İletişim | Hakkımızda
ANHA

Minbic yolundaki Minbic’li Yiğit

SEYİT EVRAN

Çok yiğit tanıdım Rojava’da. Çok devrimci. Çok kahraman. Hangi birini anlatsam bilmiyorum. Hepsini anlatmaya gücüm yetmiyor biliyorum. Ama hayatta kaldığım sürece onları yazar, anlatır ve bir emanet olarak bildiğim yiğitliklerini yarının çocuklarına anlatmaya çalışırım. Çünkü yiğitliklerini anlatmak bir borçtur.

Tarihte 12’lerle anılan 12 imamlar olayını biliyorum sadece. Ama bu on iki imam olayına Kobani’de iki tane 12 yiğit, kahraman gerçeği eklendi.

Sersozi okulundaki 12’leri tanımadım. İçinden tanıdıklarım vardı. Ama hepsini tanımıyordum. Ama Halep Grubu diye bilinen 12’leri ise tek tek tanıyorum. Kobanide yazdılar. Kahramanlığın destanı, yiğitliğin destanı, cesaretin destanı, yurtseverliğin destanını yazan Halep’li 12’leri tanıdım. Biliyorum o yiğit çocukları. Her birinin nasıl ve hangi yöntemle Kobani’de savaşmak, Kobani’yi savunmak için geldiklerini biliyorum. Ağız dolusu gülüşlerini tanıdım o çocukların. Nasıl güldüklerini neye öfkelenip kızdıklarını biliyorum. Çünkü tanıdım onları. Halep’te savaşırlarken görmüştüm ve tanımıştım onları.

Ve Faysal Ebu Leyla…

Rojavada tanıdığım kahramanlardan biri Faysal Ebu Leyla’dır. Ebu Leylayı şubat 2013 yılında ilk kez Kobani’de gördüm. Hebun Amed ile Mımbıj’dan birlikte gelmişlerdi. Birkaç saat kadar gördüm. İlk dikkatimi çeken ağız dolusu gülüşüydü. Cesaret dolu sözleriydi. Kafasında yine bir şal var. Ama sakalları henüz o kadar uzun değildi. O zaman Ebu Leyla 2013 yılı bahar aylarında Kobani ile Girê Spi arasındaki Kendal köyünde yaşamını yitiren Hebun Amed ile birlikte Mımbıj’daki grupların sorumlularıydı. Üç taburluk güçlerinin olduğunu söylemişlerdi. Henüz bir isim vermemişlerdi güçlerine.

Mayıs 2013 de ise bu kez Halep’te görüştük. Yine Hebun Amed ile gelmişlerdi. Bu kez Eşrefiye ve Şeyh Maksudun imdadına gelmişlerdi.  Çünkü o zaman Eşrefiye ve Şeyh Meqsud mahallelerine yönelik hem rejim hem de çetelerin saldırıları vardı. Eşrefiye ve Şeyh Meqsud’un havarına gelen Hebun ve Ebu Leyla günlerce oradaki direnişte yerlerini aldıktan sonra geri Minbic ‘e dönmüşlerdi. DAIŞ Rakka, Bab, Jerablus, Minbic, Azaz, Rai, Exterin çevresine yönelik saldırılar başlatınca çatışarak, vuruşarak Kobani’ye çekilmişlerdi. Ondan sonra Kobani’de kalarak doğduğu, büyüdüğü topraklar olan Minbic ‘i özgürleştirme planlarını yaptı. 2013 yılında kurulan Şems El Şemal grubu içinde kurucu üye olarak yer aldı. Kobani’de oluşturulan Burkan El Fırat’ta grubuyla birlikte katılarak yer aldı.

Ve Kobani Direnişi ile Sembolleşti

Ve günler geldi tarihi Kobaniye yönelik en barbar, en vahşi saldırıların başladığı günlere dayandı. Ebu Leyla o dönemde diğer tüm kahraman arkadaşları gibi en öne atılarak vahşi DAİŞ çetelerine karşı Kobinde direnişe geçti. Kobani topraklarının her karışında ayak izi var Ebu Leyla’nın. Her cephesinde, her mahallesinde, her sokağında, her evinde en önde direndi. Çetelere geçit vermedi.

