İletişim | Hakkımızda
ANHA

Sabri Ok: Efrin direnişi tüm Suriye halklarının direnişidir

KCK Yürütme Konseyi Üyesi Sabri Ok

Uluslararası komplonun 19. yıldönümünde Kürt halkının durumu ve Önder Apo’nun paradigmasının gerçekliği bugün onurlu Efrin direnişiyle yaşanıyor. Bundan 19 yıl önce Önder Apo şahsında Kürt halkı ve insanlık üzerinde tarihte daha önce eşi benzeri görülmemiş bir biçimde, ahlaksız, hukuksuz bir uluslararası komplo gerçekleştirildi. Bu komploya bir kez daha Kürdistan tarihinin tekrarının yaşatılması amaçlanarak, Kürt halkının iradesinin kırılarak, Kürdistan Özgürlük Hareketi yok edilmek istendi. Bu komplonun nasıl gerçekleştirildiği ve örgütlendirildiği üzerinde duracağız.  Fakat uluslararası komplonun amacının Kürt halkının güneşi karartmak ve Kürtlerin bu kadere razı olmalarının sağlamak olduğu açıktır.

19 yıl sonraki durum ne? Önder Apo uluslararası komploya tüm dünyayı şaşırtacak bir biçimde cevap verdi. Hatta sadece tüm dünya değil, Önder Apo’nun üzerindeki komplonun derinliğini tam olarak kavrayamayan arkadaşlar da bu şekilde komplonun ne kadar kapsamlı olduğunu fark etti. Komplonun kapsamı, zalimliği, alçaklığı kadar Önder Apo’nun komployu ele alış biçimi de o kadar derinlikli, iradeli ve tarihsel oldu. Önder Apo İmralı’da tutsak kılındığında bunu üçüncü doğumu olarak ele aldı. Önder Apo yeniden bir ideolojik derinlik, yeni paradigmayla, hareketi yeniden örgütleyerek ve hazırlayarak Kürt toplumu için yeni bir durum ortaya çıkardı. Önder Apo 24 saat an be an yoğunlaşmış bir biçimde gösterdiği direnişle, mücadelesiyle, sonuç olarak, 19. yıl dönümünde rahatlıkla diyebiliriz ki Uluslararası Komplo’yu boşa çıkarmıştır. Önder Apo sadece Kürt halkı için değil tüm özgürlükçü ve mücadele eden halklar için yeni bir umut ve özgürlük ışığı oldu. Bugün itibariyle Kürt toplumu kendini örgütlemiş, sürekli mücadele eden, çelikten irade sahibi olmuş ve onurlu bir direnişin sahibi olarak hiçbir gücün özgürlük istemini boğamayacak, durduramayacak bir pozisyona gelmiştir. Kürt toplumunda ulusal ruh her zamankinden daha çok gelişmiş bir düzeyde ve Kürt halkına yönelik herhangi bir saldırı Kürt halkının kendisine, kendi kazanımlarına yönelik bir saldırı olarak görülüp bir tutum geliştiriliyor. Kürt toplumunun bu ulusal uyanışı Ortadoğu toplumlarını da kavrayışıyla en üst düzeye ulaşmış bir düzeyde. Rojava devrimi ve Kuzey Suriye’de örgütlendirilen Demokratik Ulus paradigması Önder Apo’nun mücadelesinin sonuçlarıdır.

Uluslararası Komplo’nun 19. yıl dönümünde bugün Efrin’de eşsiz bir direniş var, işgalciliğe karşı tarihi büyük bir direniş yaşanıyor. Rojava Devrimi ve Efrin direnişi komplonun nasıl boşa çıkarıldığını ve halkın hizmetine girdiğini göstermektedir. Efrin’deki çözüm, Suriye’de siyasi çözüm için, Ortadoğu’nun demokratikleştirilmesi ve AKP-Erdoğan faşist iktidarının ve işgalcin sona erdirilmesi için çok önemli bir durum arz etmektedir. Bu yüzden birçok sorun Efrin’de kör bir düğüm haline gelmiş bulunmakta. Bu düğümün çözülmesi Suriye halklarının özgür geleceği için çok önemli ve aynı zamanda Suriye dengeleri üzerinde de çok büyük bir etki yapacaktır. Bu sebeple de kim bu düğümü açarsa belirleyici bir etkiye sahip olacaktır.

