İletişim | Hakkımızda
ANHA

Rojava direniş içinde Kantonların 1.yılı kutlanıyor

Mehmet Nuri EKİNCİ

QAMİŞLO – Kobanê direnişinin 128. gününde devrimin önemli kilometre taşlarından olan Rojava Kantonlarının 1.kuruluş yıl dönümü kutlanıyor. Kimsenin yaşama şansı tanımadığı Rojava devrimi tam 365 gün boyunca direnen Kantonlarının bir yılını geride bıraktı. Acısı bol direnişi yüksek fedai ve kahramanca bir savaş ve mücadele yılı. Tam bir yıl önce Kantonlar ilan edildiğinde birçok kişi ve çevre ya şok olmuş ya da çok fazla yaşamayacağını söylemişti.

Rojava devrimi Kobanê direnişi ile halkların özgürlük umudu olmakla kalmadı, dünya ilerici insanlığının gıpta ile baktığı 21.yüzyılın devrim bayrağı olarak varlığını tüm dünyaya kabul ettirdi. Rojava devrimi geride bıraktığı bir yıl içinde bir yandan imha amaçlı çetelere karşı meşru savunma savaşı ile varlığını korumaya çalışırken diğer yandan rejimin virane olarak bıraktığı toplumsal yapıyı yeniden şekillendirip yeni bir toplum inşa çalışmalarını yürüttü.

Rojava dört parçaya bölümmüş olan Kürdistan’ın kalbi ve dünya ezilen halkların direniş simgesi. Kürt Halk Önderliği Abdullah Öcalan’ın felsefesi üzerine ilan ettiği Demokratik özek yönetim sistemi ile bölgede halkların ortak yaşam umudu haline geldi.

Küçük Güney’den Rojava devrimine!

Dört parçaya bölünmüş Kürdistan’ın en küçük parçası olduğu için yıllarca Kürtler arasında ‘Küçük Güney’ olarak da anılan Rojava Kürdistanı yıllarca Arap şovenizmi ve Baas faşist rejimi tarafından en katı kurallarla baskı ile yönetildi. Arap kemeri ile Derik’ten yani en kuzey ucundan en Afrine kadar Araplaştırma politikasi ile Kürtlerin köyleri ile Kuzey Kürdistan arasına yerleştirilen Araplara Kürtleri toprakları verilerek politikasını hayata geçirmeye çalıştı.

Rakka taraflarından getirtilen Araplar yörede Xamar ya da Maxmuri olarak adlandırıldı. Bu politika 1963 yılında Baas rejimi iktidara gelmesi ile başladı. Baas rejimin iktidara gelmesi yaptığı ilk icraat Surîye’de yaşayan herkesi Araplaştırmak oldu. Baas rejimi diğer halkları Araplaştırmak için halkların kültürlerini eritme ile işe başlıyordu. Bunun ilk icraatını da Rojava Kürdistan’ın isimlerini değiştirmekle uygulamaya koydu.

Kürt Halk Önderliği’nin 1979 yılında Kuzey Kürdistan’dan Rojava üzeri Ortadoğu’ya geçişi tarihi bir adımında atmasını da sağlamıştı. Zira Öcalan Ortadoğu’da kaldığı 20 yıllık mücadelesinde Rojava halkında ete kemiğe bürünen bir ülke ve özgürlük bilincini aşılayarak bir toplumsal var oluşu sağlamıştı. Kantonların ilanın yıl dönümünde 128 gününe giren Kobanê’de kazanılan direniş mevziisi ve özgürlük bayrağı bu felsefenin sonuçları üzerine geliştiğini belirtmeden geçilmez.

Öcalan’ın yarattığı bu toplumsal bilinç ve özgürlük anlayışı şimdi ürünlerini Rojava devrimi ile halkların ortak değerleri üzerine kurulmuş olan Demokratik Özerk Kantonların halkların umudu ile olma ile sonuçlanıyor. Dünden bugüne Rojava devrimini ele alırken bu gerçeklikten bağımsız değerlendirmek yetersiz kaldığı gibi yeterince anlaşılmamasını da beraberinde getirecektir. Bu gerçeklik üzerinden bakıldığında Rojava artık Kürdistan’ın ‘küçük’ makusluğundan çıkarak halkların ve özgürlüğün direniş bayrağını dalgalandıran Rojava devrimine dönüşmüştür.

