İletişim | Hakkımızda
ANHA

Utançtan gurura en uzun ayaklanma: PKK’nin 40 yıllık serüveni-2

Utançtan gurura en uzun ayaklanma: PKK’nin 40 yıllık serüveni-2

PKK ve Kürdistan’da toplumsal değişim

ZANA SEYDÎ

“Bütün halkların sahip olduğu haklara bizim de sahip olmamız gerekiyor. Bizim halkımız bunu hak etmiş bir halktır. Biz Kürt olduğumuz için değil, her şeyden önce insan olduğumuz için savaşıyoruz. İnsanlık onurunu çiğnetmediğimiz için şerefliyiz.” (A. Öcalan)

HABER MERKEZİ – Varlığı bile kabul edilmeyen Kürt halkının, 3. Dünya savaşının cereyan ettiği günümüz Ortadoğu gerçekliğinde dengeleri değiştiren ve onsuz yeni dengelerin kurulamayacağı güçlü bir askeri-politik aktör olması, PKK ile kazanılan büyük toplumsal dönüşümün en somut kanıtıdır.

Kürtler, dünyanın en kadim halklarından biri. PKK öncesine kadar sömürgeci zulmün çarkı içinde asimilasyona tabii tutulmuş, bununla üzerinde geliştirilen soykırım tamamlanmak istenmişti. Sömürgeciler bunda önemli oranda başarılı da olmuştu. “Hayali Kürdistan burada (Ağrı dağında) metfundur” sözü de bu gerçekliğe işaret ediyordu. Filistin halkının haklı mücadelesine büyük ilgi duyan dünya bile, çıkarları gereği tarihin en eski halklarından Kürtlerin yok edilişine sessiz kalıyor, bu zulme ortak oluyordu.

Kürt halkının kimliği yok edilmiş, dinamikleri darmadağın edilmiş, iradesi kırılmış ve kendine güveni kalmamıştı. İlham kaynağı olabilecek Türkiye devrimci hareketinin önderleri de işkencelerde, darağaçlarında katledilmişti.

Güney Kürdistan’da Mele Mustafa Barzani liderliğindeki isyan da, 1975 Cezayir anlaşmasıyla silah bırakarak teslim olmuştu.

Kısaca Kürdistan ve Türkiye’de devrimci bir çıkış için ne bir elverişli zemin ne de hiçbir umut belirtisi yoktu.

‘Devletin tankı, topu vardı’ ve ‘onunla baş edilemezdi’. Buna kafa tutanlar “deli”ydi.

“Kürtlük adına yaprağın dahi kıpırdamadığı” bir dönemde çıkış yapan PKK delilik yapmış, adeta zifiri karanlığı aydınlatan bir yıldız gibi parlamıştı. “Kürt halkı vardır” diyor, o da yetmedi “Kürdistan sömürgedir” diyordu. O nedenle bunlar ya “karşı-devrimci-provokatör” yada bir grup çılgın, aklı başında olmayan “deliler topluluğu”ydu.

Haksızlığa, baskıya, zulme karşı 28 defa isyan eden ve her defasında bastırılıp ağır katliamlardan geçen Kürt halkı, nasıl oldu da inandığı doğruları ve o doğrulara bağladığı yüreğinden başka silahı olmayan bu deliler topluluğunun, bu “üç-beş çapulcu”nun peşine düştü? 40 yıl nasıl kesintisiz sürdü bu yürüyüş, nasıl milyonlara dönüştü?

Ankara’da okuyan bir grup öğrencinin öncülüğünde Kürt halkı nasıl yeniden özgürlük arayışına yöneldi sorusunun cevabı, ciltler dolusu nice araştırmaya konu olabilecek bir sosyolojik gerçekliktir.

Ancak, yazımızda temel bazı başlıklar halinde çetin mücadeleler ve ağır bedellerle geçen bu 40 yıl içerisinde yok oluşun eşiğindeki Kürt halkında ve Kürdistan’da nelerin değiştiğini özetleyelim.