Türk devlet işgalciliği Rojava Devrimi’nin başlangıcından bu yana tüm politika ve stratejisini Kürt halkının iradesini kırmak ve Rojava Devrimi’ni boğmak ekseninde kullandı. Bu politika doğrultusunda DAIŞ’i Kobanê’ye saldırtarak, her türlü desteği DAIŞ’e sunarak, binlerce DAIŞ üyesinin Rojava ve Suriye’ye geçişini sağladı. Fakat bu tüm çabaları beyhude bir sonuç doğurdu, bir sonuç alamadı ve üstüne Kobanê’de büyük bir darbe aldı.  Demokratik Ulus paradigması Suriye’de gelişip, örgütlendirildikçe Suriye’de demokratik sistem inşa edildikçe başta işgalci ve faşist Erdoğan, bölgedeki birçok farklı güç ve uluslararası güç bundan hoşnutsuz olup karşıtlık ve barbarlıklarını daha da yükselttiler.

Efrin öyle hemen, ansızın Türk devlet işgalciliğinin hedefine girmedi. Fakat faşist Erdoğan iktidarı içte bir gerileme dönemine ve çıkmaza girdiğinde Erdoğan ahlaksız ve ölçüsüz bir biçimde Türkiye’deki Türk toplumunun şovenist damarıyla oynama ihtiyacı duydu. AKP ve Erdoğan faşist iktidarı içte zayıfladıkça faşizm ve şovenizme ısrar düzeyi de artı. Bunun sonucu olarak da işgal politikasında ve dışarıya yönelik savaş politikasında daha fazla ısrar etti. Suriye’ye ve Efrin’e yönelik bu işgal ve saldırı böyle içteki sonuçların bir yansıması olarak ortaya çıkmıştır. Fakat aynı zamanda kendisini tamamen Kürt halkına ve özgürlükçü, direnişçi halkların düşmanlığı üzerine kurmuş olan Erdoğan’ın faşist akıl ve ruhu böyle bir işgal saldırısına yöneltti. İşgalcilik hiçbir biçimde Kürtlerin, Kürdistan’ın bir parçasının ve hatta bir Kürt insanının bile kendisine ait olmasını istememekte ve özgürlüğüne karşıt bir pozisyondadır. Onların nazarında eğer bir Kürt olacaksa bu Kürt’ün özgür ve bağımsız olmaması gerekir. Ruhunu satmış ve işgale koşmuş bir Kürt yaşayabilir. Kürdistan üzerindeki işgal tarihi bu gerçekliği çok net bir biçimde göstermektedir. Erdoğan’ın Kürt halkı üzerinde katliamda, asimilasyonda ve entegre etme çabasında ısrar etmesinin temelinde bu vardır. Erdoğan ve AKP çok kere Rojava’da katliam ve işgali uygulamak istedi. Tüm hevesleri hep Kürt halkının direnişine çarptı ve istemleri boğazlarında kaldı.

Türk devleti tek başına Efrin ve Rojava’ya yönelik bir işgal, saldırı ve katliam girişiminde bulunamazdı. Erdoğan ve AKP işgalciliği bu sebeple Rusya’ya ilişkilerine önem verdi. Söz konusu Kürt özgürlüğü olunca Türk devletinin pazarlığa çıkarmayacağı, satmayacağı hiçbir şey bulunmamakta. Erdoğan da bunu yaptı. Rusya’yla olan bu kirli ilişki, ki Rusya’yı da Kürt soykırımına çıkarları temelinde ortak kılan gelişme Halep’de başladı. Önce Carablus ve Bab kapısı işgalci Türk devletine açıldı. Buna karşılık Erdoğan ve AKP ortakları olan çetelere ihanet edip Haleb’i Rusya’ya sundu. Şimdi de plan İdlib’in Rusya’ya sunulması ve buna karşılık da işgalci Türk devletinin Efrin’e saldırmasına göz yumuldu. Bu noktada Rusya’nın tavrı önemlidir ve belirleyicidir.