Rojava Savaş içinde kendisini inşa ediyor

Egemenlerin Kürdistan üzerindeki temel politikalarından birisinin böl parçala ve yok et anlayışı olduğu birçok bilim ve düşünür insanın ortak fikridir. Ancak ister siyasi ve isterse kültürel anlamda egemenlerin tüm politikalarının son 30 yıllık Kürt özgürlük mücadelesi ile yerle bir olduğu bir gerçek. Bu gerçekliğin en somut ifadesi şimdi Rojava’da yaşayan devrimdir. Egemenlerin halkları bir birine düşüren ve düşmanlık yaratan politikalarına karşı Kürtler her zaman halkları ortak değer olarak gören bir yaklaşım sergiledi. İster geçmiş kültürel değerli olsun isterse çağdaş özgürlük nüveleri ele kanmış oldukları felsefik ve özgürlükçü bakış açısı ile dün olduğu gibi bugün de Rojava’da halkların ortak yaşam koşullarını belirleyen bir sistemin oluşması bunun en somut ifadesidir.

Kürdistan üzerindeki egemen güçler bu gerçekliği bildiği için hiçbir zaman Kürtlerin irade olmalarını istemedi. İnkâr ve imhanın merkezi konumunda olan Türk devleti bu şoven yaklaşımlarını yıllarca Kuzeye dayatması yetmezmiş gibi Suriye ve Rojada otaya çıkan devrimsel koşullarda bunu Rojava’ya da dayatmaktan geri durmadı.

Rojavada halkaların iradesinin koşullarının ilk belirginlik kazanması ile birlikte Türk devleti açık düşmanlığı ile Rojava ya terör ihraç etmeye başladı. Kürtlerin kazanımlarını ‘kırmızı çizgi ve kabul edilmez’ gören Türk devleti kendisine bağlı paramiliter ve çete örgütlerini Rojava üzerine gönderdi. Türklerin bu politikasına Arap şovenleri ve işbirlikçi Kürtlerde eklenince Rojava’ya dayatılan savaşta direnmekten başka yol kalmıyordu.

‘Dünyada üzerimize gelse….’!

Rojava Kürdistanı’nda neredeyse Kürt Halk Önderliği Abdullah Öcalan’ın gitmediği ev, tanışıp emek vermediği bir insan olmadığını düşünüldüğünde özgürlük bilincinin ne denli köklü olduğunu tahmin etmek zor değildir. “dünyayı yenecek kadar gücümüz olsa kimseye saldırmayız, ama dünyanın tümü üzerimize gelse asla özgürlükten taviz vermeden direneceğiz” diyen Öcalan’ın felsefesi şimdi Kobanê’den Şengal ve Hesekê’yê kadar bir direniş çizgisi ile egemen gerici güçlere karşı direnerek insanlık değerlerini koruyor.

Rojava Demokratik Özerk Kantonlarının ilanının birinci yıl dönümü Kobanê direnişinin 128 gününde kazanılan direniş mevzileri herkese bir kez daha özgürlüğün sonuçları ne kadar ağır ve bedelleri ne denli fazla olursa olsun asla taviz verilmeyeceğini göstermiş oldu. Kobanê’de Miştenûr tepesinin direnişin 126 gününde alınması sadece askeri anlamda DAİŞ çeteleri ve onun arkasındaki siyasi güçlere vurulmuş bir darbe değildir. Demokratik özerkliğe ve onun özgürlük değerlerine olan bağlığın yarattığı sonuçlardır. Zira Kobanêyê saatler ve günlerle ömür biçenler şimdi Kobanê’nin dünya ilerici insanlığı için bir özgürlük sembolü olmanın askeri, siyasi ve kültürel değerleri altında yok olmaktan kurtulamıyorlar.

Rojava hendekler ve ambargo karşı direniş sergiledi

Egemenlerin Kürtlerde yaratmış olduğu inanç ve irade zayıflığının tanımlamasını çoğu kişi ‘ağacın kurdu’ olarak tanımlar. Bu tanım çokta gerçek dışı olmadığı Rojava devriminde ortaya çıktı. Zira diğer halklarda dışsal saldırılar geliştiğinde öz savunmada birlik ve bütünlük ruhu ortaya çıkarken Rojava devriminde düşmanın politikalarına paralel işbirlikçi Kürdün sahneye çıktığı bir kez daha görüldü.

