İletişim | Hakkımızda
ANHA

Rojava resim paleti gibi

İZLENİM

UMUT ŞERZAN

HABER MERKEZİ – Rojava… Ateş kızılı bir yer burası; yakıyor ve her yanıyla devrime varıyor rengi. Biraz giden biraz gelensin burda; ama sonra bakmışsın ki ikisinin orta yerinde kalan olmuşsun. Ê ciğer bu, dayanır mı buna, gerer mi göğsünü yiğitçe? Serde devrimcilik varsa gerer elbet, koparır da kzılca kıyametleri. Koparılan kıyametlerin kızılı değil mi zaten devrime rengini veren? Ne destanlar gördü bu toz toprak içindeki ovalar, dağlı çocuklar nakış nakış kanla başla neler işledi devrimin gergefine? Belki bilinmez bile çoğu. Devrimin 3. Yılı bu. Adı bilinmeyen kürt gençleri, arabanın arkasında eşya gibi istiflenen ve istifade edilen kürt kadınları ateşle savaşan ejderhalar gibi dikildiler soysuzlar çetesinin karşına. Ama öyle dimdik, öyle heybetli…

Bu günlerde Rojava sarıya kesmiş, sarılığı hüznünden değil elbet. Payı olsa da güneşin cömertçe saçtığı ışınlarından buğday taneleri payına düşeni alıyor fazlasıyla. Buğday bereket demek Ortadoğu’nun ve elebtte ki Rojava’nın lisanında. Bu uçsuz bucaksız ovalarda sararsa da buğdaylar, ortasından ellerinde silahlarla geçip giden savaşçılara selam durmasını da biliyorlar. Zaten kuru kuru bereketi olmaz ki öteki türlü. Buralarda taş ta bilir toprak ta bilir. Bilirler hem çekilen cefayı hem de aşkla yürüyen bu çocukları. Nerden geldikleri nereli olduklarına, genç mi yaşlı mı olduklarına bakmazlar. Bilirler aslolanın sol yanlarında, sıkınca yumruk kadar yer kaplayan yüreklerinin büyük olduğunu. Vahşetin her türlüsü sınandı buralarda. Yanı sıra direnişin asilliğinde koca koca imzalar atıldı. Yüksek teknoljiyle yakıldı, yıkılıdı buralar. Sevmelere kıyamadığımız çocuklara kıydılar. Gökyüzü ağır geldi. Ama yorulmadılar, yılmadılar bizim “çocuklar”. Dedim ya, her seferinde küllerinden doğan Anka kuşu misali… Sel gibiydi gelenler, aktılar deli deli… su oldular sanki yıkadılar pası kiri. Bizim çocuklar işte, azizler; su gibi. Apaktılar; Arnavut Rıfat amcanın saçları gibi…

Rojava’ya miyop bakınca ince ayrıntılarını görmek zahmettir biraz. Ayrıntılarında bile büyük büyük dünyalar gizli çünkü. Kürdün adı var burda; süryaninin, arabın ve de kadının… okuyup üflendi adları kulaklarına. Zorlu 3 yılı bıraktı devrim ardında. 19 temmuz 2012’den bu yana aralıksız süren cephe savaşının yanı sıra toplumsal, siyasal, ekonomik alanda da ciddi savaşlar verildi, veriliyor hala… Baas rejiminin kimliksiz kılmak için yoğun asimilasyona tabi tuttuğu halkın kendini öz yönetim gücü kılması, kendi iradesiyle eylemesi “ha” deyince olmadı tabii. Yoğun emek verildi. Bir mahallede komün kurmaktan konseylerin kurulmasına kadar, demokratik ulus kapsamında ortak yaşam oluşturmak, kendin olmak kolay bir süreç değildi. Soykırımı farklı farklı kılıklarda gördüklerinden olsa gerek kendine yakışanı giyinmeleri için bir çok deneme yapıldı. Cephede canla başla savaşanlara layık durmak yoğun çaba istiyor. Beyinlere kazınan “yoksun sen!” algısından “varlığa” evrilen yol çetindi. Rojava’da çokca görülür, bir paket eşyaymış gibi samanların üzerinde kamyonun arkasında ya da 5 adım kocasının gerisinden yürüyen kadın figürleri. Bu 3 yılda hem cephede hem de yaşmsal tüm alanlarda kadın rengi net olarak çıktı ortaya. Fırat gibi, Ava Mezin gibi maviler, biraz kezwan dağları gibi yeşiller, buğday gibi sarılar biraz. Pamuk gib beyaz, devrim gibi kızıllar, rengarenkler burda kadınlar. Rojava devrimi’ne kadın devrimi demelerinin sebebi biraz böyle. Devrime umudu, savaşa zaferi, yaşama özü yükleyen kadınlar var Rojava’da…

Her üç kantonun tamamına yakın bir kısmının çetelerden temizlenme operasyonları devam ededursun özgürleştirilen alanlarda sistem inşası için kollar sıvanıyor. Irk, dil, din, cinsiyet ayrımı yapılmaksızın herkes bir ölçüde katılıyor çalışmalara. Özgünlükler de göz önünde tutularak komünal yaşamın demokratik özerk yönetim sistemi içerisinde nasıl daha iyi yer edinilebileceğine dair kafa yoruyorlar. Tekliğin yok ediciliğinden çoğulluğun ve zengin olmanın yaratıcılığına demokratik ulus ve demokratik özerklik yönetimiyle geçiş sürüyor hala. Her gün bir komün daha örgütleniyor; ekonomi komünleri, gençlik komünleri, kadın komünleri… Her gün bir yara daha sarılıyor. Kimi yaralar kabuk tutmuş, kimileri taze; kimi derin kimi yüzeyde; ama doktor olan insanlık yemin etmiş, iyi bakıyor yaralılarına.

Son süreçte örgütlenen HPC çalışması belki bu komünal çalışmaların en renklilerinden. HPC-Hêzên Parastina Civakî (Toplumsal Savunma Güçleri). 7’den 70’e herkesi görmek mümkün bu çalışmada. Yaşadıkları mahalle ve sokaklarınının güvenliğini sağlamak için silahları ellerinde nöbet tutuyorlar. Arabalar sıkı sıkı kontrol ediliyor. Geçen arabaların özgürlük savaşçılarına ait olduğunu gördüklerinde “Xwedê bi te ra be” (tanrı sizinle olsun) temennisi ile uğurluyorlar.

Rojava 4. yaşına giren bir devrim alanı. Yaşatılan vahşet karşısında görkemli direnişin yanısıra tüm haşmetiyle inşa çalışması kıstlı imkanlar dahilinde yürüyor. Ulus devlet canavarının pençesinde yıllarca yaşamak zorunda kalan halklar demokratik ulus çatısı altındalar artık.

(aç)

ANHA