“Madem ki dış zor bu kadar yoğun bir şekilde örgütlenmiş ve halkımız üzerinde her gün, her saat, her dakika etkisini duyurmaktadır, o halde halkımızın çıkarına olan devrimci zor da, karşı-devrimci zoru her gün, her saat, her dakika, her saniye dövmelidir. Yeni bir dünyaya ulaşmanın başka tür bir yolunu bilim henüz keşfetmemiştir.”   (A. Öcalan)

Bugünden, yani 40 yıl sonra dönüp geriye bakıldığında, PKK’nin ortaya çıkışı ve sonrasındaki yıllarında Kürt toplumunda toplumsal, siyasal, askeri, kültürel ve her şeyden önce zihinsel, ruhsal alanda yaşanan devasa değişim belki daha doğru analiz edilebilir.

Görmek isteyenlere: Kürtlerde toplumsal değişim

1970’li yıllarda asimilasyon ve kültürel soykırım cenderesinde her türlü ulusal toplumsal dinamikleri dağıtılmış ve üzerinde her türlü deneyin yapıldığı bir “kadavra” haline getirilmiş olan Kürt halkı, 40 yıl içinde muazzam bir değişim yaşadı. Bin bir emekle çocuğundan yaşlısına, kadınından erkeğine 7’den 70’e görkemli ayağa kalkışıyla sadece kaderini değiştirmekle kalmadı, Rojava devrimiyle Ortadoğu’da diktatörlüğün pençesinde zulüm altında inleyen tüm ezilen bölge halklarına da ilham kaynağı oldu.

 “Kürt halkının önünde tek bir seçenek vardır; o da direniştir. Özgürlük yolu, başarı yolu her anlamda gelişmenin yoludur.” (A. Öcalan)

Yok oluşun eşiğinden bölgesel aktörlüğe

PKK’nin ‘mucize’ denilebilecek çıkışıyla her şeyden önce Kürt halkının bilincinde ve ruhunda, kendine ve dünyaya bakışında çok ciddi değişim yaşandı. Beşikçi hocanın deyimiyle PKK ilk kurşunu Kürtlerin kafalarındaki sömürgeci karakollara sıkarak beyinlerdeki sömürgeciliği yıktı.

Bugün artık ‘70’li yılların Kürt halkındaki korku ve yılgınlık, kaderine razı olmuş ruh hali gitmiş, yerine kaderini değiştirmek için en zorlu mücadeleyi göze alan, yaşamını büyük amaç ve hedeflere bağlayan, kimliğiyle gurur duyan kararlı, parti, ordu, cephe, kadın, gençlik, yurtdışı kısaca her alanda örgütlü, son derece disiplinli ve direnişçi bir halk gerçekliği yaratılmıştır.

Geçmişte hiçbir değeri olmayan, varlığı bile kabul edilmeyen Kürt halkının, 3. Dünya savaşının cereyan ettiği günümüz Ortadoğu gerçekliğinde dengeleri değiştiren ve onsuz yeni dengelerin kurulamayacağı güçlü bir askeri-politik aktör olması da bu büyük toplumsal dönüşümün en somut kanıtı olmuştur.

Koşullara teslim olmamak

Devrimci bir mücadelenin zemini, koşulu, imkanı var mıydı?

Kürt halkının PKK ile kazandığı en temel değişim, doğruların savunulması ve yaşam pratiğine dönüştürülmesinin “koşulların uygun olmadığı gerekçesiyle ertelenemeyeceğidir. PKK koşullara göre hareket etmek yerine “koşullar ne olursa olsun” diyerek yürüyen bir partidir. Kürt halkını da ‘koşullar ne olursa olsun, kendi iradesiyle karar alabilen ve bu kararın arkasında durup gerekli özgürlük mücadelesini kesintisiz yürüten bir halk’ haline getirmiştir.

Yaşamı, uğruna ölecek kadar sevmek

PKK’nin 40 yıllık mücadele serüveni sadece bir silahlı başkaldırı olayı değildir. Savaşın en büyüğü yaşamın yaratılması için verilmektedir. Bunun en açık kanıtı da Amed zindan direnişi olmuştur. 12 Eylül cuntasının en insanlık dışı yöntem ve işkencelerle dayattığı teslimiyet ve ihanete karşı Mazlum Doğan, Kemal Pir ve M. Hayri Durmuş gibi önder kadroların siyasi savunmadaki ısrarları, PKK parti kimliği ve öncülüğünün sahiplenilmesidir.

