İletişim | Hakkımızda
ANHA

Rusya Bölgede Kalıcı

ANALİZ

AZİZ KÖYLÜOĞLU

HABER MERKEZİ – Kürt faktörü dışında Suriye’deki krizde uzun süredir ciddi bir tekrar yaşanıyordu. Bu tekrar Rusya’nın sahaya aktif biçimde girmesiyle bir anda değişti. Bu değişim özellikle Türkiye-Suudi Arabistan-Katar üçlüsünün bölge politikasını ciddi bir biçimde olumsuz etkileyecektir.

Rusya’nın sahaya inmesi İsrail’e güvence verirken, İran’ın bölgedeki etkinliğini de artıracaktır. Mevcut gelişmeler doğrultusunda “Rusya ile ABD arasında danışıklı dövüş mü yaşanıyor?, “Rusya ve ABD arasında sert bir restleşme ve bloklaşma mı gelişiyor?” sorularına cevap bulabileceğiz.

Ancak mevcut denkleme Çin’in girme kararı alması, durumu daha da çetrefilli hale getirdi. Şimdi bu denkleme daha yakından bakalım.

Birinci nokta Rusya’nın yıllardır bölgede olduğu gerçeğidir. Çarlık Rusya döneminde yani 1893 yıllında bu yana Rusya Suriye’de varlığını sürdürüyor. Suriye, Sovyet döneminde bölgedeki en önemli müttefik konumundaydı.

Sovyetlerin yıkılmasında sonra Rusya ‘nın kendi toprağı dışındaki tek askeri üssü Suriye’de bulunuyordu. Bu açıdan değerlendirdiğimizde  Rusya ve Suriye ilişkilerinin 100 yıldan daha uzun bir süreye dayandığı anlaşılacaktır.

Rusya’nın bu hamlesi Suriye ile sınır kalmayacak

İkinci nokta Rusya’nın  bölgedeki varlığını Suriye eksenli olarak yeniden harekete geçirmesi ve güçlendirmesi bazılarının değimiyle kısa vadelidir. Rusya bölgedeki gücünü daha da artıracak ve daha müdahaleci bir pozisyon alacaktır. Bütün verileri bunu göstermektedir.

Rusya özellikle Suriye ve Irak’taki varlığını daha da artıracak ve bu hatta yeni bir jeopolitik oluşturmayı hedefleyecektir. Ki İran zaten bu jeopolitiğin bir parçasıdır. İran, Irak ve Suriye üzerinden oluşturulacak bir Jeopolitiğin güvenliği de sağlanırsa, İran için yeni bir enerji yolu olabilir.

Rusya’nın dayanakları daha güçlü

ABD’ye nazaran Rusya’nın bölge denkleminde etkili olma olasılığı hem tarihsel hem güncel olarak daha fazla. Rusya bölgede kendisini daha çok Şii kesime dayandırmaktadır. Zaten  bunu  da açık ve net bir biçimde belirtmektedir.

Şii ve Alevi toplumunun coğrafik dağılımına dayalı  bir politika izleyecek. Eğer böyle bir politika izlenirse Yemen’de var olan dengelerde  yeni bir gelişme bekleyebiliriz. Ki Bahreyn’de nüfusun büyük bölümü Şii olmasından kaynaklı ciddi gelişmeler olabilir.

Hatırlanacağı üzere ” arap baharı ” adı verilen süreç içerisinde Bahreyn ‘de de halk ayaklanması olmuş ancak Suudi Arabistan yönetimi Bahreyn ‘e binlerce asker göndermiş ve halk ayaklanmasını kanlı bir şekilde bastırmıştı.

Rusya için tüm cihatçı gruplar hedef

ABD, Suriye’deki hava saldırılarını DAIŞ ile sınırlı tutarken, Rusya, ABD ‘nin aksine sadece DAIŞ’ı değil, tüm cihatçı çete gruplarını hedef tahtasına koymuş durumda. Rusya’nın yoğunlaştığı  noktalar ise Humus, Hama, Lazkiye, İdlib ve Halep’in batı bölgeleri.

Bu bölgelerde DAIŞ’ın etkili olduğu alanlar olsa da, yoğunlukta cihatçı çete gruplarının etkinlik sahaları. Özellikle Cephet El Nusra ve Ahrar El Şam gibi El Kaideci çete grupları Rusya’nın saldırı listenin başında geliyorlar.

Rusya’nın hava desteğiyle Suriye Ordusu, Lübnan Hizbullahı ve İran’lı milislerin de karadan desteğiyle bu hatta kısa vadede güvenli bir bölge oluşturmayı hedeflemektedir. Bu da Türkiye sınır hattına kadar ve Rojava bölgesine kadar olan bir hatta güvenli bölge hedeflenmektedir.

Rusya sözünü ettiğimiz bu alanlarda ve hat üzerinde yer yer DAIŞ’ın mevzilerini vursa da, kısa vadede sadece DAIŞ’ın ilerleyişini durmayı öngörmektedir.

Çin ortağına destek olmaya geliyor

Çin yaptığı açıklamayla Suriye’deki operasyonda Rusya’ya destek vereceğini açıklaması, aslında var olanın resmi ağızlardan bir kez daha duyulması ve görülmesi oldu. Rusya’nın operasyonlara başladığı ilk günlerde Çin’e ait bir savaş gemisinin Laskiye limanına yanaştığı bilgileri basında dolaşmaya başlamıştı.

Çin bu açıklamasıyla ilk defa kendi jeopolitiğinin dışında bir alanda hareket edeceğini  ilan ediyor. Aslında Çin’in bu hamlesi ABD ‘nin Asya ‘ya açılmasına karşı bir misillemedir. Ayrıca bu durum Rusya’nın operasyonlarına daha fazla meşruiyet kazandırıyor. En azından devlet hukuku içinde.