Şoven ve egemen güçler Rojava’yı boğmak için uyguladığı ambargoyu tel örgü, mayın, duvar ve hendeklerine paralel işbirlikçi Kürt güçleri de bir yandan egemenlerin böldüğü Kürdistan sınırlarını yeni hendeklerle kalıcılaştırmaya ve ambargolarla egemen güçlerin politikalarına katıldı. Kendi öz gücü ve iradesin dayanan bir felsefeyi esas alan Rojava devrimi ister Türk ve Arap güçlerinin ambargolarına olsun, isterse işbirlikçi Kürt güçlerinin hendek ve sınırlarını kapatma politikalarına karşı kendini ayakta tutma ve direnmeyi esas aldı.

Hendek, tel ve mayınlarla Rojavayı ‘açlıkla terbiye’ edeceklerini sanan egemen ve işbirlikçilere karşı Rojava devriminin cevabı daha fazla direniş ve özgürlükte ısrar oldu. Bunun anlayışın sonucunda egemen ve işbirlikçilerin tüm imkânlarına dayanan çetelerin tüm saldırıları kırılmakla kalmadı giderek Kürt özgürlük güçlerini direniş ve özgürlük umudu haline getirdi.

Rojava halkların yaşam umudu oldu

Arap şovenizminin halkları birbirine düşman ettiği, Türk faşizmi ve işbirlikçi Kürt güçlerinin ambargo ve saldırılarla yok etmeye çalıştığı Rojava devrimi Kanton ilanlarının birinci yıl dönümünde halkların barış, kardeşlik ve özgürlük umudu haline geldi. Üzerindeki tüm iç ve dış saldırılara rağmen Rojava Demokratik Özerk Yönetimi kendisine Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın ‘Ekolojik, Demokratik ve Cinsiyetçi’ toplum paradigmasını esas alarak içinde tüm halkları, dinleri, cinsiyet ve kültürlerin özgünlük ve özgürlüklerini esas alan yaklaşımı ile Rojava’yı yeniden inşa etti.

Rojavanın içinden geçtiği devrim koşullarında bir yandan öz savunma temelinde YPG ve YPJ ile kahramanlık destanları yaratırken diğer yandan yeni bir yaşamında inşa çalışmalarını devam ettirdi. Rojava sadece çağın en gerici ve vahşi DAİŞ ve arkasındaki güçlere karşı savaşmadı. Öz savunma ile özerk yönetimleri içinde olan tüm Kürt, Arap, Ermeni, Ezidi, Çeçen gibi halkların tüm sosyal, siyasal, kültürel ve dini haklarını da garanti altına aldı.

Düşmanlarının yaşam şansını vermediği, başkalarını başarısına şüphesi ile yaklaştığı Rojava devrimin üçüncü ve Kanton ilanlarının birinci yıl dönümünde siyasi, sosyal, kültürel ve dini özgünlük ve özgürlükleri alanında sağladığı başarılarla bölge halkının yaşam umudu, ilerici insanlığında gıpta ile baktığı bir devrimsel süreç yaşadı.

Kurumsal ve Sosyal alanda devrim inşa çalışmasını yaptı

Baas rejiminin geride bıraktığı Arap şovenizmin dışında sosyal siyasal ve kültürel alanda elle tutulur bir geçmişin olmadığı Rojava gerçeğinde toplumu toplum yapan kurumsal ve sosyal alandaki çalışmalar devrimin önemli çalışmalarını oluşturdu. Kültürel ve sosyal alanda kendisini kadın ve gençlikten başlayarak örgütleyen Rojava devrimi her alanda devasa adımlar attı.

Kadın ve gençlik ayrı bir başlık altında da ele alına bilinir. Ancak toplumu oluşturan bu iki temel gücün örgütlenmesi bir anlamda devrimin bel kemiğinin oluşmasısın da sağladı. Kadın ve gençlik bir yandan YPG ve YPJ saflarında öz savunmayı gerçekleştirirken, toplumun yeniden inşa çalışmalarında da temel bir rol aldı.