Kürt halkı için öngörülen yaşama bağlılık Kemal Pir’in “Biz yaşamı uğruna ölecek kadar seviyoruz” sözlerinde özetlenmiştir.

PKK ile Kürdistan’da yeni Önderlik gerçeği

Tarihin belki de en ağır sorunlarından olan Kürt sorunu, özünde bir önderlik sorunudur. Sorunun bu kadar karmaşık hale gelmesinde feodal, aşiretçi ve dar ufuklu önderliklerin rolü büyüktür. Bir halkın çıkarlarının dar aile, aşiret veya Kürt egemen sınıfının çıkarlarına kurban edilmesi bu gerçekliğe işaret eder. PKK ile bu soruna en güçlü cevap olunmuştur.

PKK Kuruluş Kongresi “Nasıl bir parti ve öncülük?” sorusuna verdiği “fedai çizgide bir parti ve öncülük” cevabı ile tarihseldir. Bu soruya ‘savaşçı, eylemci, mücadeleci bir parti’ olarak verilen yanıt PKK’yi şekillendirmiştir. PKK Kuruluş Kongresi’yle sağlam bir kuruluş gerçekleşmesini yaşamıştır.

Büyük ölüm orucunda en büyük fedailiği yapan önder kadrolardan M. Hayri Durmuş’un en zorlu koşullara rağmen “mezar taşıma ‘halkına borçludur’ yazın” sözleri PKK’nin fedai mücadele tarzı olmuş, PKK şehitler çizgisinde geliştirdiği bu direnişle de yenilmez bir kuvvet haline gelmiştir.

Klasik isyancılıktan gerilla ordusuna

1968-71 devrimci önderlerinin devlete karşı devrimci şiddet pratiğini miras alan ve onu geliştirerek aşan tek politik yapıdır PKK. Ancak ne ’68 reformist öğrenci hareketinin, ne de muhafazakâr, milliyetçi dünya görüşünü benimseyen ve devrimci bir geleneğe sahip olmayan Kürt milliyetçi hareketinin bir devamı olmamıştır. Kürt tarihini ve geçmişteki Kürt ayaklanmalarını, sömürgeci devlet yapısını, devrimci hareketleri araştırıp derinliğine analiz etmiştir.

Ciddi bir plan programa dayanmayan ve anlık öfkeyle girişilen klasik isyancılıkta başarı umudu görmeyen PKK, gerekli dersleri çıkararak düşünsel ideolojik temellerini sağlam atmış, devletin anladığı dilden ona cevap vermiş, devletin gerici zoruna karşı “devrimci zor”u teori ve pratikte başarıyla geliştirmiştir.

Öcalan bunu “Bir ülkede gerici zor ne kadar yoğun ve örgütlüyse, devrimci zor da o kadar yoğun ve örgütlü olmak zorundadır” sözleriyle özetlemiştir.

PKK mücadelesi ‘özveri ve yürek işidir’

  1. ve en uzun süreli Kürt isyanı kabul edilen PKK, “Ayaktaki Ölüler Topluluğu”nu diriltmek için 1982 Eylül’ünden itibaren sayıları 200’ü geçmeyen silahlı propaganda birliklerini Kürdistan’ın stratejik alanlarına göndermiş, “bu ciddi gizlilik ve özveri isteyen çalışmayı faşist cuntanın yarattığı tahribatları ortada kaldırmak için yapılan bir “yürek işi” olarak ele almış, disiplinini de bu çerçevede geliştirmiştir.

Bugün o “yürek işi” Kürdistan’ın dört parçasında ve Türkiye’nin birçok bölgesinde dağları, şehirleri mesken tutmuş, sayısı on binleri bulan gerilla, her alanda örgütlenen öz savunma güçleri, yüzyıllarca savunmasız bırakılan Kürt halkının en temel savunma gücü olmuştur.

70’lerde iki jandarmanın girip binlerce insana her türlü hakareti yapabildiği alanlarda, bugün iki gerillanın varlığı nedeniyle devlet ancak on binlerce askerini seferber edip girmeye çalışmakta, Kürt halkına yönelik her türlü saldırı gerilla ve öz savunma güçlerinden karşılık bulmaktadır.