Kobani direnişi sırasında hemen hemen her gün telefon ile görüştüm. En şiddetli saldırıların olduğu anlarda da bir yandan telefona cevap verir öte taraftan telsizinden talimatlar yağdırıyordu.  Asayiş merkezine yönelik saldırının olduğu gece aradım. Asayişin önüne kadar geldiklerini ancak onları püskürttüklerini söyledi önce. Ardından bu barbarlar bizi daha tam tanımamışlar. Bizim kim olduğumuzu görecekler. Burası Kobani’dir. Atalarımızın, dedelerimizin yurdu. Bu topraklar için ne kadar kan akıttığımızı bilmiyorlar galiba. Bilseler bize belalarını vermekten uzak dururlar. Bilmeden geliyorlar. Ama cezaları olan ölümle artık geri dönemiyorlar dedi. Onun literatüründe ölüm yokta. Ama bir başka görüşmemizde nedense cenazelerimize basıp geçmeden Kobani’yi düşüremezler. Ahmaklar, bazılarının sözlerine kanarak geliyorlar. Bizleri öldürebilirler. Ama Kobani’yi alamazlar. Çünkü Kobani yiğitlerin, kahramanların diyarıdır diyordu.  Bu toprakları kimseye bırakmayacağımızı daha bilmiyorlar. O yüzden gelip ölüyorlar diyordu.

Kapıda vuruldu diye duydum

Kobani direnişi sırasında hemen hemen her gün yada gece telefonla görüşüyordum Ebu Leyla ile. Kapıya yönelik Türkiye üzerinde saldırı olduğunda yine telefona sarıldım. Ama cevap yoktu.  Başka bir iki kişiyi aradım Ebu Leyla’nın vurulduğunu söylediler. Belki onun gibi binlerce yiğit yoldaşı vardı Kobani’de. Onunla ay yiğitlik, kahramanlık ve cesarette çok sayıda yiğit savaşçılar, direnişçiler vardı ama nedense bende Kobani kimsesiz kaldı hissi uyandı. Kapı saldırısından sonra Ebu Leyla’yı vurulmuş, şehit düşmüş biliyordum. Ama Kobani direnmeye hatta çeteleri Kobani’den uzaklaştırmaya da devam ediyordu. Ebu Leylayı vurulmuş, Leylasının babasız kaldığını biliyordum. İki ay sonra bir haber aldım. Ebu Leyla yaşıyordu. Bir yerde tedavi altındaydı. Sabırsızlandım. Bir daha onu görmek için Rojava dönüşünün haberini bekledim. Beklediğim haber geldi. Ebu Leyla Kobani’ye dönmüştü. O sırada Kabani Cezire yolu da açılmıştı. Haber geldiği gibi arabaya atladım Kobaniye gittim. Ebu Leyla Karargahını memleketi, leylasının doğduğu topraklar olan Minbic’ı görecek bir yere kurmuştu. Karargahına yaklaşırken nöbetçileri durdurdu bizi. Onunla görüşmek istediğimizi söyledik. Sesimizi duymuş olmalı ki koltuk değnekleriyle topallayarak kapıda karşıladı bizi. Birbirimize sarıldıktan sonra hala o alçakların yaraları iyileşmedi. Bedendeki yaralar iyileşir ama topraklarımızda, bizden aldıkları canların yaraları zor iyileşir dedi. Kapıda öyle ayakta kalakaldık. Çünkü Ebu Leyla’nın gözleri yine Minbic topraklarına kaymıştı. Görüyorsun her an Minbic toprakları görecek şekilde bir yer olan buraya karargahımı kurdum. Minbic’ı bu barbarlardan kurtarmadan yaşayamam. Çünkü çocukluğumun geçtiği Minbic onların işgali altında. Adeta çocukluğum onların ayakları altında inliyor. Çocukluğum, anılarım, hayallerim bu haldeyken rahat edebilir miyim dedikten sonra sizi ayakta beklettim hadi içeri girelim dedi.

