İletişim | Hakkımızda
ANHA

Utançtan gurura en uzun ayaklanma: PKK’nin 40 yıllık serüveni-1

DOSYA ANALİZ

ZANA SEYDÎ

HABER MERKEZİ – Ömrüne saatler biçildi, ölü bir halkı diriltti. 29. Kürt isyanına öncülük eden PKK, 40 yıllık zorlu mücadelesinde diriltip ayağa kaldırdığı halkla artık zafere yürüyor. Rojava devrimiyle bölgesel ve uluslararası düzeyde bir askeri ve politik aktör olarak Kürdistan ve insanlık için her zamankinden çok umut büyütmeye devam ediyor.

  1. yüzyılda maruz kaldığı zulüm ve sömürgeci güçlerin inkar-imha sistemi nedeniyle Kürtler, sayısız katliamdan geçti, yerinden yurdundan sürgün edildi, asimilasyona tabii tutuldu. Tüm bu zulüm cenderesinde Kürdün acısını haykıracağı dili bile yasaklandı. Uluslararası hukukta bile yer bulamayan, insandan sayılmayan Kürt halkı bu nedenle sahibi, öncüsü, savunucusu olmayan anlamında “Avukatsız Halk” olarak nitelendirildi.

Bu sahipsizlik ve savunmasızlık hali 20. Yüzyılın son çeyreğine, PKK’nin ortaya çıkışına kadar sürdü.

Her halkın tarihinde dönüm noktası kabul edilen olaylar, çıkışlar vardır. Bu tür çıkışlar o halkın kaderini bir anda tersine çevirdiğinden tarihi önem kazanır ve halk için kutsal görülür. TC Devletinin kurulduğu günden beri kan ve zulümle ayakta tuttuğu “Kürtleri İnkâr Sistemi”ne karşı büyük cesaret ve ağır bedelle mücadele veren PKK’nin ortaya çıkışı, bu anlamda Kürt halkının özgürlük tarihinde bir milat sayılmaktadır.

Çünkü devletin her türlü katliam baskı ve şiddetine paralel olarak her türlü yalan dolan ve Osmanlıya taş çıkartan çeşitli entrika ve oyunlarla sürdürmeye çalıştığı Kürdü inkar ve imha sistemi PKK’nin yürüttüğü savaş sayesinde çökertilebilmiştir.

Üç harfli bir umudun peşinden 40 yıl

Düşmanın korkulu rüyası, halkının kutsal davası olan üç harfli bir umudun adıdır PKK. Sömürgecilere göre “terörist”, Kürt halkına göre özgürlük savaşçılarını simgeleyen bu üç harfi sadece bir parti veya örgüt olarak değerlendirmek yetersiz olacaktır.

Kürt halkının baş aşağı gidişini durduran, dimdik ayakları üzerinde doğrultan, ayağa kaldırdığı halkla düşmanı ve sistemini işlemez hale getiren, giderek tarihe yön veren bir halk hareketi olarak PKK, yakın tarihe de damgasını vurmuştur.

Bu yönüyle PKK, “Hayali Kürdistan’ın (ve Kürt halkının) üzerine Ağrı Dağı’nda dökülen betonu” parçalamış, mezara gömülüp yok edildiği düşünülen bir halkı tekrar diriltip özgürlük arayışına yönlendirerek adeta mucize gerçekleştirmiştir.

Bu mucizenin, yani 27 Kasım 1978’de bir avuç yürekli öğrenci grubunun Amed’in Lice ilçesine bağlı Fis köyünde toplanıp resmi olarak PKK’yi kurmasının üzerinden, dile kolay, tam 40 yıl geçti.

PKK hangi koşullarda ortaya çıktı: 29. isyan: en uzun süreli Kürt isyanı

Sosyolog İsmail Beşikçi, PKK öncesi 1970’li yıllardaki Kürt halkını “sömürge bile olamamış, leş gibi yerde yatan“ bir kütle olarak tanımlar. Beşikçi sömürgeciliğin her türlü insanlık dışı uygulamalarına rağmen Kürt halkının buna karşı durma ve isyan etme iradesinin olmadığına dair onlarca örnek verir.

PKK ve kurucusu Abdullah Öcalan ise, Kürt halkının “kadavra” gibi ortada durmasından “utanç“ duyduklarını, bu halkın “çaresiz” duruşunun bu utanç duygularını “yüz kat daha” arttırdığını söyler.

