İletişim | Hakkımızda
ANHA

Viyana halkların özgürlüğünü esas alırsa başarı sağlar

ANALÎZ

ETMANÊ BEREKÊT

Suriye 4 yıldık şiddetli bir iç savaş yaşıyor. Ancak bu kriz ve savaş artık sadece Suriye’nin iç savaşı değil. Bu savaş tüm Ortadoğu’yu hatta uluslararası güçleri de etkileyecek bir karakteri var. 4 yıldan bu yana Suriye rejimi tüm İran ve Rusya’nın desteğiyle iktidarını koruyabilmeyi başardı. Ancak bu savaş süresince birçok çete ve faşist örgüt de ortaya çıktı. Özellikle de El Nusra ve DAIŞ bunlarda başı çekenler olarak öne çıktı. Bunlarının kurulduğu zemini ve kuruluş amaçlarını farklı farklı şekillerde değerlendirebiliriz. Ama sonuç olarak şunları söyleyebiliriz: hegemonik siyasetin onları beslemesi ve özellikle de Türk devleti ile Ortadoğu’daki bazı davletlerin desteğiyle DAIŞ bugün tüm dünyanın başındaki en büyük bela.

El Nusra ve DAIŞ gibi faşizan örgütler ilk başta Kürt, Êzidî, Süryani ve Arap halklarına karşı büyük katliamlar gerçekleştirdi ve çoğunu göç etmek zorunda bıraktı. Ama sonuç almadılar. Sonuç almamalarının nedeni de büyün dünyanın da kabul ettiği gibi Kürt halkının kahramanca direnişi sayesinde oldu. Suriye’de yaşanan bu 4 yıllık savaşta Kürt halkı Rojava’da direnişiyle sonuç aldı. Çünkü Kürt halkı haklıydı, örgütlüydü ve proje sahibiydi. Onun için de bugün rahatlıkla, Rojava’nın başarısı aynı zamanda insanlık onurunun savunmasıydı, diyebiliriz. Kürt halkı direnişi ve mücadelesiyle, demokratik ulus perspektifiyle ve Suriye’nin tüm halkları, inançları, mezhepleri için savunduğu özgürlük iradesiyle hem Suriye için hem de Ortadoğu için örnek oldu.

Suriye iç savaşı bütün şiddetiyle hala devam ediyor. Ama artık sadece Suriye’de devam etmiyor. Şimdiye kadar ağırlıklı olarak Kürt halkına karşı katliamlar gerçekleştiren DAIŞ; Pirsûs, Amed, Ankara katliamları ve son olarak da Paris katliamıyla savaşa yeni bir seyir kazandırmıştır. Bu da uluslararası tüm güçleri ve siyasetleri Suriye’nin durumunu ve DAIŞ çetelerinin gerçeğini daha farklı ele almalarını gerekli kılmıştır. Örneğin kendi siyasetlerine ve çıkarlarınıa göre hareket eden koalisyon uçakları da Rusya’nın savaş uçakları da DAIŞ’e karşı çözüm olamıyor. Bunun için de bu güçler mecburi olarak bir süredir Viyana’da görüşmeler yapıyorlar.

İlk başlarda Viyana toplantılarından bir sonuç çıkmadı. Son olarak da 14 Kasım 2015’te ABD ve Rusya öncülüğünde 17 ülkenin temsilcileri Viyana’da bir toplantı daha yaptı. Açıklanan sonuç bildirisine göre bazı maddelerde uzlaşı sağlanmış. Ortaya çıkan 18 aylık bir programdan söz ediliyor. Anlaşmaya göre; bu 18 ayda ateşkes yapılacak, yeni anayasa yapılarak seçimlere gidilecek. Böylece siyasi bir çözüm amaçlanıyor. Ancak planın ne kadar gerçekleşeceği konusu belirsiz. Ancak ilk defa siyasi bir adım atılmış oldu. Sene başında ise muahlefet ile rejimin görüşmelere başlayacağı ve çözüm önerilerini konuşacağı tasarlanıyor. Bu görüşmelerin akıbeti de belirsizliğini koruyor.

