İletişim | Hakkımızda
ANHA

Yazar Celal: Amaç demokratik Suriye inşasını engellemektir

CÎHAD ROJ

HABER MERKEZİ – Kürt gazeteci-yazar Dana Celal, Türkiye’nin Reqqa hamlesine katılmak istemesinde ki amacının demokratik federal Suriye inşasının önüne geçmek olduğunu belirtti.

Kürt gazeteci-yazar Dana Celal, ANHA’ya verdiği demeçte Türk devletinin Reqqa hamlesinde yer alma istemesinin nedenleri ve Kuzey Suriye’ye yönelik müdahalesini değerlendirdi.

*Türk devleti, QSD güçleri ve uluslararası koalisyonun anlaşmasına rağmen Reqqa hamlesinde yer almakta bu ısrarlı? Amaç nedir?

Türkiye’nin Reqqa hamlesinde yer almak istemesinde terörle mücadele gibi bir şey söz konusu değildir. Çünkü Ankara’nın temsilcileri terörün koordinatörlüğünü yapıyor ve destek sunuyor. Türkiye’nin bu kadar ısrar etmesindeki amaç Kürtlerin hamle içindeki rolünü ortadan kaldırmaktır.

PYD Eşbaşkanı Salih Müslim, Kürt güçlerinin Reqqa hamlesinde yer almasının şartlarını ABD’nin Federal Sistemi tanıması, QSD ve YPG güçlerine ileri teknoloji silahların verilmesi, Cenevre görüşmelerinde bağımsız bir heyetle yer alınması olarak sıralamıştı. Bu şartlar Türk devletinin çıkarlarına tamamen ters düşmektedir. Aynı zamanda Türkiye siyasetine büyük bir darbe anlamına gelmektedir. Türk devletinin bu hamlede yer almak istemesindeki amaç QSD başarılarıyla teminat altına alınan Demokratik Federal Sistem’in önünü almaktır

*Türkiye bölgeye müdahalede bulunmak istiyor ancak bu durum hiçbir çevreden kabul görmüyor. Irak ve Suriye halkları Türkiye müdahalesine karşı olmasına rağmen, Türk devleti müdahale etmede neden bu kadar ısrarlı?

Türkiye’nin Musul’a yönelik müdahalesinde tarihsel bir geçmiş var. 1926 yılında Ankara anlaşmasının ardından Britanya; Musul, Süleymaniye, Kerkük ve Hewler’i Irak’a bırakmıştı.

Türkiye cumhuriyetinin ilanını olan 1923’ten beri amacı, Musul’u kendi topraklarına katmaktır. Atatürk zamanında Ankara anlaşmasına karşı çıkan meclis üyelerine, “Musul vilayetini geri alacağız” dediği ve ondan sonra gelen tüm Türk devlet  yetkilileri bunu tekrarlamıştır. Bu Erdoğan aynı şeyi söylemektedir.

Türkiye Reqqa hamlesine katılarak, DAIŞ ile elde edemedikleri tamamlamak istiyor. Sünnilerden oluşan bölge yaratmak ve Kürtlerin Demokratik Özerk bölgeler inşa ederek gerçekleştirdiği ilerleyişinin önüne geçmek istiyor. Erdoğan Musul’a ilişkin açıklamasında Sünni Arap, Kürt ve Türkmenlerden oluşan bir Sünni federal bölge oluşturmak ve bu bölgeyi Suriye ile birleştirmek istediğini açıkça ifade etmişti. Türkiye Musul’un etnik yapısı üzerine konuşuyor. Milliyetçilik vurgusuyla Til Afer’de yaşayan Şii ve Sünni Türkmenler üzerine konuşuyor. Peki Türkmen halkı Irak Baas rejimi ve DAIŞ çeteleri tarafından zulüm gördüğünde Türkiye neredeydi? Eğer ki Erdoğan bu siyasi ahmaklığına devam eder ve bu şekilde Musul’a girerse, bu Türkiye’nin sonunun başlangıcı anlamına gelir.

*KDP dışında Irak ve Başurê Kürdistanlı bütün güçler, Türkiye’nin Irak topraklarındaki varlığını kabul etmiyor. Türkiye’nin Başurê Kürdistan’daki varlığı herhangi bir tehlike arz etmiyor mu? KDP neden Türkiye’nin Başur’daki varlığına karşı sessiz?

Hangi işgal, o bölgede yaşayan halkın çıkarına olmuş ki, Türkiye’nin Başur’daki varlığı da halkın ve bölgenin çıkarına olsun? Türkiye’nin Başur’u ekonomik ve askeri anlamda işgal etmesine rağmen KDP’nin tavrı, Başur ve Rojava’daki partiler ile Qendil’in tavrıyla ortak değildir.

Musul operasyonu başlamadan önce Türk askerlerine Başur’da askeri üs açmak, Kürdistan devrimini zayıflatmak içindir. Halkımızın diğer parçalardaki siyasi ve askeri güçlerinin zayıflatılmasına dönük yaklaşımlar, Başur halkının da çıkarlarına ters düşmektedir. Ankara’nın bir süre önce yaptığı Til Efer ve Şengal’e askeri müdahale açıklaması, KDP yöneticilerinin ihanet tavrıyla gerçekleşmiştir. KDP’nin; Irak, Başur ve genel Kürdistan üzerindeki siyasetini tekrardan gözden geçirmesi gerekmektedir.

Türk Dışişleri Bakanlığı’nın şöyle bir açıklaması vardı: Ankara’da Irak’ın toprak bütünlüğünün korunmasından yanadır,” diyor. Fakat Başûr’daki Türk ordusunun karakolları bunun tersini gösteriyor. Tabi ilerde bu durum sürerse, bu herkes için büyük tehlike olacaktır. PDK’nin sadece Türk devletinin bu işgaline sesiz kalmıyor, aynı zamanda Türk ve Suudi Arabistan’ın bölge politikasının ortaklarındandır.

*AKP’nin politikaları Türkiye’yi nereye sürükler?

Bir diktatör siyasi muhaliflerinden önce gazeteciden, akademisyenden ve işverenlerden korkuyorsa, o diktatör kendi ülkesini özgürlüklerin kısıtlandığı bir yere dönüştürür. Böyle bir cumhuriyet ayakta kalabilmek için saldırılar ve kan dökmelerle ayakta kalabilir. Türkiye, saldırılarla, işgallerle demokratik çevrelere ve komşularına gözdağı vermek istiyor.

Erdoğan bölgede etnik ve mezhep savaşları çıkarma peşindedir. Ancak Türkiye, Kürt halkının Bakur ve Rojava’da edindiği kazanımların ardından bölgede rolünün kalmadığını hala öğrenemedi. Etnik savaşlar dönemseldir. Türkiye, Erdoğan’ın yöntemleriyle Osmanlı hilafetini kuramaz.

Türkiye’de yaşanacak küçük bir gelişmeyle bile, Erdoğan’ın DAIŞ ve Müslüman Kardeşler aracılığıyla gerçekleştirmek istediği İslam dünyası başkanlığı hayalleri suya düşebilir.

(ca/u)

ANHA