İletişim | Hakkımızda
ANHA

Sabri Ok: Efrin Türk ordusu için bataklığa dönüşür

HABER MERKEZİ– Türk devletinin Efrin’e girmesi durumunda, Efrin’in kendileri için bataklığa dönüştürüleceğini, belirten KCK Yürütme Konseyi Üyesi Sabri Ok , “Böyle bir işgalin olması da ancak Rusya’nın yol vermesi, ABD’nin sessiz kalmasıyla mümkün olur. Bunu da tüm Kürt halkı bilmelidir” dedi.

Bölge vekalet savaşlarının süreceğini de kaydeden Ok, küresel güçlerin bu dönemde Ortadoğu’da karşı karşıya gelmelerinin oldukça zor olduğunu, söyledi. Sabri Ok, gündemdeki Soçi toplantısına da değinerek, “Eğer Kürtler katılırsa Soçi’in bir anlamı olabilir. Olmaz ise Kürt karşıtı platform olarak değerlendirmek de mümkün olacaktır” şeklinde konuştu.

ANHA’ya konuşan, röportajın ilk bölümünde bölgedeki olası gelişmeleri değerlendiren Ok, röportajın ikinci bölümünde ise Güney Kürdistan ile Irak arasında yaşanan gerilim ve Kürt siyasetinin tutumunu konuşacağız.

DAIŞ bir proje olarak geliştirildi

Bölgede DAIŞ sonrası süreçten söz ediliyor. Artık DAIŞsonrası yeni dönemde sorunların çözümünde siyasal sürecin devrede olacağı söyleniyor. Katılıyor musunuz bu yorumlara?

DAİŞ’in bir proje olarak geliştirildi. DAIŞ gibi örgütlerin bölgede ortaya çıkma zeminleri zaten mevcuttur. Şiilerin yönetim olduğu Irak’ta Sünni bir örgüt olarak ortaya çıkıt. Arap milliyetçiliği, İslam milliyetçiliğini birleştirince ortaya çok vahşi bir çete örgütü çıktı. Önderlik bunları “kapitalizmin göbreliğinde yetişen örgütler” olarak tanımladı. Bu çete örgütünün kimler tarafından ne amaçla ortaya çıkarıldığı tabi ki tartışma konusudur. Ancak DAIŞ ile Ortadoğu’nun taşlarını yerinden oynatmak istedikleri kesindir. DAIŞ’ten sonra artık ne Suriye eski Suriye’dir ne Irak ne Suudi Arabistan ne de Türkiye eskisi gibidirler. Her şey çok değişti. Tabi Kürtler de eski Kürtler değildir.

Hangi anlamda bir değişimden söz ediyorsunuz?

Kuzey Afrika da bir dalga şeklinde ayaklanma ve ardından yaşanan savaş bazı rejimleri tasfiye etti. Suriye rejimi bir tasfiye eşiğine geldi. Artık değişmek zorundadır. Türkiye’ye daha önce ılımlı İslam adıyla verilen rol kaybettirildi. Türkiye böyle bir rolü üslenmek bir yana, ulus devletçi zihniyetiyle çetelerle beraber oldu. İran, Ortadoğu’da bir yayılmacı politika izledi. Güvenliğini de kendi sınırları dışında almak için; Irak, Suriye, Lübnan, Bahreyn ve Yemen’de bir Şii hilali oluşturmayı esas aldı. Irak içindeki dengeler de bozuldu. DAIŞ ile mücadelede Kürtlerin kazandığı imaj, itibar yaşadıkları zafer sarhoşluğu sonucu kaybedildi.

Bölgede giderek bir kutuplaşma durumu ortaya çıktı. Türkiye’nin NATO, ABD ve AB ile ilişkileri ciddi biçimde sarsıldı. Rusya Suriye üzerinde giderek tüm Ortadoğu’da güç ve itibar sahibi oldu. Bütün sorunların kaynağında ise şii-sünni eksenli Suudi -İran rejimlerinin körüklediği çelişki var.

Vekalet savaşları devam edecek

Üçüncü dünya savaşı denilen süreçte vekalet savaşları hep söz konusu oldu. Şimdi bu vekalet savaşları bitti denilebilir mi?

Bunu demek için bence erkendir. Kapitalizmin sorunları kökten çözen bir politika ve ahlaka sahip değildir. Sorunları çıkarları temelinde ele alır. Şimdi de bunu yapıyor. Şimdi işe bir de Rusya dahil oldu. Bu karşı bir bloktur. Rusya’nın reel sosyalizmi ne düzeyde aştığı, kapitalizmle ne düzeyde bir buluştuğu belli değildir. Dolayısıyla kalıcı demokratik bir rol üslenme durumu görünmemektedir. Rusya kendi ittifak güçleri ile projelerini pratikleştirmeye çalışırken, Avrupa ve ABD’de de aynı şeyi yapıyor. Bundan dolayı bölgedeki savaş bazen açıktan bazen de gizli olarak devam edecektir. Küresel güçlerin karşı karşıya gelmesi pek mümkün değildir. Dolayısıyla vekalet savaşları devam edecektir.