Viyana görüşmelerinde DAIŞ ile El Nusra muhalefet olarak kabul görülmedi. Bu doğru ve yerinde bir karar. Ateşkesler için de onlara yer verilmedi. Bu da doğru ve önemli bir nokta. Bu kararlara göre DAIŞ ve El Nusra’ya karşı savaş devam edecek. Aynı Viyana görüşmelerinde Beşar Esad’ın geleceği konusunda bir anlaşmanın çıkmadığı aşikar. Bu konu belirsizliğini koruyor. Toplantıda Rusya ile ABD’nin Suriye’nin yeniden inşası için uzun süreli bir programda anlaştıkları ortaya çıkıyor. Ancak bu anlaşmanın ayrıntıları ve detaylarına indiğimizde de ABD ile Rusya anlaşmasının ne kadar süreceği belirsiz bir durum.

Türkiye kaybetti

AKP rejiminin tavrı başından beri önemliydi. Hatırlanacağı üzere Suriye’de iç savaş çanlarının başladığı ilk günlerde en açık ve net tavır sahibi ülke, işgalci Türk devletiydi. Gel zaman, git zaman evdeki hesapları ile pazardaki hesapları tutmadı. Onlar Suriye rejiminin bir kaç hamle sonrasında yıkılacağını düşünüyorlardı. Suriye’ye dair kendilerine göre bazı öngörü ve analizleri vardı ve planlamaları da o doğrultudaydı. Biraz da ahmakça bir siyasetti. ABD, Rusya ve büyün dünyaya rağmen Suriye’nin kaderi konusunda belirleyici olmak istediler. Bu Erdoğan’ın bir kompleksiydi. Aynı zamanda da kendisini Osmanlı devleti gibi görerek hem Arapları küçük görüyor, hem de onları kendisine bağlı bir eyalet haline getirmek istiyordu. Ama öncelikle Rojava’yı tasfiye etmek istedi.

Suriye muhalefeti adı altında El Nusra ile DAIŞ gibi selefi örgütleri; Kürt, Arap, Asûrî, Süryani, Ermeni ve Türkmen halklarının başına bela etti. Erdoğan’ın tüm hesapları özellikle Kobanê direnişi karşısında çürüdü ve boşa çıktı. Ama Erdoğan ve AKP yine de Kürt düşmanlığı temelinde Suriye’nin geleceğinde söz sahibi olmak istiyor. Ama kaybettiler. Hala da yüzlerce kilometrelik bir alanda DAIŞ ile kardeş kardeş yaşıyorlar. Şüphesiz ki; tüm dünya AKP ile DAIŞ’ın bu komşuluğunun ve kardeşliğinin sadece Pirsûs, Amed ve Ankara katliamlarına değil Paris katliamına da sebebiyet verdiğini görüyor. Nasıl ki dünyanın değişik yerlerinen militanları Türkiye üzerinden Suriye’ye toplandıysa aynı yolla da şimdi dünyaya dağıtılıyor. Şu anda hem ağır bir yük altındalar hem de büyük bir baskıyla karşı karşıyalar. Bir çıkış arıyorlar. Ancak AKP ile DAIŞ ideolojik olarak da kardeş oldukları için AKP hiçbir zaman tam olarak ne DAIŞ kardeşliğinden ne de Kürt düşmanlığından vazgeçmeyecekti.

 

Bir noktaya kadar da Suudi Arabistan etkisi…

Kendi özgünlüğünde Suudi Arabistan’da Ortadoğu’da bir güçtür. Suriye rejimi karşıtlığıyla öne çıkan Suudi Arabistan, selefi grupları sonuna kadar destekledi. Onlar da Erdoğan gibi Esad’a karşı sert bir tutum içerisinde oldu. Belki Türkiye’nin uluslararası arenada fazla direnme gücü yok, ama Suudi Arabistan zenginliği, Arap kimliğinin ağırlığı ve ABD ile geliştirdiği sıkı ilişkiler sayesinde Esad karşıtı tutumunda bir değişime gitmiyor. Ama Suudi Arabistan’ın etkisi de bir yere kadardır. Esas belirleyici olan Rusya ve ABD’dir.