1968-71 arasındaki devrimci gençlik hareketinden etkilenen PKK, “bu kadavranın çaresizliğinden duyulan utancın” tarihsel çıkışlarında belirleyici olduğunu belirtir. Ama Apocu grup, “Kitle hareketinin yükseldiği, devrimci mücadelenin geliştiği”, dolayısıyla “mücadeleye herkesin katıldığı” bir dönemde kurulmadı. Tam tersine “devrimci yükselişin ezildiği, devrimci liderlerin, önderlerin katledildiği, devrimci örgütlenmelerin dağıtıldığı ve Kürdün bile kimliğini inkar ettiği” bir dönemde kurulur.

Öğrenci gençlik grubundan milyonlara- PKK’nin kısa tarihçesi

1973’te ilk grup toplantısını gerçekleştiren hareket, 1975’te ADYÖD bünyesinde örgütlenmesine ve ideolojik donanımına hız verir. 1976 Dikmen toplantısıyla üniversiteyi bırakma ve Kürdistan’da örgütlenme kararı alır. Tüm Kürdistan kentlerinde sözlü propoganda toplantıları yapan grup, özellikle Dersim, Serhat, Maraş-Pazarcık, Batman, Antep ve Urfa bölgelerinde hatırı sayılır örgütlülük kazanır.

Legal alanı ve dernekçilik, dergicilik gibi örgütlenme yöntemlerini grubu deşifre edeceği gerekçesiyle benimsemeyen “Kürdistan Devrimcileri”, 1977 yılında Haki Karer’in Antep’te katledilmesiyle yeni bir ikilemle; ya dağılıp tasfiye olma yada grup örgütlenmesinden partileşmeyle karşı karşıyadır.

Haki Karer’in mücadelesine bağlılık gereği “partileşme” için grup, çalışmalarını büyük bir gizlilik içinde yürütür. 26-27 Kasım 1978’de Amed’in Licê ilçesine bağlı Fîs Köyü’nde 22 kişilik delegenin katılımıyla “kuruluş bildirgesi”ni hazırlar. M. Hayri Durmuş’un yönettiği toplantıda “Partileşme” kararı alınır, parti program ve tüzüğü kabul edilir, ancak partiye bir isim konulmaz. Nisan 1979’da toplanan Merkez Komitesi, “PKK-Partiya Karkerên Kurdistan’ ın (Kürdistan İşçi Partisi)” kuruluşuna karar verir.

Kürdistan Devriminin Yolu (Manifesto) adlı eserinde Öcalan, devrimin yolunun şiddetten geçtiğini, ancak devlete savaş açmadan önce ilk kurşunun “işbirlikçi ihanete” sıkılması gerektiğini söyler. Çünkü “ajan şebekeleri ve istihbarat örgütlerinin ağ gibi örüldüğü bir ülkede devrimci taktik, ilk etapta ajanlaşmış yapı ve istihbarat örgütleriyle kıyasıya bir mücadeleyi“ gerektirir.

Bu amaçla PKK, Hilvan ve Siverek’te kurumlaşan işbirlikçi-ajan Bucak ve Süleymanlar aşiretlerine karşı direniş başlatır. Kısa sürede adını duyuran PKK’ye yönelimler gecikmez.

1979’da Maraş’ta katliam, ardından 12 Eylül 1980’de faşist askeri darbe gerçekleşir. Abdullah Öcalan ve bir grup PKK’li, devrimci gücün askeri cunta tarafından ezilip bitirilmesini engellemek için Kobanî üzerinden Lübnan’a geçer. Küçük gruplar halinde militanlarını bu alana çekerek Filistinli grupların kampında gerilla eğitimine başlar. 1982 yılında İsrail’in Lübnan’ı işgali etmesi üzerine PKK, Filistin devrimci güçleriyle omuz omuza direnir ve 12 şehit verir. Bu direniş pratiğinden sonra PKK’ye Helwe Kampı verilir ve PKK militanlarını artık burada eğitir.

1982’de gerçekleşen 2. Kongrede “ülkeye geri dönüş” ve “silahlı mücadeleye başlama” kararı anılır. Rojhilat veBaşurê Kurdistan’da hazırlık yapan gruplar 15 Ağustos 1984’te Eruh ve Şemdinli baskınlarıyla gerilla savaşını başlatır ve Kürdistan Kurtuluş Birliği’nin (Hêzên Rizgariya Kurdistan/HRK) kuruluşu ilan edilir.

15 Ağustos 1984’te Eruh ve Şemdinli baskınlarıyla Türk Devletine karşı savaş açtığını dosta düşmana ilan eden PKK, tüm Kürt gençleri ve ezilenlerini bu savaşa katılmaya çağırır. Böylece Kürt halkının şimdiye kadarki en uzun süreli ve en örgütlü olan 29. Ayaklanması başlar.