Burada özgünlüğü olan tek güç Kürtlerdir. Demokratik ulus perspektifi ile iktidarcılıktan, her türlü milliyetçilikten uzak, tüm halkları ve inançları içine alan bir çözüm projesinin sahibidirler. Rojava buna açık bir örnektir. Kürtlerin geliştirdiği demokratik ulus projesi hakim olmadıkça sorunlar devam edecektir.

DAIŞ ile birlikte mezhepçilik çelişkisi üzerinden yaşanan savaşın giderek etnik temelli bir savaşa evrilebileceği konuşuluyor. Katılıyor musunuz?

Mezhep çelişkileri bitmiş değildir. DAIŞ’e karşı Şii Haşdi Şabi’nin örgütlendirilmesi, Ortadoğu ve Afrika’da örgütlenme girişimleri, Şiilerin kendilerini Sünnilerin baskısı altında görmesindendir. Bu, taraflar arası çelişkileri daha da körüklüyor. Çelişki şu anda savaş düzeyinde yaşanmıyor olsa da bunun potansiyeli her zaman mevcuttur.

Aslında Ne Kürtlerin Araplarla ne Türklerin Kürtlerle bir sorunundan söz edilemez. Sorun; ulus devletçi zihniyet ve inkarcı anlayışlardır. Bunlar 20 yy’ın başında kurulan, miadı dolmuş, dünyanın evrensel, demokratik değerleri ile çelişen zorbalıkla, kendi iktidarlarını sürdürmeye çalışan anlayışlardır. Halkların yaşadığı acı onlar için sorun değildir.

Erdoğan da bunun için tercihini savaştan yana yapıyor. Demokratikleşme gibi bir kaygısı yoktur. Onun için “Efrin’i de şurayı da burayı da alacağım” diyor. Bu bütün Ortadoğu iktidarcı, ulus devletçi yapılar için geçerlidir.

Türkiye-İran Kürt karşıtlığı üzerinden bir araya geliyor

İran Rusya, Türkiye yakınlaşması Astana görüşmeleri sonrasında ciddi bir aşamaya ulaştı. Bu üçlü ortaklaşacağına dair görüşler de var. Siz bu yakınlaşmayı nasıl görüyorsunuz?

İranla Türkiye’nin Kürt karşıtı olduklarından Kürt karşıtlığı üzerinden yakınlaşmalarına da anlam verilebilir. Esat’ı canavar, vahşi ve birinci derecede düşman olarak gören Erdoğan’ın yeniden Esat’la ilişki geliştirmesi de mümkündür. Türkiye’nin algısı ve inancı şudur; ABD, Kürtlere yol açıyor. O zaman ABD’ye karşı Rusya’nın yanında yer alırım, diyor. Henüz bu tercihini tam olarak yapmış mı, yapar mı, buna cesaret eder mi bilemiyoruz. Ama şu an ki konjonktörde bir araya gelişleri Kürt karşıtlığı üzerinedir. Tabi ABD’nin ne yapmak istediğini tam kestiremiyor olması da bir etkendir. Türkiye ile İran Kürt karşıtlığı üzerinden bir araya geliyor olsalar da imparatorluktan gelme her iki devletin bölge üzerindeki hesapları, kendilerine biçtikleri role bakıldığında bu ortaklığın ne kadar süreceği de belirsiz kalıyor.

Rusya ile ilişkilerde de kimin, kimin ipiyle ne kadar kuyuya ineceği, ne zaman birbirlerini sırtlarından vuracakları belirsizdir. Bunu zaman gösterecektir. Ama şimdilerde bir araya gelişleri Kürtlerin Rojava’daki kazanımlarını tasfiye etme amaçlıdır. Yine Kuzey, Rojhılat ve bölgede ortaya çıkan genel Kürt kazanımlardır.

Son günlerde NATO üzerinden yaşanılan tartışma bununla bağlantılıdır diyebilir miyiz?  Yani İran-Türkiye-Rusya yakınlaşmasıyla bağı ne? Türkiye gerçekten NATO’ya rest çekebilir mi?

NATO’da Atatürk ile Erdoğan’ın fotoğraflarını düşman fotolar arasında gösterilmesi kesinlikle tesadüf değildir. 50-60 yıldır NATO üyesi olan Türkiye’nin bu kritik dönemde böyle bir sorun yaşaması dikkat çekçidir.

Mesaj yerine ulaştırıldı mı yani?

