İletişim | Hakkımızda
ANHA

Suriye’de çözüm gücü kim?

ANALİZ

ETMANÊ BEREKÊT

HABER MERKEZİ – Suriye krizi 5. yılında derinleşerek sürüyor. Rusya’nın 30 Eylül’den itibaren Suriye’de askeri müdahale gücü olarak varlık göstermesi, askeri ve siyasi alandaki tüm dengeleri sarstı. Suriye’de vekalet savaşları artık yerini uluslararası aktörlerin direkt sahaya indikleri bir aşamaya geçti. Cevabı aranan sorular ise, “Krize çözümün bulunup bulunmayacağı ve çözüm gücünün kim olacağı” olmakta.

20’nci yüzyıl çetin Birinci Dünya Savaşı’na tanıklık etti. Birinci dünya savaşının başlama sebeplerini değerlendirmeye gerek yok. Küreselleşen tekelci kapitalizmin bir pazara ihtiyacı vardı, savaşın esas sebebi buydu. Birinci dünya savaşının insanlığa faturası çok ağır oldu. Tam da savaş döneminde gerçekleşen Ekim Devrimi ezilen halklar ve emekçiler için büyük bir heyecan ve umudun doğuşu oldu. 70 yıl aradan sonra reel sosyalizm ardında büyük bir miras bırakarak çöktü.

Ortadoğu’nun siyasi haritası işte bu dünya savaşı sonrasında çizilip şekillendi. Uluslararası güçler tarafından paylaşım savaşları sonucunda çizilen Ortadoğu’nun siyasi haritası günümüzde yıkılmaya yüz tutmuştur. Bu nedenle Ortadoğu kazanının bugün yeniden kaynadığını belirtmek abartı olmayacaktır.

Bu yazımızda özel olarak Ortadoğu’da kaynayan kazanı ele almayacağız. Bu farklı bir konudur. Ancak Ortadoğu’ya halkların iradesi dışında giydirilmiş olan elbisenin artık dar geldiğini belirtebiliriz.

Hiç şüphesiz Ortadoğu’nun derinleşmiş çok yönlü ve köklü sorunları bulunmaktadır. Başta özgürlük arayışı, demokrasi ile kültür, inanç ve kimlik sorunları olmak üzere binlerce yıllık sorunlar üst üste birikmiştir.

Ortadoğu’da çelişki ve çözümleri

İnsan bazen Ortadoğu zenginliklerinin bölge halklarının başına bela olduğunu söylemekten kendini alamıyor. Petrol, enerji, su, rezervler… Zaten bundan kaynaklı olarak özgürlük ve demokrasinin Ortadoğu’da gelişmesi her zaman engellemiştir. Ancak günümüzde durum artık değişmiştir. Uluslararası güçlerin işgal siyaseti eskisi gibi gerçekleşememektedir. Ulus-devlet zihniyeti eskisi gibi iktidarını devam ettirememektedir. Ortadoğu halkı da zaten eskisi gibi yaşamak istememektedir. Tüm bunlar Ortadoğu’nun yaşadığı çelişkilerdir. Peki, o halde bu çelişki ve sorunlar nasıl çözülecektir? Kapitalist modernist güçlerin Ortadoğu halklarının demokratikleşmesi ve özgürlüğüne kavuşması gibi bir amaçları yoktur. Bütün arayışları çıkarlarını pekiştirme çabasıdır. Yeniden çıkarlarını tesis emenin arayışı içindedirler. O yüzden uluslararası güçlerin izlediği siyasi ve stratejik hatta çözüm bulunmamaktadır. Diğer yandan ulus devlet zihniyet kalıpları yaşanan sorun ve karışıklığın kendisidir. Bu da çözüm değildir. Ancak Ortadoğu halklarının iradesi, demokrasi iradesi, özgürlük tutkunluğu ve devrimci temelde tüm toplumların ve inançların istemlerine tarihsel birlikteliğine cevap olabilir.