Çin neden jeo-politiği dışına çıktı?

ABD uzun süredir Trans Pasifik Ticaret Ortaklığı (TPP) 11 ülkeyle Çin’in pazar payını sınırlandırmak amacıyla görüşmelerini sürdürüyor. ABD, son olarak içinde Japonya, Avustralya, Bruney, Kanada, Şili, Malezya, Meksika, Yeni Zelanda, Peru, Singapur ve Vietnam gibi ülkeleri kapsayan serbest ticaret anlaşmasıyla Çin ‘e karşı ciddi bir hamle gerçekleştirdi.

Bu hamle aynı zaman Şanghay Beşlisine karşı bir hamle olarak görülüyor. Ki dünya ticaretinin yüzde 40’ını etkileyeceği belirtilen anlaşma, üye ülkelerin parlamentolarında onaylanırsa, Çin ciddi bir ekonomik kıskaçla karşılaşacak. Çin biraz bu durumu aşmak için jeopolitiği dışında askeri ve siyasi bir hamle içine girdi.

Rusya ve Çin’in ortak noktası

Çeçen, Özbekler, Uygurlar, Tacikler. Bu halklarda sayıları 10 binin üzerinde cihatçı şuan Suriye’de bulunuyor. Özellikle Çin’in Sincan Uygur bölgesinden bir kişi aileleriyle birlikte Suriye’de  DAIŞ, Cephet El Nusra ve Ahrar El Şam gibi cihatçı çete gruplara katıldılar.

Bu katılımların tamamına yakının Türkiye üzerinde olduğu ve hatta Türk istihbaratının da bunu örgütlediği bir çok kez belgelendi. Bu gruplar sadece Suriye için değil, aynı zamanda yakın gelecekte Rusya ve Çin’in güvenliğini tehdit edecek bir noktaya ulaşabilir.

Özellikle AKP/RTE devletinin Asya siyaseti tamamen bu gibi cihatçı çete grupları örgütlemek üzerinedir. Bu açıdan Çin ve Rusya’nın Suriye denklemine girmeleri biraz da kendileri içindir.

En büyük darbe Türkiye ve Katar’a

Rusya’nın bölgedeki öncelikli hedefi Türkiye ve Katarın desteklediği cihatçı gruplar. Bu gruplar geçen dönemde Fetih Ordusu olarak bir araya gelmişlerdi. Özellikle İdlib ve çevresini  tamamen ele geçirmiş ve sahildeki Laskiye doğru ilerlemişti.

Rusya kısa vade bu grupları etkisizleştirmeyi hedefliyor. Bu da 4 yıldır Türkiye’nin bölgede yürüttüğü siyasete önemli bir darbe anlamına geliyor. Hatta denilebilir ki, Türkiye’nin bölge siyaseti tamamen çöktü veya çöktürüldü.

ABD çok alternatifli değil

ABD Suriye’de baştan beri Türkiye’nin  “ılımlı” diye tabir ettiği grupları destekliyor. Ama en son “eğit-donat” programında da görüldüğü gibi Türkiye’nin hiçbir  “ılımlısı” ılımlı değilmiş. ABD’nin açık bir biçimde cihatçı grupları desteklemek istediğini düşünmüyorum.

Ama “ılımlı” kılıfıyla şimdiye kadar bu gruplara dolaylı da olsa destek verdi. Ama artık ABD’de çok alternatifli değil. Sadece havadan DAIŞ’ı vurarak bir yere varılmayacağını da görüyor ve biliyor. Ve artık bir alternatifi de var, Rusya. Ve Rusya bu konu da oldukça iddialı.

ABD’nin şimdiye kadar DAIŞ karşısında Kürtlere verdiği destek çok sınırlı kaldı. Kürtlere yardımlar daha çok hava desteği şeklinde ve o da sınırlı biçimde. Şimdi ABD’nin önünde iki seçenek var.  Ya Kürtlere stratejik yaklaşacak ve her türden desteği verecek ve bölgedeki çıkarlarını koruyacak, yada Türkiye hassasiyetli siyasetini sürdürecek ve bölgede başarısızlığa mahkum olacak.

Kürtlerin durumu

Hem ABD hemde Rusya Kürtleri kendi merkezlerinde tutmaya çalışmaktadır. Putin’in BM’deki konuşmasında Kürt ve Kürt güçler güzellemesi Rusya’nın Kürtlere yaklaşımını açıklar nitelikteydi. ABD ‘nin hala utangaç bir dil kullanması Kürtler açısından kaygı verici bir durum.

Suriye geleceği nasıl olacak sorusu bu konuda önemli. ABD ve Rusya’nın anlaştığı temel nokta Suriye’nin siyasi sınırlarının korunmasıdır. Yine radikal unsurların bölgeden temizlenmesi hususudur. Bu açıdan Kürtlerin Suriye’nin geleceği konusunda ne Rusya ne ABD’den farklı bir ajandası yok.

Kürtlerde toprak bütünlüğünden yana ve radikal unsurlardan bölgenin temizlenmesi istiyor. Bunun için Kürtler “Demokratik Suriye Projesi”  adında önemli bir alternatife sahip. Kürtlerin  ortaya koyduğu bu projeye kim destek verirse onunla ortaklaşabilir ve ittifaklar kurabilir.

Bu açıdan Kürtler bölgedeki güçler içinden tercih yapmak zorunda değildir. Hem ABD ile hem de Rusya ile yakından çalışabilir.

(aç)

ANHA