Evet kesinlikle ulaştı. Kaldı ki, Rıza Sarraf olayı da böyledir. Bir kılıç gibi Türk devletinin başı üzerinde sallandırılıyor. Erdoğan’a yakın kişilerin, eski bakanların da isimleri var. Türkiye Ortadoğu’da yapıcı bir politika yerine kaos yaratma yönünde tercih yapıyor. AKP bununla bir şeyler kazanmaya çalışıyor. NATO olayında da Türk halkının şoven damarlarına hitap edip, kışkırttılar. NATO olayını da lehine çevirmeye çalışıyor. ABD’ye de “siz böyle yapsanız, sizin hedef ya da sorun gördüğünüz İranla da ilişki kurarım, Ortadoğu da size rakip olan Rusya ile de ilişkilenirim” mesajını veriyor.

Peki ABD ve NATO’ya karşı Erdoğan gerçekten bu duruşunu sürdürebilir mi?

Bu kabadayılıkla işi sürdüremez. Bunu yapabilmek için ekonomik güce ve demokratik değerlere sahip olmanız gerekir. Askeri güç de önemlidir ama her şey değildir. Hele hele ekonomik ve askeri olarak büyük oranda dışa bağlı Türkiye için bu daha da böyledir.

AKP seçim süreci için şimdiden içe dönük bir politika yapıyor. Biraz da acaba bu şekilde ABD’ye geri adım attırabilir miyim hesabıdır.

 Saldırırlarsa Efrin Türk ordusu için bataklığa dönüşür

Türkiye son dönemlerde Efrin üzerinden Kürtleri tehdit ediyor. Gerçekten Efrin’e bir saldırı gerçekleştirebilir mi? Buna karşı Kürtlerin tepkisi ne olur?

Türk devletinin işgalci, katliamcı, yayılmacı gerçekliğine bakıldığında böyle bir işgal olmaz demek yanlış olur. O gücü kendisinde görürse yapar. Erdoğan Kobanê için “düştü düşecek” derken buna karşın görkemli bir direniş gelişti. Suriye’nin geleceği Kobanê’den sonra böyle yazıldı. Sanırım bu gerçeği unutmamışlardır. Eminim bundan sonuç çıkarıyorlardır. Efrin’de nasıl bir direnişle karşılaşacaklarını hesaplıyorlardır. Buna rağmen yapar mı bilemem.

Bir de ABD’ye, Rusya’ya rağmen yapar mı bilemeyiz. Bunların hepsini bilmek gerekir. Ya da hesaplamak, anlamak gerekir. Hiçbir şey birbirinden soyut ve bağımsız değildir Rusya eğer yol vermeseydi, ABD sessiz kalmasaydı Türkiye Cerablus’a, Bab’a kadar gelemezdi. Rusya yol verip ABD sessiz kalırsa Efrin üzerinden güçlerini denemek isteyeceklerdir. Böyle olsa bile, Efrin’in Türk ordusu için bir bataklığa dönüşecektir. Hatta bir mezarlığa dönüşecektir. Kürt halkı direnecektir. Artan imkanlarıyla, tecrübesiyle direnecektir. Haklılığından doğan moral ve güç ile direnecektir. Bedeller de olabilir. Ama her şeye rağmen Suriye ve bölgede kaybeden Türk devleti olacaktır.

Erdoğan Osmanlı kafası ile hareket ediyor.  Kendisini 5. Halife olarak görüyor. Ortadoğu’yu, Arap halkını küçümsüyor. Arap halkı Türk ordusunun Cerablus ve Bab işgalinden hoşnut değiller. Araplar bundan yüz yıl öncesini hatırlamazlar mı? Erdoğan’ın Ortadoğu’nun her bir ülkesinin kendi bir eyaleti olarak görmek istediğini Araplar bilmez mi? Dolayısıyla halkımız bilmeli ki, Erdoğan, ABD ve Rusya’dan yeşil ışık görürse Efrin işgale girişebilir.

Rusya Türk devletini İdlib’e çekti. Sanırım şimdilerde bundan memnun değil. Duyduğumuz kadarıyla Rusya polis gücünüzü getirin demiş, fakat Türk devleti ordu gücünü getirmiş. Nusra’yı bitireceksiniz denilmiş, ama Türk ordusu Nusra ile birlikte hareket ediyor. Dolayısıyla aralarında çelişkiler var. İdlib’de Rusya ve Türkiye’nin uzun süreli politikalarının örtüşeceğini sanmıyorum. Rusya ve Suriye rejimi Dera Zor operasyonundan kaynaklı güçlerini idlib’den çekince orada zorlandılar ve onun için Türk devletini getirdiler. Dera Zor meselesi çözüldüğü anda Türkiye eski avantajlarını kaybetmiş olacaktır.

İranla da Kürt karşıtlığı üzerinden bir araya geliyorlar. Astana da Cenevre alternatifi bir şey mi oluyor bilemem. Cenevreye rağmen Astana alternatif olarak gelişir mi sanmıyorum.

