İletişim | Hakkımızda
ANHA

Yusif: Ortadoğu’daki kriz, yeni yılda devletler arasındaki savaşa dönüşebilir

 

HABER MERKEZİ – Kuzey Suriye Demokratik Federasyonu Yürütme Konseyi Eşbaşkanı Foza Yusif, Ortadoğu krizinin Şii-Sunni tarafları arasında yaşanan bir kriz olmadığını, farklı iktidar ve çıkar çatışmalarının olduğu bir kriz olduğunu belirterek, 2018 yılında savaş ve krizlerin faklı güçler arasında devam edeceğini söyledi. Gelişmelerin İran ve Türkiye gibi ülkelerin direkt birbirleriyle savaşaçağını gösterdiğini kaydeden Yusif, “Çetelerin merkezi Reqa ve Musul’un özgürleştirilmesiyle Türk devletinin Suriye ve Irak politikası yenilgiye uğradı. Kuzey Suriye bölgelerinde oluşturulan ve tüm kesimleri tanıyan demokratik ulus projesi, tüm Suriye’nin geleceğine etki edecek” dedi.

Kuzey Suriye Demokratik Federasyonu Yürütme Konseyi Eşbaşkanı Foza Yusif, 2018 yılında Ortadoğu’daki savaş ve krizin sona ermeyeceğini, bu krizlerin faklı güçler arasında devam edeceğini belirterek, ülkeler arasında çıkabilecek savaşlara dikkat çekti. 2017’nin en önemli olaylarından ikisinin de çetelerin merkezi Reqa ve Musul’un özgürleştirilmesi olduğunu kaydeden Yusif, bu hamlelerle Türkiye’nin Suriye ve Irak’taki tüm planlarının boşa çıkarıldığını dile getirdi.

Suriye’de devam krizin 6 yılı boyunca Kuzey Suriye bölgelerinde demokratik ulus temel alınarak yönetimler oluşturuldugunu dile getiren Yusif, tüm kesimleri tanıyan, demokrasiye dayanan, kadın özgürlüğünü esas alan projenin tüm Suriye’nin geleceğine etki edeceğini söyledi. 2018 yılının demokratik federasyon sisteminin inşa edildiği ve mücadele yılı olacağını kaydeden Yusif,  başta Suriye olmak üzere Ortadoğu’da yaşananlar ve yeni yılda olabilecekler konusunda ANHA’nın sorularını yanıtladı.

* 2017’de Ortadoğu’da yaşanan gelişmeleri nasıl değerlendiriyorsunuz?

2017 yılında Ortadoğu’da birçok gelişme yaşandı ve bu gelişmeler önümüzdeki yıla da etki edecek. Ulus-devlet ideolojisinin iflası ve beraberinde getirdiği karmaşa ve huzursuzluk ile siyasi, ekonomik ve toplumsal sorunlar, bölge halklarının tepkilerini doğurdu. Egemen sistemlerin yanlış siyasetleri sonucunda devrimler ortaya çıktı ve bölge halkları ayaklandı. Ancak bu devrimlerin örgütsüz olması ve sonrasında oluşturulan sistemlerde de yanlış siyasetlerin yürütülmesi sebebiyle sorunlar çözülmedi ve kriz hala devam ediyor. En belirgin olan örnekler şimdi Lübnan, Mısır, Yemen, Suudi Arabistan, Libya, Suriye ve Türkiye’de yaşanlardır. Bu krizlerin en başlıca sebebi, temelden çözülmemeleri ve yürütülen yanlış siyasetlerdir.

Bu sebeple, 2017 yılında da kriz devam etti, savaş derinleşti, ayrıca farklı isimlerde güçler ortaya çıktı. Tüm dünyada olaylar yaşandı, ancak bu olayların merkezi Ortadoğu ve özelde DAIŞ gibi birçok çete grubunun olduğu Suriye ile Türkiye’ydi. Ancak özellikle 2017’nin en önemli olayları, çetelerin merkezi Reqa ve Musul’un  özgürleştirilmesiyle tüm planlar boşa çıkarıldı.

*Kuzey Suriye’nin durumu ve Türkiye’nin Suriye krizindeki rolünü nasıl değerlendiriyorsunuz?