Diğer tarafta Suriye ve İran rejimlerinin bir Kürt dertleri var. Onlar açısından da Kürtler ince bir çizgi ve hassas bir denge durumundadırlar. Yani ne Efrin tümden Türk devleti tarafından işgal edilsin, ne kuzey Suriye çok güçlü olsun ve güçlü bir savunma sistemine sahip olsun isterler. Açıktır ki, İran ve Suriye rejimleri bu temelde Efrin üzerinden geliştirilen barbar saldırıya bir şekilde ortak olmuşlar. Ancak bu noktadan sonra bazı hesaplar değişmek durumundadır. Rusya işgalci devletle geliştirdiği ilişkileri uzun süreli olarak kendisine kazandıracak mı kazandırmayacak mı? İşgalci Türk devleti ile Rusya arasındaki ilişki ne zaman tersine dönecek belli değil. İran tarihte sürekli olarak işgalci Türk devletini kendisine rakip olarak görmüştür. Muhtemelen İran da sonuna kadar Türkiye’ye yardım etmeyecektir. Mevcut dengeleri üzerinde belirleyici bir güç durumuna gelecektir. İran da Suriye’deki geleceğini esas alacaktır. Sanırım İran da Beşar Esad rejiminin Suriye’de iktidarı kaybetmesiyle Alevilerin iktidarda kalmayacağını ve bu şekilde Suriye içindeki etkisini kaybedeceğini hesaplıyordur. Diğer tarafta Kürtleri sonuna kadar kendi çıkarları için kullanması da doğru değildir. Suriye rejiminin tutumunu da İran’dan bağımsız ele almak doğru değildir. Bu durumdan çıkan sonuç; İran ve Suriye rejimlerinin Türk devletinin Efrin işgalini kabul etmeyecekleridir. Ama yine de unutmamak gerekir ki, Suriye üzerinde belirleyici siyaset Rusya’nındır. Tabi Rusya’nın bugün yapıcı oynamadığı da kesinlikle bilinmelidir.

Türk devletinin Efrin saldırıları, tehditleri, işgal girişimine karşı ABD koalisyon güçlerinin tutumu da analiz edilmesi gereken bir husus olmaktadır. Trump, İran ve Haşdi Şabi’in Suriye’de güç ve etki sahibi olmalarını istemediğini, açıkladı. Yine DAİŞ’e karşı QSD ile ittifaklarının devam edeceğini söyledi. Fakat Türk devletinin Efrin’e yönelik işgal saldırıları olduğunda ABD’nin tutumu bir kez daha sorgulanmayı ve analiz edilmeyi gerektirdiği gibi, eleştirilmesi de gereken bir tutum oluyor. ABD ve koalisyonun tepkisizliği ya da pasif tepkileri, Türk devletinin Efrin’e saldırısını getirdi. Sanki derinden yürütülen bir plan varmış gibi görünüyor. Ne Rusya ne de ABD ve koalisyon tek başlarına Suriye’de bir plan uygulayabilirler, strateji geliştirebilirler.

Diğer tarafta demokratik özerk yönetime karşı sürekli olarak alttan alta bir propaganda geliştiriliyor. Öyle bir hava yaratılıyor ki, sanki Rojava Kürtleri ile Suriye rejimi arasındaki sorunlar illa savaşla çözülecek. Onun için de sırtını tamamen ABD ve koalisyona yaslamış gibi. Oysa bu doğru değildir. Yine Rojava ve Kuzey Suriye’nin Suriye’den kopacağı algısı yaratılıyor. Ve sanki Suriye’nin yer altı ve yer üstü zenginlikleri tüm Suriye halklarının hizmetine konulmayacakmış bir hava yaratılıyor. Bu da kesinlikle doğru değildir. Kürt halkının petrol, su savaşı verme gibi bir derdi yoktur. Bu zenginlikler tüm Suriye halklarınındır ve Kürtlerle halkların ortak geliştirdiği kavga da bunun için değildir. Yürütülen mücadele demokratik Suriye sınırları içerisinden demokratik kuzey federasyonunun kabul edilmesine dönüktür. Bunun dışında Suriye içindeki sorun ve çelişkiler üzerinden yürütülen bir kavga yoktur. Böyle bir şey doğru da değildir. Onun içinde demokratik özerk yönetim, MSD, PYD, demokratik federasyon yönetimi yaptıkları açıklamalarda Suriye ile yaşanan sorunların demokratik müzakere yoluyla çözüleceğini belirttiler.

Efrin’in daha önce işgalci Türk devleti ve Erdoğan’ın gündeminde olduğu biliniyor. Erdoğan Suriye’de halkların ortak yaşamını gördükçe çıldırıyordu. Herkes Efrin’e dönük bir işgal saldırısını gerçekleştireceklerini tahmin ediyordu. Zaten Türk devletinin hazırlığı da bu temeldeydi. Bunun için aylarca El Kaide ve DAİŞ çetelerini eğittiler. Şimdi de özgür Suriye ordusu adı altında El-Kaide ve DAİŞ çetelerini savaştırıyorlar. Türk devleti tank, top, helikopter, uçak gibi her türlü silahını kullanarak kısa sürede Efrin’i işgal etmeyi hesaplıyordu. Hatta Erdoğan birkaç saatte Efrin’i işgal edeceğini, söylüyordu. Zaten bunun için de bir yandan her türlü silahı kullanırken, karadan da El Kaide, DAİŞ çetelerini mayın tarlasına sürülen eşek gibi öne sürüyor. Bunun yanında tabi her türlü ahlak ve ilkeyi bir kenara bırakarak basın üzerinden psikolojik bir savaş yürütüyor.

