve ulus-devlet zihniyeti her fırsatta kendini açığa vurdu. Halbuki Halep’teki en büyük direniş ve başarı, Şêxmeqsûd ve Eşrefiyê Mahallesi halkına aittir. Suriye rejimi, Minbic üzerinden Reqqa ve Dêrazor’a yaklaşmaya çalışıyor. Türk devletinin Bab’ı işgal etmesine ses etmeyen, tavır almayan Suriye rejimi, Kürt Halkı’nın statüsünü ve Kuzey Suriye Demokratik Federasyonu Projesi’ni boşa çıkarmanın hesabını yapıyor. Özellikle rejim güçleri ile YPG güçleri Minbic’te karşılaşmış durumda. Eğer Suriye rejimi yanlış bir hesap yapar da, özgür bölgelere ve Kürt Halkı’nın Kuzey Suriye statüsüne göz dikerse şüphesiz bu yeni bir gelişmeyi beraberinde getirecektir. YPG/YPJ güçleri kendilerini savunmak zorunda bırakılırsa ve bu çerçevede rejim güçlerine karşılık verirlerse; çıkacak olan sorunlar ve Minbic etrafında yaşanacak olan çatışmalar Rojava geneli üzerinde etki yaratacaktır. Bu zihniyet ve siyaset Suriye rejimine ne kazandıracak; tabi o ayrı bir konudur.

Bu nedenle Kürt Halkı ve tüm Kuzey Suriye halk bileşenleri; tüm ihtimal ve alternatifleri göz önünde bulundurmak, hazırlıklarını ve siyasetlerini çıkacak olan bu duruma göre örgütlemek zorundadır. İhtimaller her ne olacaksa, hesaplar yapıyor ve saldırılar planlıyorsa, şüphesiz bu karşılıksız kalmayacaktır ve Kürt Halkı’nın herhangi bir güce karşı boyun eğmesi mümkün değildir. İki; hiçbir güç Kürt Halkı’nın iradesi ve meşrutiyeti üzerine sonuç alamaz. Bu hiçbir zaman mümkün değildir. Kürt Halkı bugüne kadar küçük olsun büyük olsun kazandığı mevzileri ağır bedellerle, fedai bir ruhla kazandı. Meşruiyetinin yanında, savaşta edindiği tecrübelerle Kürt Halkı’nın örgütlülük düzeyi, tüm haksızlara ve Rojava üzerindeki tüm saldırılara güç yetirecektir.

Bu konulara bağlı olarak PDK Lideri Mesut Barzani’nin Erdoğanla görüşmesi şüphesiz anlamlıdır. Herkes, Barzani’nin Ankara ziyaretini kritik bir dönemde gerçekleştirdiğini biliyor. Ziyarette Rojava ve PKK üzerine konuşulduğuna dair yorumlar yapılıyor. Eğer Barzani’nin ziyareti Rojava ve PKK üzerine hesaplar çerçevesinde olmasaydı, ziyaret sonrası açıklama yapar, herkesin kafasındaki sorulara rahatlıkla cevap olurdu. Fakat Barzani öyle yapmadı. Bu, gizli ve tehlikeli hesapların olduğu anlamına geliyor. Barzani ve Erdoğan Rojava üzerine anlaşmaya varmışlarsa bu stratejik bir karardır ve sonuçları da bir o kadar önemli olacak. Türk devleti 90’lardaki gibi kirli planlar geliştiriyor ve Kürtler arasında iç çatışma yaşanması amacıyla çaba sarf ediyor. Barzani nereye ve ne kadar buna alet olacak bilmiyoruz. Herkes duyarlı olmalı ve işgalci devletlerin oyunlarına gelmemeli. Kürtlerin ne tür iç sorunları varsa kendi aralarında siyaset yoluyla çözmeliler. PDK provokasyonlara kapalı olmalı ve Türk devletinin planlarına geçit vermemelidir. Özellikle son günlerde ‘Rojava Peşmergeleri’nden söz ediyorlar. Bu da hassas ve önemli bir konudur. Bu konuda ısrar etmek, işgalci Türk devletinin planlarına ve Kürtler arası iç savaşa hizmet eder. Kimse yanlış hesaplar içerisine girmemelidir. Bu da önemlidir.

Rojava tecrübesi, bir gerçekliği ortaya çıkarmış ve gözler önüne sermiş durumda. Bu gerçeklik ise, Kürt Halkı’nın ve Kuzey Suriye halk bileşenlerinin kendilerini devrimci halk savaşı temelinde eğitmeleri ve örgütlemiş olmalarıdır. Kimse kendini asla kandırmasın. Rojava Devrimi’nin siyasi, askeri ve toplumsal sonuçları görülmelidir. Gerçekten insan bundan güç alıyor ve kendine güveniyor. Daha birçok şeyin yarım kaldığı da bilinmelidir. Bu nedenle Kürt Halkı’nın yaşamı, devrimci halk savaşı stratejisine göre olmalıdır. Rojava ekonomisi kendini buna göre örgütlemelidir. Rojava ve Kuzey Suriye’nin her halkı ve her ferdi, yaşamını bu gerçekliğe göre örgütlemelidir. Çok tarihi bir süreçtir ve çok tarihi sonuçlar elde edilmiştir; ancak devrimci halk gerçekliği kavranmazsa, rehavet ve gevşeklik yaşanırsa tehlike ve tehditler her zaman olacaktır. Suriye genelinde sorunlar çözüme kavuşturulmadığı sürece hiçbir şey kalıcı olmayacaktır. Tam da bu noktada, demokratik ulus projesiyle beraber MSD ve QSD’nin projeleri ve Kuzey Suriye Demokratik Federasyonu örgütlenmesi oldukça önemlidir.

 (ge)

ANHA