Türk devleti, içteki çöküşünü gizlemek için farklı ülkelere askeri ve siyasi müdahalede bulunuyor. Ortadoğu’daki olaylardaki rolü yıkımdı, ancak Türk devletinin Suriye’ye dönük siyaseti de yenilgiye uğradı. Türkiye, Reqa’yı özgürleştirme hamlesine katılmak istedi ve Irak’ta Başika’da askeri müdahalede bulunmaya çalıştı. Ancak tüm planları redle karşılaştı ve yenilgiye uğradı. Kuzey Kürdistan kentlerinde gerilla güçlerinin kahramanca direnişleri ile Türk devleti, sıkıştığı bir yıl yaşadı, Erdoğan hükümetinin yönetiminin diktatörlüğü ve kirli uygulamaları en üst seviyeye ulaştı. Ayrıca Türkiye’nin yardım ettiği çete grupları da planlarını uygulayamadığından, Türk devleti doğrudan bölgeye müdahale ederek özel güçleriyle İdlib’e girdi ve şimdi de başarılı olmuş gibi göstermeye çalışıyor. Bu durum da Türk devletinin birçok krizle karşı karşıya olduğunu gösteriyor. AKP hükümeti ve Erdoğan, içeride de yolsuzluk dosyalarını gizliyor, HDP gibi çözüm için çaba gösteren demokratik güçlere karşı operasyonlar yürütüyor.

*Irak’ta bir yıl içerisinde yaşananlara, DAIŞ’in elinde olan bölgelerin temizlenmesine ve Güney Kürdistan referandumunun yapılmasının ardından ortaya çıkan krizlere ilişkin görüşleriniz nelerdir?

Irak’ta DAIŞ çetelerinin gücünün kırılmasında peşmergelerin rolü gözler önündeydi. Ama Irak’ta içte demokratik olmayan siyasetler yürütülmesi ve Irak hükümetinin, ekonomik ve siyasi olarak uygun zamanda yapılmayan Güney Kürdistan referandumu sonucunu kabul etmemesi, kriz yaşanmasına ve Kerkük’e yönelik saldırının gerçekleşmesine sebep oldu. Güney Kürdistan’da yaşanan son olaylar ve birçok siyasi partiye karşı ayaklanmalar, Irak ve Güney Kürdistan iktidarlarının demokratik siyaset yürütmesi gerektiğini göstermiştir.

*İran’ın Ortadoğu’da yaşanan krizlerdeki payı ve tutumu nedir?

İran’ın, Irak, Suriye ve Yemen gibi ülkelere askeri ve siyasi müdahaleleri, klasik kendi iç sorunlarını diğer Ortadoğu ülkelerine yayma siyaseti, yaşanan krizlerdeki rolünü açık ve temel kılıyor. Bu yüzden Yemen krizi, Yemen yurttaşlarının krizi değil, İran’ın krizidir ve İran bu krizlerle dışardaki birçok hesabını netleştirmek istiyor. Ayrıca Suriye’deki müdahaleleri de Şii blokuna müdahale değil, İran çıkarları içindir. Lübnan meselesinde El Hariri, Hizbullah’a ve böylece İran’a etki etmek için Suudi Arabistan’a giderek istifasını sundu. Bu olay üzerine, bölgede İran egemenliğine sınır koyma çabaları olduğunu söylemek mümkün. Sonuç olarak, uluslararası ve bölgesel birçok güç, İran’ın bölgedeki hakimiyetini sınırlamak istiyor denilebilir.

İran’ın isteği, Ortadoğu krizinin devam etmesidir. Çünkü bu krizler sona ererse, dünyanın gözleri İran’ın içine çevrilecek. İran, özellikle Suriye’de kimi çözümler geliştirebilirdi, ancak bunu yapmadı, tersine konuyu daha da derinleştirdi.

Bunun yanında Türk devleti, Sunni cephesinde ılımlı İslamı desteklemeye çalıştı. Türk devletinin üstlendiği bu rol da başarısız oldu. Suudi Arabistan da bu son süreçte Amerika tehditleri sebebiyle tutumunu ve bölge siyasetini değiştirdi. Suudi Arabistan şimdi, Ortadoğu sorunlarının hepsine  temelden bir çözüm göstermeye çalışıyor. Ortadoğu krizi Şii-Sunni tarafları arasında bir kriz değil; farklı iktidar ve çıkar çatışmalarının olduğu bir krizdir. 2017 yılında yaşananlar, bir ülkedeki savaşın bittiğini ve ülkeler arası savaşın çıkacağını yani İran ve Türkiye gibi ülkelerin direkt birbirleriyle savaşaçağını gösteriyor.

2018 yılında savaş ve kriz sona ermiyor, bu krizler faklı güçler arasında devam edecek.

Suriye rejimi birçok bölgede çekildi. 2017 yılında Suriye krizi ve mevcut savaş devam etti, ayrıca Cenevre, Riyad ve Astana gibi toplantılar düğümlendi ve Suriye krizi için hiçbir sonuç çıkmadı.

Suriye rejim güçleri, İran ve Rusya yardımlarıyla, Dêra Zor’da birçok bölgede ve Bukemal’de hakimiyet kurabildi ve moralini yükseltmeye çalışarak, bölgede operasyon gerçekleştirerek DAIŞ’i yenmiş gibi göstermeye çalıştı.