Her gün destan yazan onurlu Efrin direnişi 25.gününde devam ediyor. Erdoğan ve işgalci devletin birkaç saat ya da günde Efrin’i işgal edeceği planı alt üst oldu, kırıldı ve boşa çıkarıldı. Yüzlerce ölüleri var. Onlarca tankları imha edildi, helikopterleri imha edildi. Efrin halkı gerçekten de destan yazdı. Onuruna ve toprağına sahip çıktı. 72 savaş uçağı aynı anda Efrin’e bomba yağdırdı. NATO’nun ikinci büyük ordusu her yönden saldırı geliştirdi. Ama bugüne kadar ortaya çıkan sonuç onlar açısından fiyaskodur. YPG-YPJ tarihe yaraşır şekilde cevap verdi ve direniyor. Kuzey Suriye’de ki Kürt, Arap, Çerkez, Türkmen, Hıristiyan vd. tüm halk ve inançlar işgale karşı ortak iradeyle Efrin’e yürüdü, bundan sonra da yürümeye devam edecekler. Kendilerini işgalci Türk devletinin saldırılarına kalkan durumuna getiren kuzey Suriye halklarının tutumu çok çok değerlidir, tarihidir. Halklar ancak böyle direnebilirler. Suriye halkları ancak bu şekilde demokratik bir gelecek kurabilirler. Türk devletinin barbar saldırılarına karşı gelişen Efrin halkının direnişi her geçen gün insanlığı daha fazla etkilemektedir. İnsanlık bu zulme karşı ayağa kalkıyor. Toplum sesini yükseltiyor. Bölge ve dünya devletleri bu gerçeği göz önüne almak zorunda kalıyorlar.  Her gün yüzlerce Kürt genci ve enternasyonal gençler Efrin’e gidiyor. Bugün söylenmesi gereken şey; Efrin halkı ve halkların direnişi kazandı, işgalciler kaybetti. Savaş uzadıkça belki halkımız ve halklar elbette daha fazla bedel ödeyeceklerdir. Ama en fazla kaybeden işgalci faşist güçler olacaklardır.

Bir yerde gelişen direniş örgütlü ve önderlik sahibi ise kazanmaması için hiçbir sebep yoktur. Efrin direnişi örgütlüdür, fedai ruhlu bir savunma gücüne sahiptir ve en önemlisi de önderliğe sahiptir ve demokratik paradigmayı esas almaktadır. Her şey halkımızın ve YPG-YPJ güçlerinin direnişine bağlıdır. Bu direniş sonuna kadar sürecektir. Bu direnişin sonucu da muhteşem olacaktır. Kaybedecek olan işgalci Türk devleti olacaktır. Türk devletinin Suriye toprakları içinde kendisince geliştirmek istediği güvenlikli bölge projesi kesinlikle kabul edilmeyecektir. İşgalci güçler Suriye ve Efrin toprakları üzerinde kalmayacaklar. Kendilerini Suriye sorunlarından sorumlu gören küresel güçler, kendi sorumluluklarını yerine getirmek istiyorlarsa, o zaman hakikate uygun şekilde demokratik çözüm yönünde sorumluluklarını yerine getirsinler. Bunun yolu da işgalciliği reddetmektir. Bunun için de tutumlarını Efrin’in işgaline karşı koymalıdırlar. Bunun yanında direniş her türlü sürdürülmelidir. YPG-YPJ de yaratıcı ve sonucu alıcı taktiklerle mücadelesini sürdürmelidir. Yine bu mücadelenin en önemli ayaklarından biri de toplumun mücadelesidir. Bugüne kadar direnişiyle destanlar yaratan, tek bir adım geri atmayan, toprağını terk etmeyen halkımız bundan sonrada mücadelesini sürdürmelidir. Yine aynı şekilde diplomatik ve basın yayın alanında yürütülen mücadelenin önemi biliniyor. Bu da aynı şekilde sürdürülmelidir.

Bugün Efrin direnişinin 25’inci günüdür. İşgalcilik bir an önce kırılabilir ve Efrin zaferi daha yakın kılınabilir. Ama bu savaş ve işgal saldırıları daha da uzayabilir. Her ne olursa olsun zafer kesinlikle Efrin şahsında direnen tüm halkların olacaktır.

ANHA