İletişim | Hakkımızda
ANHA

Örgütlü Toplum Kültürlü Toplumdur

ANALİZ

RONİ QAMIŞLO

Kültürel çalışmaların örgütsel bir temelde geliştirilmesi demokrasi gereğidir. Örgütsüz kültür, örgütlenemeyen toplumsallık faşizmin elinde demokrasizliğe mahkûm edilir. Demokratik ve kültürel toplumlar ise, örgütlülüğü güçlü toplumlardır. Demokratik toplum kültürünün örgütsel eylemini ise devrimci yaşam ve sanat olarak tanımlayabiliriz. Sanat kültürün öz-dilidir. Kültürsüz bir sanatın ne söylediği pek anlaşılmaz, kültür olmadan sanat ölüdür. Kültür sanatın asli toprağı olduğundan, kültürsüz bir sanatın boş-anlamsız ve başarısız kalacağını bilmeliyiz. Kültür hem örgütlü hem sanatlı olarak tüm topluma yayılabilir-ulaşabilir. Örgütlü sanatla kitlelere kavuşmak akarsuyun kendi yatağında akışı gibidir ve her kültürel mücadelenin amacıdır. İddia sahibi olmak, ‘eskisi gibi yaşamayacağım, kapitalist moderniteden uzak olacağım, ondan çıkacağım, kopacağım’ kararlığını gösterir. Sistem içi olmak, o sistemin duygu ve düşüncelerini yaşam olarak kabul etmek iddiada zayıflık ya da iddia sahibi olmamak, amaçsız ve boş yaşamak anlamına gelir. Toplumsal ahlak ve politik yaratıcılık bu çıkış ve kopuşta temel yoldur. Kültürel amacın büyük bir inanç ve kararlılıkla yaşanması olmadan bu yolda kolay kolay yürünemez.

Kültürel bir hareket olarak özgürlük çizgisinde bir duruş sahibi olmak kadar, bu çizgide örgütlenmek de çok önemlidir. Sadece bizim ideolojimiz-fikrimiz güzel ve iyidir, demekle kalamayız. Kültür hareketi olarak halk ve kadro boyutuyla var olan örgütlenmeyi büyütmek ve topluma yaymak kültür hareketinin önündeki temel bir görevdir. Bilinci, örgütü, propagandası ve eylemi bu çalışmayı kavrayacak ve kapsayacak düzeyde olmalıdır. Hedefler ve çalışma perspektifi belirlemek, kültürel bütünlüğe ulaşmak ancak ortak bir anlayışla mümkündür. Bilinç, sadece kültür alanında ne olup-bitmiş bunu bilmek değildir. Bilinç, neyi nasıl yapacağını bilmek, politik olmaktır. Örgütlülük ise bunu hep birlikte yapmaktır. Bilinç ile ahlakın bağı gözden kaçırılmamalıdır. Hangi kültürel bilinçle, nasıl bir kültürel eylemsellik içine girileceği politik bir irade ister. ‘Kültürümü açığa çıkartıp, dile getireceğim, sanatımı halka taşıyacağım’ demek bir politik ifadedir.

Egemen kültür anlayışını eleştirmek, onun pratiğini sorgulamak demokratik bir kültür hareketi için diğer bir temel görev olmaktadır. Bu göreve egemenlerin toplumları kandırmak ve yanıltmak için uydurduğu yalan ve dolanları deşifre ederek başlamak kadar, yani mevcut olan modernitenin düşünce kalıplarını aşmak kadar devrimci kültürün yapılandırılması ve demokratik modernitenin inşası da beklenendir. Kapitalist modernist yaklaşımlarını eleştirerek (ki bu da bir öğrenme yöntemidir), demokratik düşünce tarzını pratiğe sokmamız doğru olandır. Bu anlayışı yaşama geçirecek devrimci-sanatçı olmadan demokratik ulusun yaşamı-sanatı tam olarak geliştirilemez. Kültürel ve örgütsel mücadele heyecanı, coşkusu olmayan bir devrimciyi toplum-halk ne yapsın?Bu toplumun içinde yaşayıp da, bu ölçülerde olmayan bir devrimci münafıklık yapıyor demektir. Münafıklık bilindiği gibi, ‘evet’ deyip yapmamak ya da yaparmış gibi görünüp başka şeyler düşünmek anlamına geliyor. Bu ister içimizde ister dışımızda olsun orta-sınıf anlayışının ta kendisi olur.

Kültür alanının örgütlendirilmesinde ve kültürel olarak devrimci yaşam tarzımızda bazı yetersizliklerin olduğu bilinmektedir. Bu yetersizliklerden biri dekurumsal sorunlardır. Kurumlar ve kurumsallaşmadan bahsederken, devlet odaklı ve o eksendeki kurumlardan bahsetmediğimizin bilinmesi gerekir. Devlet istemiyoruz, o halde niye kurumsallaşıyoruz yaklaşımı oldukça sakat bir yaklaşım olur. Kurum yapıdır. Kuruma niteliğini kazandıran içindeki anlamdır. Kurum biçimdir. Dolayıyla kurumlaşma denildiğinde hangi zihniyetle, hangi kültürle kurmak istediğimiz önemli olmaktadır. Bu sorunlar tartışılıyor, ama bir türlü çözüm yoluna girilmiyor. Öz-yönetime kavuşma ve kurumsallaşma sorunu oldukça ciddidir.Örgütleyen, perspektif veren, denetleyen, yanlışlıklara müdahale eden, özgürlük çizgimizi işleyen, bu temelde kendini işleten bir yönetim gerçeğinden epey bir uzaklık söz konusudur. Bu durumyabancı yönetimlere fırsat yaratmaktadır. Yabancı başka yönetim bu ideolojik ve kültürel boşluktan yararlanarak toplumu dağıtmaya cüret ediyor. Demokratik kültür mücadelesinde, zihniyet ve anlam taşıyıcısı olmak bu yüzden çok gereklidir. Bunun yapılamaması sömürgeciliğe kapıların sonuna kadar açılması anlamına gelir.Demokratik kültür ve devrimci yaşam çizgisinin zayıflaması gerçekleşir ve bu kültürel ilkelerimizigeçerli kılmamız zorlaşır. Toplumsal değerleri koruyup geliştiremeyiz.

Demokratik kültür mücadelesi yürütülen kurumlaşmalarda özgür yaşam tarzı, ahlakı, kültürü, kişiliği olmalıdır.Demokratik kültürel mücadelenin olmadığı yerde ise, tam tersine açıktan kapitalist moderniteyi savunan yaklaşımlar bile ortaya çıkarabilir.Anlam bozulur, kültür bozulur ve demokrasi karşıtıbilinçli faaliyetler dahi meşru görülebilir. Halk ve hareket adına, halk ve hareketin imkânları üzerinde kendilerini yaşatma ve pazarlama peşindeki bu yaklaşım sahiplerinin, bizim kültüralanında doğru temsil gücü olamayışımızı, yapı ve yönetim düzeyinde yaşadığımız yüzeysellikleri iyi kullandıkları muğlâk, net olmayan kadro duruşumuzu iyi değerlendirdikleri bilinmelidir. Kapitalist modernite çok güçlü olduğu için değil, toplumsallık zayıf olduğu için sömürü yolları açılıyor. Örgütlü ve bilinçli bir toplumu kimse sömüremez.

ANHA