Sorunların sebebi olanlar çözüm gücü olmak istiyor

Bütün bunları göz önünde bulundurduğumuzda ortaya çıkan bir gerçeklik var. Suriye’deki tüm halkları ve inançların -Kürt, Arap, Asurî, Süryani, Türkmen, Ermeni, Dürzi vs.- özgürlük ve demokrasi sorunları temellice ele alınıp çözüme kavuşturulmadan Suriye krizi çözülmez. Bilindiği gibi Ortadoğu’nun sorunları ile Suriye’nin sorunları bir birinden ayrılamaz, hatta birçoğu aynıdır ve birbirine bağlıdır. Bunların tarihsel, ideolojik, dinsel, mezhepsel, kültürel ve sosyolojik nedenleri var. Bunların sebebi de toplumu baskılayan, gelişimini engelleyen, demokrasi ve özgürlük haklarını kısıtlayan hegemonik yaklaşımlardır. Ortada büyük bir paradoks var. Şimdi sorunların sebebi olanlar, sorunların çözüm gücü olmak istiyor. Oysa ki Ortadoğu sadece rahat bırakılsa tüm sorunlarını çözebilecektir. Tarihte de olduğu gibi kardeşçe birlikte yaşayabilir ve sorularını demokrasi yoluyla çözebilirler.

 

Rojava’nın devrim projesinin iyi anlaşılması gerekir

Madem gerçeklik böyle ise, Rojava Devrimi’nin önemi ve demokratik ulusun perspektifi iyi anlaşılması gerekir. Yılbaşında bütün muhalif ve rejim güçlerinin görüşmelere ve toplantılara başlayacağı söyleniyor. Bu görüşme ve toplantılarda Kürtlerin rolü en önde gelmektedir. Kürtler DAIŞ vahşeti karşısında ve zulüm ve sömürgeci Türkiye karşısında ağır bedeller ödedi. Kürt halkının onurlu mücadelesinden bahsetmiyoruz, çünkü bütün insanlık şahittir ve gerçekler göz önündedir. Şayet Kürt halkının kendi kendisini yönetmesi ve özgürlüğü kabul edilmese, çözüm adı altında öne çıkarılmaya çalışan hiç bir proje sonuç almaz ve yarım kalır. Bu nedenle iki konu önemli.

1 – Kürt halkı kendisini yılbaşında yapılacak olan toplantı için iyi hazırlamalı, konfederal bir proje olan demokratik Suriye projesini öne çıkarmalı ve toplantıda yer almalı. Kürt halkının öne çıkardığı bu proje başta bütün Suriye halkları ve insanlık için önemli bir projedir.

2- Özellikle de uluslararası koalisyon ve Rusya’nın bu gerçeği iyi görülmesi ve toplantılarda Kürtlere yer vermeleri gerekir.

Durum bu olursa Suriye krizinin çözümü için bazı adımlar atılmış oldu diyebiliriz. Bunun dışında da Kürtlerin realitesi hiçbir şekilde kabul edilmemiş olur. Böyle bir durum da Kürtlerce kabul görmeyecektir de… Buradaki en büyük sorun da yine ulus-devlet olmaktadır. Onların acıları birdir ve ortaktır. Biliniyorlar. İşgalci Türk devleti, Suriye Baas rejimi ve İran rejimi Ortadoğu’nun demokratikleşmesinde her zaman kötü bir rol oynadılar. Mesele Kürt halkının hakları olduğunda bu rejimler kendi aralarındaki tüm sorunları bir tarafa bırakarak, Kürtleri tasfiye etmeye yöneldiler. Bu rolün şimdiki temsilcileri de Erdoğan ve işgalci Türk devletidir. Rusya ile ABD’nin Türkiye’nin bu kötü siyasetine karşı ne kadar etkili olacağını bilmiyoruz. Ancak Kürt halkının 4 yıldık bir onur savaşı verdiğini biliyoruz. Demokrasi ve insan hakları adına kazanılan ne varsa Kürt halkının direnişi ve kanıyla kazanıldı. Kürt halkı bunları demokratik özerklik projesi için yaptı. Ama demokratik özerklik projesi için de hiçbir şekilde geri adım atmayacaktı. Kürdistan’ın dört parçası da Rojava ile birliktedir ve bu taleplerinin savunucusudur.

(eç)

ANHA