DAIŞ ve El Nûsra milliyetçilik damarından beslendi

DAIŞ ve El Nûsra gibi faşist çete güçleri El-Kaide’den farklı ele alınamaz. Bu çete gruplarının kaynağını El-Kaide oluşturmaktadır. El-Kaide Sovyetlere karşı Afganistan’da türetilip örgütlendirilmiştir. DAIŞ ve El Nûsra çeteleri de aynı zihniyetle örgütlendirilmiştir. Kuşkusuz bunun sosyolojik ve tarihsel bir altyapısı da vardı. Özellikle uluslararası güçlerin Ortadoğu’ya doğrudan müdahale etmeleriyle bu damar daha da canlı kılındı. DAIŞ ve El Nûsra da bu şahlandırılmış milliyetçilikten ve bölgedeki gerçeklikten fazlasıyla yararlanarak bir patlama gibi gelişti. Kobanê direnişi ve Rojava Devrimi’ne takılan DAIŞ’ın iradesi kırıldı. Bu andan itibaren yeniden büyüyüp güçlenmesi mümkün değildir. Aksine her geçen gün daha fazla eriyecektir.

Mikro Ortadoğu: Suriye

Rahatlıkla denilebilir ki, Ortadoğu’daki tüm çelişkiler Suriye’de yaşanıyor. Yani Suriye’nin Ortadoğu’nun maketi olduğu söylenebilir. Suriye bunun için çok önemlidir. Ortadoğu’nun kapısıdır. Hangi güç Suriye’den sonuç alırsa, etkisi yüzde yüz Ortadoğu’nun geneline yansıyacaktır. Budan dolayı bazı başat güçlerin, Suriye’de rol sahibi olmak istemesi ve Suriye’yi bu şekilde ele almaları doğrudur.

Türk devleti ve AKP

1- Türk devleti ve AKP iktidarı Osmanlı zihniyetiyle, imparatorluk hevesi Türk-İslam sentezi esasında hareket ediyor. Arap halkını iki yüz yıldan beri küçük görüyor. Kürtlerin adını ise ağzına bile almak istemiyor. Baştan aşağı Kürtlere karşı düşmanlık siyasetini örgütlemektedir.

Türk devleti Rojava Devrimi’nin gelişmesinden kaygılandı, büyük bir korku yaşadı. Korkusu, Rojava’da olduğu gibi kendi sınırları içerisinde Bakûr’da (Kuzey) da Rojava Devrimi’nden etkilenmiş bir devrimin gerçekleşmesi oldu. Doğrudur da. O yüzden büyük bir kin ve düşmanlığı Kürtlere karşı geliştirdi. Ama sonuç alamadı. DAIŞ çetelerine her açıdan destek sundu, yine fayda etmedi. Halen atından inmedi, bir-iki demekten vazgeçmedi. Şimdi de Cerablus üzerine hesapları var.

‘Daha şimdiden kaybetti’

Türk devletinin bütün gayesi Rojava Devrimi’ni kuşatmak ve nefessiz bırakmaktır, bunun üzerine yoğunlaşmaktadır. Ancak daha şimdiden Erdoğan’ın faşist zihniyeti ve AKP iktidarının siyasi hattının kaybettiği belirtilebilir. Ortadoğu’nun demokratikleşmesinin önünde en büyük engel teşkil edenlerden biri de Türk devletidir.

İran

2- İran ve Türkiye, Ortadoğu siyasetinde anlaşmasalar da bazı özellikleri birbirinin aynısıdır. Örneğin İran Ortadoğu’nun demokratikleşmesi, Kürt halkının özgürlüğü önünde engeldir.

Halbuki İran’ın büyük bir tecrübesi bulunmaktadır. Eğer isterse kendi içerisinde köklü bir değişimi yaratabilir, Ortadoğu’nun kaderinin değişmesinde belirleyici bir rol üstlenebilir. Maalesef; İran bu gerçeklikten uzak, ulus-devlet zihniyetini esas alan bir durum içerisindedir. Suriye rejimini ayakta tutan esaslı güç olarak rol üstlenmiş ve Esad rejimine her anlamda destek vermektedir. Bu da bölge konjoktüründe bir yerde anlaşılır bir durumdur.

Suudi Arabistan ve Katar

3- Bilindiği gibi Suriye’deki Aleviliğe ve İran Şialığına karşı Selefiliği esas alarak maddi zenginliklerini seferber etmişlerdir. En büyük korkuları Ortadoğu’da demokrasi ve halkların özgürlüğünün gelişmesidir. Bir paradoks gibi görünse de Türkiye ve İran rejiminin siyasetinden uzak değildirler.