İçeri girip derin bir sohbete daldık. Ebu Leyla ve silah arkadaşlarıyla DAİŞ’in vahşeti, Kobani, Minbic, Jerablus Suriye ile Rojava devrimini konuştuk. Silah arkadaşı ve yardımcısı Ebu Emced’de sohbetimize katılıyordu. Her ne kadar Kürtçe bilmese de sohbetimizden kopmadı. Çünkü Ebu Leyla sohbetimizi ona da tercüme ediyordu. Ebu Leyla’nın savaşçıları, silah arkadaşlarının büyük bir çoğunluğu Minbic jli gençler, orta yaşlılar ve hatta yaşlılardan oluşuyordu. Büyük bir çoğunluğu zaten Minbic ‘da iken onan savaşçılarıydı. DAİŞ Minbic’ı işgal ederken onların büyük bir çoğunluğu da Ebu Leyla ile çıkıp Konbani’ye, Kobani’de Minbic ‘a yakın yerlere yerleşmişlerdi. Çünkü bir gün geri döneceklerdi. Çünkü bir gün mutlaka doğup büyüdükleri toprakları barbarlardan kurtaracaklardı. Çünkü bir gün mutlaka yine Mımbıja döneceklerdi. O yüzden büyük, cesur ve yiğit komutanları Ebu Leyla’dan ayrılmamışlardı. Bir gün bir gece Ebu Leyla’ya misafir olduktan sonra ayrıldık. Hep Mımbıjı başta olmak üzere Rojava ve Suriye Topraklarını DAİŞ ve diğer çete gruplarının işgalinden kurtarma, özgürleştirme hayaliyle yaşadı.

Ölümle dalga geçen biriydi

Ebu Leyla yiğitliği, cesareti ve kahramanlığıyla bilinen, tanınan ve herkesin öyle kabul ettiği biriydi. O yüzden Minbic, Kobani, Jerablus halkları ile çevrelerindeki köylerin halklarının hepsi onu tanırdı. Herkesin sevgilisi haline gelmişti. Çünkü ölümden korkan biri değildi. Deyim yerindeyse ölüm ondan korkardı. Çünkü Kobani savaşında dört kere yaralanmasına rağmen Kobani’den bir saat uzak kalan biri değildi. Ölümle dalga geçer, ağız dolusu gülerdi.

Gülüşü Kaldı Sevenlerine

Ve gün geldi toprakları Minbic’a yönelik özgürleştirme hamlesinin başlamasına dayandı. Ebu Leyla’ın yüzü herkesten çok gülmeye başladı. Çünkü zaten iki yıldan fazladır bu gün bekliyordu. Yine her zaman olduğu gibi en öne atıldı. Planlamalarda en fazla konuşan oldu. Çünkü o toprakları avucunun içi gibi biliyordu. Hamlenin dördüncü gününde vuruldu. Yararlanmıştı cesur, yiğit kahraman komutan Ebu Leyla yine. Herkes diğer yaralanmaları gibi Ebu Leylanın iyileşip geri döneceğini bekledi. Ama içlerinde birde korku vardı. Çünkü Ebu Leyla’nın bu seferki yarası ağırdı. Ve sonunda kara haber geldi. Ebu Leyla Minbic yolunda hayata gözlerini yumdu. Herkeste ağız dolusu gülüşü kaldı. Herkesin kulağında kahkahası kaldı ama yine savaşçıları, silah arkadaşları yıkıldılar adeta Ebu Leylanın gidişine. Ama üzüldükleri kadar öfkeleri, nefretleri büyüdü. Çünkü Minbic’i özgürleştirmek Ebu Leylanın vasiyeti olarak kaldı onlara.

Bir kahraman, yiğit bir komutan olarak gitti. Ama yine de gidişi diğer tüm yoldaşları gibi erken oldu. Çünkü bu devrimin daha ona ve onun gibi yiğit komutan ve cesur insanlara ihtiyacı vardı. Ama yoldaşları ant içtiler. Onun yerini boş bırakmayacaklar diye. O yüzden Ebu Leyla’nın gidişinden sonra Minbic hamlesi artık onun adıyla sürmeye devam etti. Bundan dolayı da savaşçıları, silah arkadaşları daha büyük bir öfke ile ilerlemeye başladılar. Minbic’in özgürleşmesi yakın. Ama ne yazık ki Ebu Leyla görmeyecek. Ama babasının Leylası görecek. Ve Minbic’daki evine dönecek. Babasıyla anılarının geçtiği yerde yeniden yaşamaya başlayacak. Ebu Leyla göçüp gitti aramızdan ama bize anıları ve ağız dolusu gülüşü kaldı. Birde yerine getirilmesi gereken vasiyeti…