Sofrada yeri öküzde sonra gelen kadın DAIŞ’ı bitiren YPJ’ye dönüştü

Kürdistan’daki tüm tabuları yıkan PKK’nin, Kürt toplumunda yarattığı en belirgin değişim dönüşüm aslında kadın konusunda görülebilir.

Nazım’ın ifadesiyle “soframızda yeri öküzden sonra gelen kadınlarımız” Kürt toplumunda adeta çocuk üretim fabrikası olarak görülmekteydi. Onun dışında yaşamda hiçbir rol tanınmayan Kürt kadını, PKK ve Öcalan’ın önderliğinde adeta yenide doğmuş, binlerce kadın en zorlu koşullarda özgürlük mücadelesi vererek kendini var etmiştir. PKK’nin kurucu üyesi Sakine Cansız’la başlayan kadının yeniden doğuşu, bugün gerillaya komutanlık ve serhildanlara öncülük edecek düzeye varmıştır.

PAJK ile partileşen ve yaşamın her alanında örgütlenen Kürt kadını, her alanda eş temsil ve eş başkanlık sistemini geliştirmeyi başarmış, tüm dünyada ve devrimci hareketlerde bir ilke daha imza atmıştır.

Binlerce kahraman şehidiyle Özgür Kadın Hareketi Bakur’da TC/AKP faşizmine; Kobani’de, Reqa’da ise AKP’nin stratejik-ideolojik müttefiki DAIŞ çetesine karşı ağır bedeller pahasına tarihi başarılar kazanmış, tüm dünya kadınlarına ve insanlığa ilham kaynağı olmuştur.

Kadın mücadelesinin 21. Yüzyılın en temel mücadelesi olacağı ve bunda askeri-siyasi örgütlü gücü olan Kürt kadınının öncü rol oynayacağı açıktır.

“Genç başladık genç bitireceğiz”

PKK, bir üniversiteli gençlik hareketi olarak doğdu. Silahlı ve politik mücadelenin yoğunlaşmasıyla birlikte sömürgeci devletlerin nefessiz bıraktığı binlerce-on binlerce genç, kendini ifade edebileceği alan olarak PKK’yi gördü. 90’lı yıllarla birlikte Türkiye çapında binlerce üniversite öğrencisi ve emekçi Kürt köylüsünün gerillaya katılımıyla gençliğin dinamizmi devrimin çarkını daha hızlı döndürmeye başladı. PKK’de kimlik ve itibar kazanan gençlik bugün Kürdistan özgürlük mücadelesinin motor gücü, dinamizmi olmaya, PKK saflarında direnişi büyütmeye devam ediyor.

Kendini bulan Kürt diğer halkları da demokratikleştiriyor

Kürdistan halkının özgürlüğü için yola çıkan PKK’nin Türkiye ve diğer sömürgeci devletlerdeki demokrasi mücadelesine de büyük katkıları olmuştur. Kürtlere boyun eğdiremeyen, Kürdistan’da mutlak egemenlik kuramayan ve mücadele karşısında sıkışan devletler, diğer halklara yönelik şiddet ve baskılarını hafifletmek zorunda kalmıştır. Ezilen halklar ise, Kürt halkının mücadele pratiğini kendine örnek almaya başlamıştır.

Ülkeden kopuş devrimci çözülmenin başlangıcıdır

12 Eylül darbesiyle birlikte Ortadoğu sahasına PKK dışında birçok “devrimci siyasi yapı” da geçmiş ve ancak bir iki yıl dayanabilmiştir. 1982-1984 yılları arasında, “önder kadro, üye ve siyasi çalışmalarını, belli bir politik perspektife sahip olmadan Avrupa’ya” yönlendiren örgütler kendi sonlarını hazırlamıştır.

Oysa bir devrimci örgüt, doğduğu topraklardan kopmamalı, mülteci konumuna düşmemeliydi. Bu durum, “eşyanın tabiatı gereği, o örgüt için zaman içinde ideolojik ve örgütsel çözülmeyi de beraberinde getirir”di. Bu gerçeği çok iyi kavrayan PKK, en kısa zamanda ülkeye dönüp Türk devletine karşı silahlı mücadeleyi başlatmış, halka karşı tarihi sorumluluk bilinciyle Kürdistan’a kök salmıştır.