Sosyal, kültürel ve siyasi alanda yapılan kurumsal çalışmalarla da toplumun bilinçlenmesi ve demokratik özerk yönetimlerde rol oynaması sağlandı.

Kominler devrimin demokratik karakterini oluşturuyor

Rojava da Arap, Ezidi, Ermeni ve çeçenler gibi halkların oluşturduğu halklar mozaiğini bir arada tutmak ve devrimin demokratik karakterini işlevli hale getirmek için Kominler olmazsa olmaz bir ihtiyaçtı. Rojava Kürdistanı’nda yüzbinlerce Kürdün kimliklerinin bile olmaması düşünüldüğünde ilk defa Kürtlerin ve dolayısıyla diğer halkların ortak iradesini belirleyen ve direk yönetime yanşayın bir sistem olan kominler oluştu. Köylerden kente kadar tüm halkların katıldığı ve tamamen halkların iradesi ile oluşan kominler yönetimlerini belirleyerek şehir meclislerine oradan da Kanton meclisine temsilciler seçildi.

Toplumun temel ihtiyaçlarının komünlerden belirlendiği komünlerin aldığı kararların ise meclislere sunularak karar altına alındığı bir sistemle Rojava devirim aslında temel karakterini de belirlemiş oluyor. Zira tüm toplumsal değişimlerin ileri yâda gerici olmalarının altında yatan demokratik karekterinden ileri geldiği bir gerçeklik.

Rojava Demokratik Özerk Kanton yönetimlerinin dayandığı ‘demokratik ekolojik ve cinsiyetçi toplum’ paradigması komünlerin oluşumu ile demokratik ve cinsiyetçi yönlerini açığa çıkarmış oluyor.

Zira komünlerin oluşumda kadın renginin en belirgin olması ve iradesini yüzde elli olarak temsilde bulması devriminde en temel toplumsal ihtiyacına cevap verilmiş olunuyor. Kominlerden başlayarak tüm meclis ve yönetim erkinde egemenlikli sistemin dayattığı tekli sistemin tersine eşbaşkanlık ve ortak irade esas alındı.

Öz savunma ve direniş kültürü….

Dört parçaya bölünen Kürdistan’ın en küçük ama devrim süreci ile birlikte Kürdistanın kalbi ve dünyanın direniş sembolü olarak gördüğü Rojava tamamen öz gücüne ve iradesi ile geliştirdiği öz savunma alanında da bir direniş kültürünün yaratılmasına vesile oldu.

Özellikle devletlerin bile önünde duramadığı DAİŞ ve El Nusra gibi çete örgütleri karşısında tüm dengesiz koşullara rağmen direniş geleneğini her zeminde geliştiren ve asla düşman karşısında boyun eğmeyen YPG ve YPJ savaşçılarının destansı direnişleri oldu. Bu direnişler bir yandan her şeyi ellerinden alınan Kürtlere inanç irade ve güven verirken diğer yandan düşmanların tüm hesaplarını boşa çıkardığı gibi, Rojava Kürdistan’ın bölgede en güvenli yer olmasını sağladı.

YPG ve YPJ savaşçılarının öz savunma alanında geliştirdiği direnişle Rojava üzerinde hesaplarını boşa çıkardığı gibi, Rojava’nın temel güvencesi haline de geldi. Bu direniş geleneği Kobanêde destansı direnişlerin ortaya çıkmasını sağladı.

Tarih Kobanê öncesi yazılıyor

Rojava devrimi halkların iradesi ve kardeşliği üzerine gelişti. Ancak halkların iradesi ve özgürlüklerini kendi çıkarlarına ters gören egemen ve işbirlikçi güçler bu devrimi doğmadan boğmak istedi. Bunun için her türlü yol ve yönteme başvurdular. Uluslararası alanda tecrit etmekten tutalım etrafında tel ve hendeklerin kazılmasına kadar birçok özel savaş yöntemine başvurdular.

