İletişim | Hakkımızda
ANHA

Musul ve El-Bab kurt kapanı

ANALİZ

ARAM ALİ

Kapitalist modernitenin yönetici devletleri ve Rusya gibi bölgesel hegemonlar Ortadoğu’da eski oyunlarını tekrarlamak istiyorlar. Böl-parçala-yönet politikalarını ustalıkla icra ediyorlar. Ortadoğu’daki savaş merkezlerine baktığımızda göbekte DAIŞ duruyor ve o göbeğin etrafında birbirine hemen hemen denk güçler duruyor. Musul’un etrafında Peşmerge güçleri, YBŞ/YJŞ, Irak ordusu, Heşd El-Şabi ve Türk ordusu var. Kendi aralarında bu kadar çelişkili olan bu güçlerin sadece ortak bir düşmana karşı mücadele etmek üzere Musul’un etrafını sardıklarını düşünmek saflık olur. Peşmerge ile Heşd El-Şabi Tuzhurmatu civarında iki defa büyük çatışmalara girdiler. Şu anda aralarındaki ateşkes bir anlaşmadan öte ”çatışmazlık” durumunu aşmıyor. Güney Kürdistan Yönetimi ve Irak Hükümeti arasında artık huzur dönemleri iyice daralan periyodik gerginlikler yaşanıyor. Ortak ulusal çıkarlar etrafında bir birliğe yanaşmayan KDP, YBŞ/YJŞ ve HPG güçlerinin bulundukları alanlardan çıkarılmaları için fırsat kolluyor. Irak Ordusu Heşd El-Şabi’yi resmi bir güç olarak kabul ederek en azından bir güçle ittifaka girmiş gibi görünse de ya Musul gibi önemli bir bölgede DAIŞ sonrası oluşabilecek en küçük bir çıkar uyuşmazlığı bu ittifakı yerle bir eder ya da Irak’ta Sunniler hükümet olur Heşd El-Şabi ve dolayısıyla İran’a savaş açılır. Türk devleti ise KDP ile vardıkları şekli anlaşmalardan başka bütün güçlerle hem çelişkili hem de çatışmalı. Şimdi bu güçlerin Musul’un DAIŞ çetelerinden kurtarılması döneminde ve sonrasında çatışmayacaklarının garantisini kim verebilir? Görünen o ki kapitalist modernitenin akil adamlarının sömürü düzenini devam ettirmek için ortaya attıkları Tarihin Sonu Tezi’nin en önemli ayağı olan Medeniyetler Çatışması, Ortadoğu’da böyle işletiliyor.

Aynı durum Kuzey Suriye’nin Bab şehri için de geçerli. Bir tarafta Rusya’nın desteğiyle Halep’in doğu ve kuzey taraflarında ilerleyen Suriye Ordusu var; bir tarafta Minbic ve Kobane kollarından ilerleyen QSD (Demokratik Suriye Güçleri) var; bir tarafta Afrin’den ilerleyen YPG/YPJ var ve Bab’a kuzey yönünden saldıran Türk devleti ve ona bağlı çeteler var. Yıllardır günlük olarak aralarına bu kadar çelişki ve kan sokulmuş bu güçlerin de çatışmalarını 3. Dünya Savaşı’nın zirvesine taşımaları an meselesi.

Kendileri dışındaki bütün güçlerin tarihsel bilgi ve demokratik perspektif esksiklikleri yüzünden, Kürt Özgürlük Hareketi ve ona bağlı güçler, özgürleştirdikleri alanlarda demokratik sistemi adım adım inşa etmelerine rağmen diğer alanlarda sorunları çözme yolu olarak baş seçeneklerini savaş şeklinde belirlemekten kaçamıyorlar. Devletlerle geliştirilen diplomasi Türk devleti ile yapılan ”Demokratik Çözüm Müzakereleri”nde olduğu gibi ”savaş öncesi ateşkes” durumunu aşamıyor. Ve böylece direniş ve karşı saldırı yaşamı mümkün kılan tek alternatif oluyor. Ama bu durum Kürt Özgürlük Hareketi’nin şimdiye ve geleceğe dair projelerini de etkilerse ”özgürlük ve demokrasi” en az yüz yıl sonrasına ertelenecek bir ütopya haline gelir.

Tarihsel ve toplumsal çelişkiler demokrasi dışındaki bütün yaşam ve yönetim şekillerinde halklar ve guruplar arası çatışmaya yol açıyor. Çünkü demokrasi dışındaki bütün yaşam ve yönetim şekilleri, devletçi sistemlerin kurucuları ve yöneticileri tarafından kendi çıkarlarına hizmet edecek şekilde dizayn edilmiş. Bunun için eski düzenleri dizayn etmek veya taklit etmek yerine Demokratik Ulus anlayışına ve Demokratik Konfederalizm yönetim biçimine sıkı sıkıya sarılmak gerek. Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın  dediği gibi ”Eski yollar eski köylere çıkar.”