Her fırsatı devrimci mücadele için imkana dönüştürme

Avrupa’da mülteci hayatı seçen örgütlerin aksine Öcalan ve PKK, Ortadoğu’da gerilla mücadelesi veren Filistinli örgütlerle, onlardan askeri ya da mali yardım almak için değil, sadece eğitim kamplarına geleceğe yönelik olarak eğitilmek üzere militan göndermek için ilişki geliştirmiştir. Bunun sonucunda elde edilen imkanlar, 15 Ağustos atılımı ve gerilla savaşının temeli olmuştur.

Teslimiyete karşı direniş

Kürt toplumunda yaşanan diğer bir değişim de direniş ve yurtseverlik ölçüleridir. Birçok örgüt mücadeleden kaçarken, PKK faşizme ve işbirlikçi-feodal gericiliğe karşı mücadeleyi yükselterek Avrupa’nın her ülkesinden ülkeye dönüşü ve gerillaya katılımı sağlayabilmiş, Avrupa’daki Kürt kitlesini ülkedeki mücadeleyle buluşturan yegane örgüt olmuştur.

Sömürgecilikle her alanda mücadele   

Silahlı mücadeleye yaklaşımına paralel olarak ideolojik ve siyasi propaganda çalışmasını yoğunlaştıran PKK, hem milyonları bulan bir kitle gücüne ulaşmış, hem de bu gücü legal siyasal alanda da etkili harekete geçirip mücadele mevzilerini geliştiren, devletlerin alanını daraltan bir pratik sergilemiştir.

Kültürel soykırım çabaları sürüyor

PKK mücadelesi sayesinde Kürt halkı, sömürgeci düşmanlarının yıllarca Kürt halkının kültürünü talan edip kendine mal ettiğini fark etmiş, başta anadili olmak üzere tüm kültürel toplumsal değerlerine daha güçlü sahip çıkmaya başlamıştır. Zengin kültürel miras ve Kürt dili, bugün Rojava’da ciddi kurumlaşmalara kavuşmuş, on binlerce çocuk artık kendi anadiliyle eğitim görmeye başlamıştır.

Ancak sömürgecilerin Kürt kültürünü dejenere edip kültürel soykırımdan sonuç alma çabaları tüm şiddetiyle devam etmektedir.

  1. yılında PKK: Henüz yazılmamış bir roman, bir şiir

Gerçek şu ki, PKK söylem ve eylem birliğindeki tutarlılıkla, tereddütsüz duruşuyla, kendine büyük özgüveni, kararlılığı ve cesaretiyle, savaş ahlakı ve ilkelerine bağlılığıyla Kürt halkının olduğu kadar düşmanlarının da saygınlığını kazanmış bir harekettir. Mücadele dolu 40 yılın her bir günü başlı başına bir romana konu olacak kadar tarihidir. Din sorununa doğru devrimci yaklaşımdan kadın özgürlüğüne, sömürgecilikten bağımsızlığa ve özgüce, yurtseverlikten doğaya, yaşama ve ahlaka değin yaşamın her alanında Kürt halkına yeni bir ufuk ve umut kazandırmıştır. Bu nedenle PKK’nin kurucu önder kadrolarından Duran Kalkan, haklı olarak “Kürdistan’da her türlü ulusal-demokratik gelişmenin altında PKK’nin imzası” olduğunu belirtir.

Koca Sovyetlerin bile cesaret edemediği paradigmal değişime PKK cesaret etmiş, devlet ve iktidara karşı geliştirdiği demokratik, ekolojik ve cinsiyet özgürlükçü yeni paradigmasıyla adeta mücadeleye yeni başlayan bir hareketin heyecanıyla yürüyüşüne kararlılıkla devam ediyor.

Etnik ve dinsel, mezhepsel ayrılıkların savaş gerekçesine dönüştüğü Ortadoğu kaosunda, ulus-devlet tuzağı yerine Rojava ve Kuzey Suriye’de geliştirilen demokratik ulus projesiyle Kürtler ve Ortadoğu halklarının da geleceğini belirleyebilecek en temel güç olmayı sürdürüyor.

ANHA