Soçi Kürtlersiz sonuç alamaz

Şimdilerde Riyad ve Soçi toplantılarından söz ediliyor. Türkiye yine Kürtlerin katılımını engelleme peşinde. Cenevre sonuçlarından yola çıkarak Kürtlerin katılmadığı bu tip toplantılarla Suriye de bir çözüm etmek mümkün mü sizce?

Biz de alandaki gelişmeleri izliyoruz. Bölgede barbarlık yapan, DAIŞ ve El Nusra örgütleridir. Buna karşın halkların özgürlüğü için büyük bedeller ödeyip büyük bir toprak parçasında barışı sağlamada öncülük edenler Kürtlerdir.  Kürtlere rağmen Astana, Riyad ve Cenevre’de kalıcı bir çözüm düşünmek en başta haksızlık olur, ama diğer yandan mümkün de değildir. En fazla Suriye üzerinde söz hakkı olan esasta da Kuzey Suriye ve Rojava için Kürtlerdir. Burada iki yüzlülükler var. Türkiye’nin rolü çok fazla abartılıyor. Kürtlerin katılımı içinse ABD biz istiyoruz Rusya izin vermiyor, diyor. Rusya biz istiyoruz ABD bırakmıyor ya da her ikisi de Türkiye hassasiyetleri diyorlar. Bunlar kabul edilir bahaneler değildir. Türkiye de o kadar abartılacak bir güç değildir. 40-50 yıl öncesi gibi stratejik konumunu satacak pozisyonda değildir Türkiye. Kürtler savaştı, insanlığın taktirini kazandı. Suriye sorunlarının çözümünde projesi olanlar da sadece Kürtlerdir. Buna rağmen Kürtlerin kabul görmemesi mümkün değildir. Böyle bir şey sonuçta alamaz.

Kürtler savaşta onurlu bir mücadele verdiler. Şimdi artık siyasal çözüme yoğunlaşmaları gerekir. Savaşta kazanıp masada kaybeden olmamalıdırlar. Kaldı ki Kürtler kendilerine güveniyorlar. Ortaklaşa mücadele ettikleri halklarla birlikte mücadelelerini yürüteceklerdir.

Soçi için Rusya basın önünde söz verdi. PYD’nin Soçi’ye katılacağını açıkladı. Türkiye karşı açıklama yaptı. Rusya Kuzey Suriye’nin katılacağını önerdi. Bundan geri dönüş olmaz. Kürtler de bunu değerlendirir. Türkiye baskısıyla Rusya Kürtlersiz bir Soçi toplantısı yapacaksa bu baştan fiyaskodur. Ayrıca bu Kürtler açısından Rusya’nın yaklaşımında yeni bir durum demektir. Rusya’nın Türk devletinin tehditlerini çok fazla da esas alacaklarını sanmıyorum. Sonuçta Ortadoğu da siyaset yapıyorlar. Erdoğan’ın tehditleri ile hareket edeceklerini sanmıyorum. Eğer Kürtler katılırsa Soçi’in bir anlamı olabilir. Olmaz ise Kürt karşıtı platform olarak değerlendirmek de mümkün olacaktır.

Türkiye’nin rolü abartılıyor mu? Sizce neden böyle yaklaşılıyor?

Türkiye gençlik zamanlarımızda kapitalizmin öncü karakolu olarak nitelendirilirdi. Bugün artık böyle değildir. Çünkü artık birçok karakol var. ABD bunu eskisi gibi artık kullanamaz. Fakat burada ekonomik çıkarlar söz konusudur. Onun için tüm hesaplar alt üst oluyor. Vicdanlar bir kenara bırakılıyor. Almanya’nın Türk devleti ile sanırım 30 milyar dolar ticari-ekonomik hacmi var. Onun için Türkiye’den vazgeçmeleri kolay olmuyor. Erdoğan’a karşı tepkilidirler ama Türkiye yaklaşımları böyle değildir. Erdoğan bugün var yarın yok, ama Türkiye ile ekonomik çıkarları uzun vadelidir. Bunlar demokrasi, hakikat için de çıkarlarını bir kenara bırakmazlar.

Rusya’nın da ilişkileri bu temeldedir. Yoksa soğuk savaş döneminde olduğu gibi, Rusya burnunun dibindeki Türkiye ile askeri anlamda taviz koparmak ya da almak ilişkisi mevcut değil. Ekonomik çıkarlar esastır. Yeri geldiğinde kendi demokratik kültürlerini bile bir kenara bırakırlar. Cizre, Sur, Silopi’de yaşananlar Hama, Humus’tan yaşananlardan daha vahşi şeylerdi. Ama görmediler. Dünyanın demokratik değerleri nerede kaldı?

ANHA