İlk kurşun, yok oluşa giden Kürt halkında büyük yankı bulur. PKK saflarında savaşmak için gençler akın eder, halk her türlü desteği sunar.

Devlete karşı savaşma cesareti ve kararlılığı PKK’yi hızla kitlesel bir güce dönüştürür. Devlet koruculuk, OHAL ve yüzbinlerce asker-polis-kontr-gerillası ile 50’yi aşkın sınır ötesi operasyon düzenler, “balığı yakalamak için denizi kurutma” stratejisi ile binlerce köyü boşaltır, 17 bin 500 yurtseveri katleder, ama PKK’yi bitiremez.

PKK mücadelesiyle dirilen Kürt halkı geri adım atmak bir yana 1990’lı yıllardan itibaren on binlerle serhildana kalkar.

Beşikçi Hoca, Türk Devletinin Kürt halkında yarattığı korku duvarının aşılmasında ve bu halkın ayağa kalkmasında, PKK’nin “adanmış ve kararlı” silahlı mücadelesinin çok önemli bir yeri olduğunu belirtir.

Reel sosyalist sistemin çözüldüğü dönemde Kürdistan’da devlet otoritesini sarsan, kurumlarını işlemez kılan PKK, ikili otorite oluşturmayı başarır.

Devlet askeri olarak tıkandı: İlk ateşkes

Devletin askeri çözümde ısrarının TC’ye kaybettirdiğini artık hem askeri hem siyasi cenah da açıktan dillendirmeye başlar. Kürt halkının varlığını dünyaya duyurmayı başaran PKK, sorunun siyasal çözümüne de hazır olduğunu kanıtlar. Turgut Özal’dan gelen ateşkes çağrısına olumlu yanıt vererek 17 mart 1993’te ateşkes ilan eder. Ancak T. Özal’ın öldürülmesi ve ardından gelişen topyekün savaş konsepti ile devletin buna hazır olmadığı açığa çıkar. 1994 sonrası savaş kendini tekrar etmeye başlamış, ne devlet PKK’yi yok edebilmiş, ne de PKK devleti yıkabilmiştir. Buna karşı Abdullah Öcalan PKK 5. Kongresiye sunduğu “Politik Rapor”la paradigmal dönüşüm arayışlarını hızlandırır.

Ateşkeslerden komploya 

1996 ve ’98 yıllarında da devletin talebi üzerine PKK iki kez daha ateşkes ilan eder. Ancak her ikisi de sonuçsuz kalır ve Öcalan’a yönelik komplolarla boşa çıkar. Bu komplo sonucunda PKK önderi Abdullah Öcalan 9 Ekim 1998’de Suriye’den Avrupa’ya çıkmak zorunda kalır. Başta Yunanistan ve Rusya, birçok Avrupa ülkesinin aktif yer aldığı uluslar arası komplo sonucunda Kürt halk önderi A. Öcalan 15 Şubat 1999’da esir alınarak Türk devletine teslim edilir.

Öcalan’ın esareti ve paradigmal değişim

İmralı süreci Öcalan’ın “devlet ve iktidar eksenli paradimadan demokratik, ekolojik ve cinsiyet özgürlükçü paradigmaya” doğru değişen düşüncelerinin rafine olmasını” sağlar. Olağanüstü 7. Kongresiyle silahlı mücadeleyi durduran PKK, askeri güçlerini de Kuzey Kürdistan’ın dışına çeker. 2004’te Türk devleti ve güneyli güçlerin ABD’nin desteğiyle PKK’yi tasfiye etme planı belirginlik kazanır. “Savaşacak gücü kalmadı” denilen PKK, 1 Haziran 2004’te yeniden aktif silahlı mücadeleye başlar.

AKP döneminde Oslo’ya kadar uzanan görüşme ve diyalogdan da bir çözüm çıkmamış, Türk devleti Kürt halkı üzerinde yürüttüğü soykırımı tamamlama arzusundan vaz geçmemiş, yeniden PKK şahsında kürdün kökünü kazıma söylemini dillendirip Kürdistan’ın birçok kentinde vahşice pratikleştirmiştir.

Sonuç olarak 40. Kuruluş yılında PKK, Kürdistan’ın her bir parçasında, Türkiye, İran, Irak ve son gelişmelerle birlikte özellikle Suriye’de en temel politik-askeri güç olmayı başarmıştır. PKK, giderek Ortadoğu’da ve dünyada da adından söz ettiren ve politik olarak dikkate alınan, Kürt halkı ve ezilenlerinin büyük çoğunluğunun desteğini alan parti, ordu, kadın, gençlik, yurtdışı örgütlenmeleri ile birlikte milyonları etkileyen bir politik yapıya dönüşmüştür.

ANHA