Suriye rejiminin Astana’da alınan Suriye’nin güneyi ve batısındaki bölgelerde çatışmanın azaltılması kararından yararlandığı ve Rusya’nın planının başarılı olduğu söylenebilir. Bu plan sayesinde Suriye rejimi, Rusya ve İran yardımıyla Dêra Zor ve Bukemal’de ilerleyebildi. Çatışmanın azalltılması kararı ile silahlı grupların çatışmadan uzak durmasını sağladı ve Türkiye de rejim ve Rusya ile kimi anlaşmaları imzalamak ve Libya’ya müdahalesini meşrulaştırmak için bu gruplardan vazgeçti. Ayrıca kendisini muhalefet olarak adlandıran bu silahlı gruplar siyasi ve askeri olarak ağır darbeye uğradı.

Erdoğan’ın asla kendilerini bırakmayacağına inanması ve ardından bırakması, muhalafet için siyasi ve askeri olarak ağır bir darbe oldu. Suriye muhalefetinin Riyad toplantısının ardından da alt üst olduğu söylenebilir.

Cenevre-8 görüşmelerinde, Suriye rejiminin hala müzakerelere ve diyalog masasında yer almaya hazır olmadığı  açığa  çıktı. Hala Suriye krizinin çözüm anahtarının yalnızca kendi elinde olduğuna ve terörle savaşmaya gücünün yeteceğine inanıyor ve süreçten fayda sağlamaya çalışıyor.

*Kuzey Suriye’deki gelişmelere ilişkin neler söyleyebilirsiniz?

Kuzey Suriye’de tarihi değişimler yaşandı. Kuzey Suriye bileşenleri, özellikle siyasi alanda Kuzey Suriye Demokratik Federasyonu’na doğru ciddi adımlar attı. Seçim yasası ve bileşenler tarafından alınan tüm kararlar hayata geçirilerek, seçimlerin birinci ve ikinci aşamaları gerçekleştirildi; yönetim, ekonomi ve savunma sisteminin temeli belirlendi.

Bu gelişmelerin yanında Reqa, Tebqa ve Dêra Zor’un doğu kırsalının özgürleştirilmesi, askeri alandaki büyük önemli başarılardı ve sadece Kuzey Suriye’de değil, tüm Suriye’de olumlu sonuçları oldu.

Kuzey Suriye’deki gelişmeler devrimcidir; hala sorunlara temelden çözüm getiremeyen, dönemsel çözümlere sığınan Suriye’nin diğer bölgeleri gibi değildir.

Suriye halkı baş kaldıırdı ve savaşarak kanını feda etti. Bunu halkların haklarının ihlal edildiği merkezi bir sistem için değil, özgür ve demokratik bir yaşam için yaptılar.

Suriyeli yurttaşların kanının aktığı krizin 6 yılı boyunca, Kuzey Suriye bölgelerinde demokratik ulus temel alınarak yönetimler oluşturuldu. Tüm kesimleri tanıyan, demokrasiye dayanan, kadın özgürlüğünü esas alan sistemle Kuzey Suriye bölge halkının aydınlık bir gelecek umudu oldu.

Ancak bunlar tehlike olmadığı anlamına gelmiyor. Türk devletinin Efrin bölgesine yönelik tehditleri, ayrıca Suriye rejiminin açıklamaları, tek ulus, tek bayrak ve tek dil fikrine dayanan, diğer kesimleri inkar eden bazı güçlerin hala varolduğunu gösteriyor. Bu güçler demokratik ulus projesine düşmanlık edeceklerdir, çünkü Suriye’nin demokratik bir ülke olmasını istemiyorlar ve 20.yy’daki iktidar zihniyetlerini devam ettirmek istiyorlar.

Ancak Suriye krizinin başından beri, Suriye halkları gerçeği gördü. Artık mezhep savaşlarının onların çıkarına olmadığını biliyorlar, bu yüzden de Kuzey Suriye’de üçüncü çizgide ve tüm bileşenlerin çıkarlarını esas alan, sistemde temelden bir değişimi getirecek bir siyaset yürüttük. Bu sebeple  Kuzey Suriye’de yürütülen sistem, tüm Suriye’nin geleceğine etki edecek.

*Son olarak, yeni yıl vesilesiyle Kuzey Suriye halkına ne söylemek istersiniz?

2018 yılı demokratik federasyon sisteminin inşa edildiği yıl ve ayrıca mücadele yılı olacak. Konuya objektif yaklaşarak kabul etmeliyiz ki; mücadele ve aynı zamanda inşa yılı olacak. Çünkü tehditlere uğruyoruz ve bu tehditlere karşılık vermeye de hazır olmalıyız. Ayrıca kazanımlarımızı korumak için de savunma sistemimizi güçlendirmeliyiz.

ANHA