Devrimi boğmanın en başında da paramiliter ve çete örgütlerini Rojava üzerine gönderildi. Suriye’de halklar baharını halkları mezarlığına çevirmeye çalışan bu güçler Rojava devrimini boğmak için tüm özgürlük umutlarını Rojava’da boğmak istediler. Üç yıldır El-Nusra, OSO gibi çeşitli adlar altında çete örgütlerini Rojava devrimini boğmak için yollayan güçler en son 2 Eylül 3014 tarihinde Musul ve Rakka gibi Irak ve Suriye ordusundan elde ettikleri silahlarla DAİŞ çetelerini Kobanê’ye saldırttı.

Rojava Kantonlarının ilanının yıl dönümü Kobanê direnişinin de 128 gününe deng geliyordu. Bu çalışmayı hazırladığımız saatler de Kobanê’nin en stratejik tepesi Miştenur YPG ve YPJ güçlerinin denetimine geçmişti. Zira tam 128 gündür Kürdistan, bölge ve dünya Kobanê de yaratılan destansı direnişi konuşuyor. Burada kısa birkaç notla tartışma ve belirlemeleri hatırlayalım.

Kobanê’nin seçilmesi planlı bir hedefti ve bunun halkaları vardı. Bir plan dahilinde yürütülen Kobanê saldırısı ile tüm Kürtlerin çıkarları hedef alınmıştı. Çok güçlü silahlarla donatılan çetelere Türk devleti gibi fili savaşın içinde olan güçlerin hesaplarına göre birkaç günlük savaş ile Kobanê düşecek ardından Rojavan’ın diğer kantonları ve buradan tüm Kürtlerin kazanımları hedef alınacaktı. Ancak hesaplar tutmadı. Tutmadı çünkü Kobanê’de direnen tarihsel ve toplumsal gelenekten kaynağını alan özgürlükçü direnişçi bir gelenek vardı.

“Dünya da üzerimize gelse özgürlüğümüzden taviz vermeyiz” felsefesinin yarattığı destansı direniş, bir yandan Arîn Mirkan gibi kahraman ve fedai bir ruhu ortaya çıkarırken diğer yandan dünyanın önünde saygı ile eğildiği baş eğilmez bir özgürlük iradesini ortaya çıkarmıştı.

Bu irade önce Kobanê saldıran çete güçlerinin saldırı ruhu ve iradesini kırdı ardından giderek karşı bir hamle ile işgalci ve talana dayalı bu gücü parça parça Kobanê’den söküp attı. İşte bu destansı direniş ruhunun ortaya çıkardığı gelişme Kürdistan tarihinde yeni bir sayfayı beraberinde açtı.

Artık tarih yazılırken Kobanê öncesi ve Kobanê sonrası diye söze başlanır oldu. Verilen bu mücaele ile Rojava devrimi hem uluslararası hem de bölgede bir meşruiyet kazanırken, Kürtlerde ortak bir ruh ve bilinci de ortaya çıkardı. Ortaya çıkardığı bir diğer gerçeklikte özürlükte ısrar eden bir Kürt gerçeği karşısında kimsenin duramayacağıdır.

Şengal, Serêkanî ve Hesekê bu destansı direniş örneklerinin sergilendiği zeminlerdir.

Devrim siyasi ve diplomatik alanda tanındı

Rojava devrimini bir yıl içinde siyasi kültürel, askeri, ekonomik ve toplumsal alanda devasa adımlar attı. Bunları kronolojik bir sıralamaya tabi tutulursa belkide kurulu devlet ya da düzenlerin bir on yılda atmış olduğu adımları bir yıl içinde tamamen halka dayalı ve halkla birlikte attı.

Devrim halka dayandığından dolayı gücünü halktan aldı. Bu karakter doğrudan katılım, iş ve rol alanandı çalışmaların daha hızlı ve sağlıklı yürümesine sağlıdı.

Gelişen bu özellikler uluslararası alanda da devrimin daha fazla tanınmasını giderek uluslarası alanda dikkate değer bakılmasını sağladı. Genelde Rojava özelde Kobanê de gelişen halkçı ve devrimci enternasyonal direniş uluslararası alanda devrimin siyasi ve meşruiyetini sağlamış oldu. Devrimin başında uzak duran yada tanımayan güçler devrimin öz savunma karakter ve gücü karşısında ister istemez Rojavayı tanımayı ve onunla ilişkilenmeyi esas aldı. Uluslararası alanda gelişen bu yaklaşım devrimin geleceği açısında da önemli bir kazanım oldu.