Rusya

4- Bugün Suriye’de yaşanan olayların gelişim seyrini Rusya’dan bağımsız ele alamayız. Rusya ve Suriye arası ilişkiler Sovyetler döneminde de stratejik bir konumdaydı. Rusya, Ortadoğu’da her zaman yaratıcılık ve hamlesel çıkışlardan yoksun dogmatik ve dar kalan bir siyaset sahibi oldu. Kürt halkının Ortadoğu’daki rolünü göz önünde bulundurmadı. Rusya’nın Suriye’de etkinlik kurabileceği alanlar Akdeniz kıyıları ve Lazkiye çevresidir. Rusya’nın buralardaki etkinliğini yitirmesi durumunda Ortadoğu’daki varlığı da tehlikeye düşecektir. Bu nedenle Rusya tüm ağırlığı ile Suriye’ye yüklenmiştir. Rusya’nın derdi Baas rejimini korumaktan ziyade kendi çıkarlarını korumak olduğundan hamle geliştirmiştir.

Bugünkü çıkarları gereği Suriye’yi koruması gerekiyormuş gibi davransa ve Esad’ı kabul ediyor ise de önümüzdeki günleerde olası bir çözüm durumunda Esad’ı safdışı edebilecektir. Ama tek şartı Rusya’nın Suriye’de etkinliğini korumasıdır. Bu açıdan iyi bir zamanlamayla ilk fırsatta Suriye’ye güçlü müdahalede bulundu. Şüphesiz kimse Rusya’yı hafife alamaz. Dünyadaki önemli güçlerden biridir. Kendi faydaları gereği akıllı hamlelerde bulunuyor ve yürüttüğü siyasetin arkasında ısrarla yürüyor. Sbun da sürdürecektir. Suriye’deki krizin çözümlenmesi için Rusya’nın onayına ihtiyaç duyulacaktır. Rsuya’sız bir çözüm öyle kolay olmayacaktır.

İran, Hizbullah ve Rusya Suriye’de muhalefete karşı bir savaş yürütmektedir. Eksik ya da fazla Rusya rolünü oynuyor. Ne kadar sonuç alacağını zaman gösterecek. Karar gücü yetersiz ve örgütsüz olan güçlerin sonuç alma ihtimali düşüktür. Başarı elde etmek isteyen güçlerin inisiyatif sahibi olması gerekiyor.

Rusya’nın Kürtlere bakışında değşen nedir? Kürt halkının gösterdiği direnişi gördüler ve bu gücü kabul ettiler. Ancak bunun dışında olumlu sayılablecek bir somut adım da atmış değildir.

Çin de çok belirgin olmamakla brlikte Rusya-İran Suriye blokunda yeralabilir.

Uluslararası Koalisyon ve Amerika

5- Rusya Suriye’deki varlığını artırmadan önce uluslararası koalisyonun işi daha kolaydı. Rusya’nın muhalefete karşı savaşta yer almasından sonra işler uluslararası koalisyon için daha da zorlaştı. Suriye’deki kriz daha da derinleşti. Rusya’nın Suriye’deki hava saldırılarıyla birlikte her ne kadar plan dışı olsa da ABD uçaklarıyla karşı karşıya gelme tehlikesi başgösterdi. ‘Süper güç’ olan uluslararası koalisyonun da dünya düzeyinde bir ağırlığı ve siyasi etki gücü var. Ama rejimin öyle hemen ve kolaylıkla tasfiye edilemeyeceğini fark ettiler.

Çünkü rejimin tasfiye edilmesi durumunda doğacak boşluğu giderecek ve kendilerince makul ve kabul edilebilir bir güç yoktu. DAIŞ ve El-Nusra çeteleri gibi güçlerin varlığı da koalisyonda geri adım attırdı. Uluslararası koalisyonun amacı zaten DAIŞ ve El-Nusra gibi çete gruplarının iradelerini kırarak yok etmekti. Uluslararası koalisyon, her ne kadar Suriye’de krizin çözümünde öncü rol sahibi olsa da işleri pek kolay değil.  Çelişkiler açığa çıktı. Bir yandan NATO üyesi olan Türkiye, bir yandan Rusya ve diğer yandan örgütsüz ve hazırlıksız muhalefet güçleri. Tüm bunlara rağmen uluslararası koalisyon Suriye’deki çözüme ilişkin inisiyatifi elinde tutmak istiyor.

Kürtler

6-  Yüzyıl öncesinde Ortadoğu’da sınırlar belirlenirken Kürdistan kürt halkının iradesi dışında 4 parçaya bölünerek Kürtler yok sayılmıştı. Kürtlerin o dönem ki örgütsel ve yönetimsel gücü de buna engel olacak düzeyde değildi. Kürt halkının ne kendine nede Ortadoğu halklarına faydası olacak bir rolü olmamıştı.

Yüzyıl aradan sonra durum değişti. Kürtlerin artık bir örgütü ve önderliği oldu. Özellikle Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın paradigması temelinde 4 parça Kürdistan’daki örgütlülük düzeyinde ciddi bir örgütlülük ve yükseliş açığa çıktı. Ortadoğu’da Kürtsüz çözümün mümkün olmadığı görüldü. Kürtler artık Ortadoğu’da temel aktörlerden bir konumuna geldi. Sorunlara çözüm için demokratik bir proje ve alternatif siyaset sahibidirler. Özellikle Ortadoğu’daki din ve kimlik savaşları arasında boğucu bir hale bürünen sorunlarda Kürtlerin sahip olduğu alternatif yaşam projesi daha büyük önem kazanıyor.

Rojava’da mevcut pozisyonda bir insanlık değerlerini temsil etmektedir. Hali hazırda DAIŞ ve El-Nusra çetelerinin faşizmine karşı mücadelede Rojava’da sonuç alınmıştır. Daha öce sesleri duyulmayan, görülmeyen Kürtler artık bir değişim dönüşüm gücü haline gelmiştir.

Bu nokta ziyadesiyle önemlidir lakin Kürt halk mücadelesinin somut temsil niteliğindedir. Bundan kaynaklı ABD ve Rusya Kürtlerle olan ilişkilerinin güçlü kılmak istemektedirler. Kürtler olmadan sonuç alınamayacağını Rusya da ABD’de de idrak etmiş durumdadır. Kürtler yüzyıl öncesindeki Kürtler değildir; ne kanacak ne de kandıracak bir konumda değildir artık. Sadece Kürdistan değil tüm Ortadoğu’yu ortak ve özgür yaşam esası üzerinden şekillendirebilecek potansiyele sahiptir. Tarih Suriye’nin demokratikleştirilmesindeki öncülük sorumluluğunu Kürtlerin omuzlarına yüklemiştir.

Kürtler bu sorumluluğun ağrılığı ile hareket etmek zorundadır.Rojava’nın sahip olduğu koruma hakkı vardır. Bu hak, Suriye üzerinde siyaset yürüten, Suriye’deki durumla ilgilenen güçlerce tanınmaktadır. Bu normal ve gerekli olandır zaten. Suriye’nin demokratikleştirilmesi serüveninde rol oynayacak güçlerin Kürtlerin statü, varlık, hak ve özgürlüklerinin tanınması olmazsa olmazdır.

Sonuç olarak;

Türk devleti, Suriye ve Rojava’ya dönük planlarında kaybetmiştir. Rusya’nın nasıl bir sonuç alabileceği de belirsizliğini korumaktadır; Kürt halkının varlığını ve haklarının tanınmasının kaçınılmaz olduğu tüm taraflarca anlaması gerekmektedir.  Uluslararası koalisyon Suriye’deki inisiyatifini kaybetmeme çabası içerisindedir; demokratik Suriye ve Kürt halkının statüsünün korunmasında nasıl bir rol oynayacağı belirsizdir. Belli olan nedir? Rojava gerçekliğidir. Rojava,Suriye’nin demokratikleşmesinde sunduğu proje le öncü konumundadır. Bu noktaya tereddütsüz inanmak gerek. DAIŞ ve El-Nusra çetelerinin faşizmine karşı insanlık değerlerini koruyarak insanlık umutlarını canlı kılmak için inanmak gerek. Suriye’nin demokratikleşmesi ve Rojava’nın statüsüne cevap olmak için herkesin Rojava’nın sahip olduğu rolünü görmesi ve anlaması gerekmektedir.

(ad/uş/aç)

ANHA